AKİT MENÜ

Okur Postası

Cebiniz Doluysa Davanızı da mı Unutursunuz?

Gazetemiz okurlarından Oktay Yüksel \ Afyonkarahisar 'Cebiniz Doluysa Davanızı da mı Unutursunuz?' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Haber Merkezi

Türkiye’nin yakın tarihini bilmeyenler bugün başörtüsü tartışmalarını basit bir kıyafet meselesi sanabilir. Ama bu ülkenin hafızası olanlar bilir ki mesele hiçbir zaman başörtüsü olmadı. Mesele, bir kesimin yıllarca ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesiydi.
Önce üniversite kapılarında durduruldular.
“Ya başını açacaksın ya okulunu bırakacaksın” denildi.
Sonra kamunun kapıları yüzlerine kapatıldı.
Devlet memuru olamadılar.
Askeriyeye alınmadılar.
Hak ettikleri halde görev verilmedi.
Evladının yemin törenine, düğününe, mezuniyetine başörtülü olduğu için alınmayan anneler oldu.
İş dünyasında “yeşil sermaye” yaftası vurularak dışlanan insanlar oldu.
Sadece inandıkları gibi yaşamak istedikleri için fişlendiler.
Bugün bunları anlatınca bazıları rahatsız oluyor.

 

Çünkü unutulsun istiyorlar.
Ama unutulmadı.
Son günlerde yaşananlar da bunun neden unutulmaması gerektiğini gösteriyor.
Batman’da yüzlerce genç kızın katıldığı tesettür programı üzerinden nefret dili üretildi. Antalya’da tatilde bulunan tesettürlü kadınlara yönelik sözlü taciz girişimi gündeme geldi. Sosyal medyada başörtülü kadınlar için insanlık dışı ifadeler kullanan kişiler çıktı.
Bunlar tek tek yaşanan münferit olaylar olabilir.
Ama toplumun önemli bir kesimi bunları bir araya koyduğunda ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba eski zihniyet yeniden mi cesaret buluyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Arkanızda biz varız.” mesajı bu yüzden önemlidir.
Çünkü başörtüsü meselesi sadece bugünün değil, Türkiye’nin demokrasi sınavlarından biridir.
Fakat muhafazakâr camiada artık başka bir beklenti de oluşmuş durumda.
Diyorlar ki;
“Bu mesele kişilerin iyi niyetine bırakılmamalı. Hukuki güvence altına alınmalı. Yarın iktidar değiştiğinde hiç kimse yeniden insanların inancı üzerinden hesaplaşmaya kalkamasın.”

 

Bu talep gayet meşrudur.
Çünkü temel haklar seçim sonuçlarına göre değişmez.
İktidar değişince özgürlüklerin değiştiği bir ülke güçlü bir demokrasi olamaz.
İşin beni asıl düşündüren tarafı ise başka.
Yıllarca bu baskıları yaşamış insanların önemli bir kısmı bugün sadece cebini konuşuyor.
Ekonomi elbette önemlidir.
Kimse geçim sıkıntısını küçümseyemez.
İnsan daha iyi şartlarda yaşamak ister.
Ama insan sadece cebinden ibaret değildir.
Bugün “Başörtüsüne kim dokunuyor ki, önce ekonomiyi düzeltin.” diyenlerin bir kısmı, dün başörtüsü yüzünden devlet kapısından çevrilen insanlardı.
Dün kendisine yapılan haksızlığı unutup bugün sadece market fiyatlarından ibaret bir siyaset anlayışına teslim olmak büyük bir çelişkidir.
Çünkü özgürlüğünüzü kaybettikten sonra cebinizdeki paranın da bir anlamı kalmaz.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Özgürlükler bir gecede kaybedilebilir.
Ama geri kazanılması bazen onlarca yıl sürer.
Bugün bazı çevrelerin kullandığı dil de dikkat çekicidir.

 

Başörtülü kadınları aşağılayan, küçümseyen, hedef gösteren ifadeler sıradanlaştırılıyor.
Sonra da buna tepki gösterenlere “Abartıyorsunuz.” deniliyor.
Hayır.
Bu toplum geçmişte yaşadıklarını unutmadığı için hassastır.
Çünkü bu ülkede insanlar sırf başörtülü diye eğitim hakkından mahrum bırakıldı.
Çalışma hakkı elinden alındı.
İnsan onuru ayaklar altına alındı.
Bunları yaşayan nesil hâlâ hayattayken kimse “Artık böyle şeyler olmaz.” diyerek toplumsal hafızayı yok sayamaz.
Daha da tehlikelisi şu...
Bugün iktidara gelmeden bu kadar rahat konuşabilen, başörtüsünü yeniden tartışmaya açabilen bir zihniyet, yarın iktidar olduğunda nasıl davranacağı konusunda doğal olarak soru işaretleri oluşturuyor.
Kimsenin niyetini okuyamayız.
Ancak geçmiş tecrübeler nedeniyle insanların endişe duymasını da küçümseyemeyiz.
İşte tam da bu yüzden mesele kişiler değildir.
Mesele sistemdir.
Mesele hukuktur.
Mesele özgürlüklerin iktidarlara göre şekillenmeyecek kadar sağlam güvence altına alınmasıdır.
Bir başka gerçek daha var.
Toplumların zihinleri sadece siyasetle şekillenmez.
Televizyonlar şekillendirir.
Gazeteler şekillendirir.
Sosyal medya şekillendirir.
Okullarda verilen eğitim şekillendirir.

 

Kültür-sanat şekillendirir.
Yıllarca “başörtülü gericidir”, “dindar kamuda olmaz”, “bunlar yaşam tarzımıza müdahale edecek” algısıyla büyütülen nesillerin bugün aynı dili kullanmasına şaşırmamak gerekir.
İşte mücadele edilmesi gereken yer tam da burasıdır.
Bu mesele AK Parti meselesi değildir.
Yarın AK Parti gider, başka bir parti gelir.
Mesele, Türkiye’de hiçbir vatandaşın bir daha inancı, kıyafeti veya yaşam tarzı nedeniyle ötekileştirilmemesidir.
Çünkü dava sadece seçim kazanmak değildir.
Dava, bu ülkenin ortak vicdanını koruyabilmektir.
Ve unutulmamalıdır ki...
Ekonomi bozulur, düzelir.
İktidarlar gelir, gider.
Ama toplumun hafızası silinirse, değerlerini kaybederse ve özgürlüklerini sıradanlaştırırsa, işte o zaman kaybedilen sadece para değil, bir milletin geleceği olur.

Yorumlara Git

Erdoğan’dan zirve öncesi NATO’ya mesaj: Güvenlik anlayışımızı yeniden şekillendirmeliyiz

Destici'den o baroya LGBT tepkisi: 'Ahlaksızlığa sahip çıkan sapkınlık özentisi taşır'

AB’den Türkiye yorumu: NATO'nun en büyük ikinci ordusu

İçişleri Bakanlığı: 2’si Gri, 1’i Sarı listede aranan 134 PKK'lı terörist teslim oldu

Müptezel Müjdat parayı görünce arkasına bile bakmadı: Atatürk’ü barlar sokağında satıp kaçtı!