Gündem
Komünizmden milliyetçi muhafazakâr çizgiye nasıl gelindi! Göktay'dan Erdoğan'a değişen MTTB ruhu
Türk tiyatrosunun eski oyuncularından Zihni Göktay’ın vefatının ardından yas tutması gereken solak medya organları, yine zihniyetlerini konuşturarak sanatçının hatırasını kirli bir ideolojik kavganın mezesi yapmaya kalkıştı. Oda TV'de Faik Alkan'ın kaleme aldığı yazıyla kendilerinden olmayanı sanattan anlamamakla suçlayan odaklar, cenaze üzerinden algı operasyonuna girişerek Milli Türk Talebe Birliği'nin (MTTB) milli ve manevi değerleri kuşanarak komünist tahakküme karşı verdiği tarihi uyanışı bir "gerileme" gibi pazarlamaya yeltendi.
Özellikle 1965’te Rasim Cinisli dönemiyle birlikte MTTB'nin çatısı altında yaptığı amatör tiyatro çalışmalarını dillerine dolayan solak kalemler, "Eskiden orada sanat vardı, sonra milliyetçi-muhafazakâr çizgi geldi, sanat bitti" yalanıyla buram buram hazımsızlık kokan bir manşete imza attı.
Kendi ideolojik dogmalarına köle olmayan hiç kimsenin tiyatro, edebiyat veya kültür üretemeyeceğini iddia eden bu faşizan bakış açısı, asıl niyetinin sanat değil, aziz milletimizin değerleriyle hesaplaşmak olduğunu bir kez daha kanıtladı.
MTTB'nin komünizm tehlikesine karşı Anadolu insanının gür sesi haline geldiği o dönemi "sloganlaşma" diyerek küçümsemeye çalışan güruh, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da aynı sahneden yetişmiş olmasını hazmedemeyerek hedef aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sahneye çıkışı solun ezberlerini darmadağın etti!
MTTB'nin Rasim Cinisli ve İsmail Kahraman gibi liderlerin öncülüğünde vatansever gençlerin gür sesi haline geldiği o dönemi "sloganlaşma" diyerek küçümsemeye çalışan odakların ezberleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da aynı sahneden yetişmiş olmasıyla darmadağın oldu.
İşte ODATV'den Faik Alkan'ın buram buram hazımsızlık ve tahkir kokan o yazısı...
Kaybettiğimiz sanatçı Zihni Göktay'ın yaşamı, yalnızca büyük bir tiyatro ustasının biyografisi değil...
Sanatçını ömrüne bakınca, son yetmiş beş yılda Türkiye'nin kültür ve düşünce dünyasında yaşanan büyük değişim de görünür hale gelir.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Millî Türk Talebe Birliği... Bir zamanlar tiyatro yapan, şiir dinletileri düzenleyen ve sanatçı yetiştiren bu kurum, birkaç yıl içinde Soğuk Savaş'ın sert ideolojik ikliminde bambaşka bir kimliğe büründü…
Bu büyük değişimi anlamak için önce küçük bir dükkana, İstanbul Fatih semtinin gündelik hayatına dönmek gerekir. Çünkü Zihni Göktay'ı sahneye taşıyan yol, siyasal koridorlardan değil, bir esnaf ailesinin mütevazı dünyasından başladı.
MTTB KAPISI
Tiyatroya merakı giderek artan Zihni Göktay, o yıllarda pek çok genç gibi kendisini MTTB'nin tiyatro kolunda buldu. Profesyonel sahneye çıkmanın kolay olmadığı bu dönemde, MTTB genç oyuncuların prova yaptığı, oyun sahnelediği ve deneyim kazandığı en önemli adreslerden biriydi.
Kimler yoktu ki? Aynı koridorlarda Metin Akpınar ile Zeki Alasya gibi genç tiyatrocular prova yapıyor, sahne deneyimi kazanıyordu.
Henüz kimsenin tanımadığı bu gençler, ileride Türkiye'nin sanat ve düşünce hayatına yön verecek isimlere dönüşecekti.
İşte o oyun provalarında Zihni Göktay diğer oyuncular gibi sahnede yürümeyi, aynı kuliste beklemeyi, seyircinin karşısına çıkmayı öğrendi.
Genç oyuncuları yolu daha sonra farklı yönlere açıldı.
Metin Akpınar ile Zeki Alasya, Devekuşu Kabare'yi kurarak Türk tiyatrosunda yeni bir dönem başlattı. Zihni Göktay ise önce Ankara Meydan Sahnesi'nde, ardından İstanbul Şehir Tiyatroları'nda kendi çizgisini oluşturdu. Yıllar sonra yolları bu kez Devekuşu Kabare sahnesinde yeniden kesişti. Gençliklerinde aynı amatör sahneyi paylaşan üç oyuncu, bu kez Türk tiyatrosunun ustaları olarak aynı alkışı topladı…
MTTB’NİN DEĞİŞEN RUHU
Genç oyuncuların 1960'ların sonunda MTTB'den uzaklaşmasının tek nedeni meslek hayatlarının başlaması değildi. Aynı yıllarda MTTB'nin kendisi de hızla değişiyordu. 1965'te Rasim Cinisli'nin genel başkan seçilmesiyle başlayan süreçte teşkilat, Soğuk Savaş'ın sert ideolojik iklimine uygun yeni bir yön kazandı.
Milliyetçi-muhafazakâr çizgi giderek belirginleşirken, anti-komünizm kurumun temel eksenlerinden biri haline geldi. Bir zamanlar tiyatro, edebiyat ve sanatın canlı biçimde var olduğu MTTB'de kültürel faaliyetler ikinci plana çekildi ve ideolojik mücadele giderek ağırlık kazandı.
Değişen yalnızca kuşaklar değildi; MTTB'nin ruhu da değişiyordu.
Türkiye'nin NATO üyeliği sonrasında güçlenen anti-komünist atmosfer, MTTB'nin kimliğini de dönüştürdü. Milliyetçi-muhafazakâr çizgi öne çıktı; anti-komünizm teşkilatın temel eksenlerinden biri haline geldi. İsmail Kahraman’ın başkanlığı döneminde bu yönelim daha da belirginleşti.
Elbette tiyatro bir günde ortadan kalkmadı. Ancak merkeze artık sanat değil, ideolojik mücadele yerleşti. Bir zamanlar dekor taşınan koridorlarda siyasal bildiriler konuşuluyor, prova salonlarının yerini konferanslar ve miting hazırlıkları alıyordu.
MTTB'nin kültürel ağırlığı giderek siyasetin gölgesinde kaldı.
TİYATROCU ERDOĞAN
Bu dönüşümün en çarpıcı simgelerinden biri de tiyatronun değişen içeriğiydi. Soner Yalçın'ın “Kayıp Sicil” kitabında aktardığına göre, MTTB'nin sonraki döneminde Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları (Mason Komünist Yahudi isminin kısaltılmışı olan)"Mas-kom-yah" adlı oyunda sahneye çıktılar.
Aynı çatı altında tiyatro devam etti fakat artık amaç ve içerik farklılaştı. Zihni Göktay, Metin Akpınar, Zeki Alasya'nın tiyatroyu sanatın dili olarak yaşadığı MTTB, yeni kuşakta ideolojik kimliğin taşıyıcısı haline geldi.
Yani değişen yalnızca oyuncular değildi, sahnenin anlamıydı.
Zihni Göktay'ın hayatı bu değişimi anlatmanın en etkili yolu. Çünkü o, MTTB'nin sanatın önde geldiği döneminin tanığıydı. Ardından gelen kuşak ise aynı kurumun Soğuk Savaş'ın siyasal diliyle yeniden biçimlendiği yılları yaşadı.
Bu nedenle MTTB'nin tarihi yalnızca bir öğrenci teşkilatının tarihi değil, Türkiye'de kültürün nasıl siyasallaştığının da tarihi…
Bu yüzden Zihni Göktay'ın ardından sadece büyük bir oyuncuyu değil, bir dönemin kültür iklimini de uğurluyoruz. Bazen asıl kaybedilen bir sanatçı değil, onun yetişmesini mümkün kılan sahnedir…