AKİT MENÜ

Gündem

Bahçeli, NATO Zirvesi'ni işaret etti: Ankara küresel siyasetin rotasını çizdi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, Türkiye'de yapılan NATO zirvesini işaret ederek, "Dün esarete geçit vermeyen Millî Mücadele'nin karargâhı, bugün ise dünya liderlerini ağırlayarak küresel siyasetin rotasını çizen pusuladır." ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. 

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Gönül ve kültür coğrafyalarımızda nice müşkülata rağmen şahsiyetini muhafaza ederek haysiyetli bir hayatın mücadelesini veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu mümtaz çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten bahtiyarlık duyuyorum. Her birinizi en derin kardeşlik duygularımla, hürmet ve muhabbetle kucaklıyorum.

Tarihin bazı perdeleri vardır. Sadece geçmişte olup biteni göstermekle kalmaz; içinde yaşadığımız zamana da çarpıcı bir şekilde ayna olur. Henüz görünmeyenin işaretlerini, bilinmeyenlerin haberini ve geleceğin muhtemel istikametlerini de aynı anda sezdirir.

"KÜRESEL SİYASETİN ROTASINI ÇİZEN PUSULADIR"

Bazı meclisler vardır ki yalnızca devlet başkanlarının teşriflerinden ibaret görünse de derinlerdeki niyetleri, milletlerin karakterlerini, saklı kalmış güç merkezlerini ve zamanın henüz duyulmayan ayak seslerini tek bir mekânda düğümler.

Bazı şehirler vardır ki ev sahipliği yaptıkları hadiseyle değil, hadisenin ruhuna kazandırdıkları mana ve tarihin akışına attıkları imzayla hüviyetlerini tasdik eder.

İşte Ankara böyledir.

Polatlı bozkırlarından yankılanan top seslerine rağmen adımlarını geriye atmayan; Sakarya'nın kanla yoğrulmuş siperlerinde milletimizin varlık-yokluk imtihanına şahitlik eden; ulvi duaların, tekbirlerin ve istiklal yeminlerinin birbirine karıştığı, büyük direniş iradesinin Birinci Meclis'in duvarlarına sindiği Ankara...

Dün esarete geçit vermeyen Millî Mücadele'nin karargâhı, bugün ise dünya liderlerini ağırlayarak küresel siyasetin rotasını çizen pusuladır.

Ankara; işgal kapıya dayandığında geri çekilmeyen iradenin, yokluk içinde devletimizi küllerinden yeniden doğuran, ateşten gömlek giyip milletine istiklal biçen ferasetin adıdır.

Bir zamanlar direnişin karargâhı olan bu aziz şehir, bugün küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı uluslararası platformlara ev sahipliği yaparken yeni dönemin stratejik tartışmalarına istikamet kazandıran bir merkez olduğunu göstermiştir.

NATO ANKARA ZİRVESİ

Bu sebeple Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumak; eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacaktır.

Ankara'da 70 yılı aşan ittifak hukukunun muhasebesi yapılmış, Soğuk Savaş yıllarının hayalet cephe hatlarından bugünün çok katmanlı güvenlik bunalımlarına uzanan uzun yolun hesabı görülmüştür.

Ankara'da NATO'nun 5'inci maddesindeki müşterek savunma ruhundan Ukrayna'ya verilen askerî desteğin geleceğine, 50 milyar doları aşan yeni tedarik hamlelerinden savunma sanayisinde ortak üretim arayışlarına, Avrupa'nın yıllarca ertelediği caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran'ın nükleer programından Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer emniyetine, Suriye'de açılmak istenen yeni sayfadan Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerimize kadar geniş bir güvenlik kuşağının önünde duran bütün açmazlar aynı anda ele alınmıştır.

Ankara'da müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yavan kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri birbiri ardına sıralamaktan ibaret olmadığı; hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açıkça anlaşılmıştır.

Zira devletler de ittifaklar da kürsülerden haykırılan süslü beyanların geçici cazibesiyle değil; badire anlarında sınanan sadakatlerin, yük omuzlara çöktüğünde gözlerin çevrildiği adaletin ve gecesini gündüzüne katarak çalışan iradenin gösterdiği sebatla ayakta durur.

Kadim Türk devlet mirası, bu hakikati zamanın aşındıramadığı mutlak bir esas olarak akıllarımıza nakşetmiştir.

Bilge Tonyukuk'un bin yılı aşkın zaman önce, "Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım." derken anlattığı şey ne kadar yorulduğu değil; devleti kurmanın, devleti yaşatmanın ve milleti felaketten sakınmanın bedelinin ne denli ağır olduğudur.

"TÜRKİYE YENİ DÖNEMİN KURUCU AKTÖRLERİNDEN OLDU"

Bilge Tonyukuk'un bin yılı aşkın zaman önce, "Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım." derken anlattığı şey ne kadar yorulduğu değil; devleti kurmanın, devleti yaşatmanın ve milleti felaketten sakınmanın bedelinin ne denli ağır olduğudur.

Bugün de karşımızdaki resim aynı duruma işaret etmektedir.

Şimdi size soruyorum: Zamanın akışını kim okuyacaktır? Görünürdeki sükûnetin altında kaynayan kazanların ateşini kim teşhis edecektir? Müttefiklik sözlerinin arkasındaki samimiyet derecesini kim ölçecektir? Dostluk beyanlarının satır aralarında saklanan menfaat hesaplarını kim fark edecektir? Krizlerin gölgesinde kurulan yeni denklemleri, diplomatik tebessümlerin gerisindeki soğuk hesapları kim görecektir? Kim sabretmeyi bildiği kadar set çekmeyi, müzakere etmeyi bildiği kadar hakkını müdafaa etmeyi bilecektir?

Cevap bellidir. O da Türkiye'dir.

Türkiye, NATO'da yalnızca stratejik konumuyla değil; tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi'nde bir kez daha tebarüz etmiştir.

Bugün NATO, yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamların büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir; kâğıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir.

Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir.

Bugün NATO'nun önündeki mevzu aslında budur: İttifak, bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayisini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikler arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir?

Ankara Zirvesi işte bu soruları NATO'nun önüne koymuştur.

F-35 VE CAATSA

Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayisi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi'nin başlıca ikazlarından biridir.

CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir.

Zira Türkiye'nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl kârı değildir.

Şayet bugün şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp envanterlerinde yerli ve millî üretim oranımız yüzde 80'leri aşarak muazzam bir şahlanışa dönüşmüşse bu görkemli tablo, milletimize dayatılan esaret cenderesinin nasıl parçalandığının resmidir.

Bu sebeple Türkiye namına bu saatten sonra atılacak her olumlu adım bir lütuf değil; geç de olsa, güç de olsa hakkaniyet ve hakikat ibresinin yerini bulmasıdır.

Yeni güvenlik çağının en belirgin taraflarından biri de uzay, veri ve istihbarat boyutunun artık savunmanın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesidir. Bu bakımdan İMECE başlığı son derece anlamlıdır.

İMECE'nin NATO'nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak gündeme gelmesi, Türkiye'nin savunmayı yalnızca karada, denizde ve havada değil, uzayda da düşünen bir devlet aklına ulaştığını göstermektedir.

"İMECE MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİDİR"

İMECE, Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyeti; semaların ötesini görüp fezanın karanlığını al bayrağımızla aydınlatmayı düşleyen millî teknoloji hamlesidir.

Uzayın zifirî karanlığını delip geçen İMECE, gök kubbeyi yırtan KAAN'ın çelik kanatlarında kendini gösteren irade, yerli ve millî savunma davamızın insansız muharebe sahasındaki öncüsü KIZILELMA, göklerdeki yeni nizamın habercisi olan AKINCI ve AKSUNGUR, Mavi Vatan'ın engin sularında tüm heybetiyle süzülen TCG Anadolu ve MİLGEM şaheserleri, karada düşmanın yüreğine korku salan Altay tankımız, tehditleri berhava eden Tayfun ve Bora füzelerimiz, vatan sathını uçtan uca saran Çelik Kubbe'mizin kilit taşları mesabesindeki SİPER ve HİSAR sistemlerimiz; karada, denizde, havada ve uzayda hükümranlık haklarımızın tavizsiz muhafızlarıdır.

Böylesi devasa bir envantere elbette kolay ulaşmadık.

Can Azerbaycan Türkü merhum şair Hüseyin Cavid'in dizelerinde ifade ettiği gibi:

"Her karanlıkta çırpınır bir nur,

Her hakikatte bir hayal uyur."

Karşımızdaki bu muzaffer tablo; karanlıkta çırpınan nurun seher vaktine kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır.

Türkiye, "İmkânsız." denilen, "Sen otur, izle." denilen noktada yedi düvele seyrettirdiğimiz nihai utkudur. Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekâlarının ve savunma sanayisinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür.

"KÖTÜ KOMŞU İNSANI MAL SAHİBİ YAPAR"

Atalarımızın dediği gibi, kötü komşu insanı mal sahibi yapar.

Savunma sanayisindeki bu emsalsiz şahlanışın kökleri, doğrudan doğruya maruz kaldığımız tarihî dayatmaların o çetin tecrübelerinde aranmalıdır.

Kıbrıs Barış Harekâtı'nın hemen ardından boynumuza dolanmak istenen ambargo kementleri, terörle mücadelede sahnelenen o iki yüzlü diplomasi, F-35 dehlizlerinde kurulan sinsi tuzaklar ve CAATSA yaptırımlarıyla örülen suni duvarlar, asil milletimize kendi göbeğini kesmekten başka hiçbir yol bırakmamıştır.

Ram olmayı elinin tersiyle iten Türk devleti, asil fıtratının gereğini layıkıyla yerine getirmiş, kendi öz cevherine rücu ederek etrafındaki muhasara çemberini paramparça etmiştir.

Asırlar evvel otağını bizzat kuran, kılıcını kendi örsünde döven, sancağını en ön safta göğüsleyen o kudretli ruh, çağımızda yerli ve millî savunma sanayimizle yeniden hayat bulmuştur.

Şunu çok iyi biliyoruz ki semaları titreten füzelerimizin, ufukları Türk milletinin hasımlarına dar eden savaş uçaklarımızın ve deryaları yaran gemilerimizin asıl kudreti, o çeliğe can veren Türk ruhunun şanından neşet etmektedir.

Bu muazzam gurur, merhum şairimiz Yahya Kemal Beyatlı'nın o muhteşem mısralarından bizlere seslenmektedir:

"Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi,

Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi,

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Gâlib et çünkü bu son ordusudur İslâm'ın."

ABD'NİN İRAN'A YÖNELİK SALDIRILARI

NATO Ankara Zirvesi'nde müzakereler devam ederken dünyanın dikkati bir anda Ankara ile Hürmüz Boğazı arasında bölünmüştür.

Zirve devam ederken Trump, mutabakat sürecinin kendisi için bittiğini ifade etmiştir. Bu gelişme, yalnızca Washington-Tahran hattında yoğunlaşan gerilim ile nükleer program başlığı altında sarmala dönen ihtilafın ifadesi değildir.

Daha iki hafta önce bu kürsüden mutabakat sözlerine ilişkin duyduğumuz memnuniyeti, fakat temkinli yaklaştığımızı söylemiş; verilen sözün nihayete ulaşmasının önemini ifade etmiştik. Devletler arasında tesis edilen mutabakatın itibarına ve bağlayıcılığına vurgu yapmıştık.

"Diplomasi, barışa susamış insanlığın ağzına bir parmak bal çalmak için kullanılan geçici bir aldatmaca mı, yoksa savaşın yolunu kapatacak samimi ve kalıcı bir çözüm iradesi mi?" diye sormuştuk.

Ayrıntılar geliyor..

Yorumlara Git

Özgür’ün tek sermayesi iftira!

Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun yeni baş belası: Çok aşamalı kimlik avı saldırısı!

Serdal Adalı taraftarlara müjdeyi verdi! Dünya yıldızı Beşiktaş’a geliyor

Ahbaplar soygunda

Türkiye düşmanı ve Siyonist uşağıydı: Graham’ın yerine gelen isim açıklandı