AKİT MENÜ

Okur Postası

II. Abdülhamid'in İslam Birliği panislamizm hareketleri

İslamcılık, 19. yüzyılda bazı Müslüman aydınların aradığı kurtuluş reçetelerinden biri olarak günümüzdeki anlamlarıyla ortaya çıkmıştır.

Haber Merkezi

Prof. Dr. Beyhan Asma

İslamcılık, özellikle Batı sömürgesine ve işgaline karşı İslam coğrafyalarında siyasal birlik ideolojisinin bir aracı olarak kabul görmeye başlaması Osmanlı açısından II. Meşrutiyet süreci ile gerçekleşmeye başlamıştır. Bu düşünce özellikle II. Abdülhamit dönemi politikalarında başat bir rol oynamış ancak II. Abdülhamit’in hal edilmesinden sonra terk edilmiştir. Bununla birlikte İslamcılığın fraksiyonları da dikkate alındığında uzlaşılmış tek ve genel geçer bir tanımından bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Bu durum üzerinde ise coğrafya, kültür, etkileşim, mezhep, devlet algısı ve çıkarları, ekonomik ve politik tercihler gibi çeşitli etkiler yer almaktadır.

Bütün bu etkiler ve İslamcılığın gelişim serüveni içerisinde, II. Abdülhamit dönemi oldukça önemli tecrübeler sunmaktadır. Kuşkusuz yakın tarihin önemli tecrübeleri ve politik stratejileri çoğu kez günümüzdeki bölgesel ve küresel siyaset konuları açısından önem arz etmektedir. Bu tecrübeler devletlerin dış politika tercihlerini ve faaliyetlerini yönlendirmede etkili olabilmektedir. Osmanlının son döneminde II. Sultan Abdülhamit düşmanın ne düzeyde tehlike oluşturduğunun farkına varmış ve İslam birliği anlayışını tüm imkanlarını seferber ederek gerçekleştirme mücadelesi vermiştir.

 

Bu düşünceye olan ihtiyacın düzeyini fark etmiş ve Müslümanların birliği yaklaşımını gündemde tutmuştur. Bu bir yerde teorinin pratiğe yansıtılması, düşüncenin analizi ve meydan çalışması olmuştur. Dinin özünde var olan düşüncenin tatbikinin yapılmasıdır. Toplumda konuyla ilgili zemin bulunmaktadır. Müslümanların özde ayrılıkları bulunmamaktadır. Ayrılık ayrıntıdadır. Ortaya çıkan fitneler ise düşmanın tuzak, hile ve oyunlarından ibarettir. Müslümanların bunun bilincinde olması ve gaflete düşmemesi gerekmektedir. Sultanın çare olarak düşündüğü bu yaklaşımın canlı tutulması bir dönem de olsa Müslümanları bir arada tutma imkanı sağlamıştır. Sultan II. Abdülhamit ile birlikte sonu gelen bir başka şey daha vardır. Bu da onun İslam Birliği düşüncesi ve diğer buna benzer fikirleridir.
Bunların başında da onun Müslümanlara sahip çıkma, onların elinden tutma, onlar için fedakarlık yapma ve onlara olabildiğince yardımcı olma düşüncesidir. Zira iman etmiş olmak paylaşmayı, birlikte hareket etmeyi, istişarede bulunmayı ve nimetlerden birlikte yararlanmayı beraberinde getirmektedir. O yapabildiğince Müslümanların iyiliği için çaba vermiştir.

 

Fakat bir gerçek var ki o da dönemin artık hasmın çok güçlü duruma geldiği ve birlikte hareket ettiği, Müslümanların ise zayıf olduğu dönemdir. Sultan İttihad-ı İslam fikrini uygulamak için projeler geliştirse de onun zamanında Müslümanlar sömürgelerin eline geçmiş durumdadırlar. Onun çabası ise verebileceği desteği vermek ve din kardeşliği fikrinin getirdiği sorumluluğun bilincinde olmaktır. Batı güçlüydü. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Müslümanlar, Batının sömürgesinde eziliyordu. Hıristiyan gücüne karşı Müslüman gücü oluşturmanın dışında hiçbir çare yoktu. Etrafında toplanarak faaliyet yürütebilecek tek güç Osmanlı halifesiydi. Onun dışında dünya Müslümanlarını kucaklayan bir güç yoktu. Bunun gerekli olduğunu sömürgede yaşayan Müslümanlar fark etmişti.

 

Fakat dikkati çeken bir gariplik vardı. Sultan çok sayıda eğitim kurumu açıyor, insan yetiştirmekle sorunların çözüleceğini düşünüyordu. Yetişmiş insanla olumlu sonuçlar alınacağına inanıyordu. Cehaletten kurtuluş ve bilgiyi yaygın hale getirmek insanlar için kurtuluş olacaktı. Sonuca bakıldığında açılan eğitim kurumlarında yetişenler sultana ve onun İslam Birliği düşüncesinin de aleyhindeydi. Batının ilerlediğini görerek kendi acizliğini fark etmek yaygın bakış açısıydı. İslam Birliği sadece bir sembol, halife de sembolik bir şahsiyetti. Sulatan’ın açtığı eğitim kurumları da misyonerlerin eğitim kurumlarına alternatif olacak kurumlardı. Fakat misyoner okullarından yetişenler yetiştirildikleri gaye uğrunda faaliyet göstermişlerdir. Sultanın yetiştirdikleri ise onun ve Osmanlının aleyhinde faaliyetlerin içinde olmuşlardır. Panislamizm özellikle sömürge altındaki İslam ülkelerinde olağanüstü popüler olmuş ve oralarda milli kimliklerin gelişmesinde son derece önemli rol almıştır. Halifeliğin Osmanlılarda olması avantaj olmakla beraber, dezavantaj olan pek çok olumsuzluk devletin kötü sonunu hazırlamıştır.
Din kardeşliği düşüncesinin gereğini hayata yansıtma, sevinç ve acıda birbirinin yanında olma ve maddi ve manevi imkanları paylaşma II. Abdülhamid’in önemli bir projesidir. Sultanın döneminde İslam Birliği/Panislamizm dini olduğu kadar siyasi gelişmeleri de içermektedir. Müslümanların ilişkilerine canlılık getirmiştir. Bu düşüncenin ortaya çıkışının sebepleri vardır. En belirgini dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların yaşadığı meşakkatlerdir. Zor şartlar altındaki dünya Müslümanları bu düşünceden hareketle canlanacak bir beklentiye girmişlerdir.

 

Sultanın İslam Birliği fikrine dünya Müslümanlarından yeterli cevabı aldığı ve katkıları gördüğünü söylemek mümkün değildir. Başa gelenleri biraz da Müslümanların birlik ve bütünlük bilincine eremedikleri için felaketleri yaşadıklarını görmek gerekmektedir. İslam’ın Müslümanların birlik halinde hareket etmeleri çağrısı onun özünü ve ruhunu oluşturan bir davettir. Dinin metinleri ayet ve hadisleriyle bu konuda çok sayıda öğüt sunmuş ve bunların uygulanmasını istemiştir.

Yorumlara Git

Yolsuzluk soruşturmaları derinleşiyor! 375 kilogram altın ve milyonlarca dolarlık mal varlığına el konuldu

FETÖ'ye bir darbe de Mersin'den: 58 militan kıskıvrak yakalandı

Bu kafayı kuşa taksan ters uçar Soykırımcıdan işgalciyi durdurmasını bekliyor!

Bu isimleri neredeyse kral ilan edeceklerdi! “Kemalizm tarikatının şeyhleri” tek tek patladı

8 ilde FETÖ'nün emniyet mahrem yapılanmasına eş zamanlı operasyon! Gözaltılar var