15 Temmuz
15 Temmuz’un verdiği tarihi dersi bilelim, bildirelim!
15 Temmuz! Devletin, milletin, ümmetin menfaatini şahsi menfaatten üstün görme, değerlerimizi kaybetmeme, aidiyetimizi unutmama, milli kimlik ve kişiliğimizi kaybetmeme özelliklerimizi ihya hareketidir. Bu milletin Allah’ın lütfuna mazhar olduğu tarihtir 15 Temmuz! “Allah için sevme, Allah için buğz etme” hassasiyetimizi de kaybetmediğimizi gösterir 15 Temmuz! Milletin devletine sahip çıkıp bütün oyunları bedel ödeyerek (canıyla, malıyla, vs.) bozan, darbe teşebbüsünde bulunan içimizdeki ihanet şebekelerinin, dışımızdaki devletimizi yıkmak isteyen ‘şer odakları’nın tam bir fiili derslerini aldıkları harekettir.
Yaşar Değirmenci
Gerek Türk tarihine gerekse dünya tarihine geçen bir olaydır. Ayrıca ‘liderlik dersi’ de vermiştir. Bu millet yüz senedir öncü lider beklemektedir. Recep Tayyip Erdoğan’ın tarihi davetine icabet ederek milletinin oyuna sahip çıkmış, milletinin verdiği iktidarı yıktırtmamış, milletine rağmen hiçbir ihtilal gücünün hâkim olamayacağını da göstermiştir. Dikkat edilmesi gereken mesele; 15 Temmuz’un festivale, merasime çevrilmemesidir. Türkiye üzerinde oynanan oyunu/oyunları bozma günüdür 15 Temmuz! Dersler/ibretler/tarihe geçme günleridir. Devlet, ele geçirildiği için ‘Milletin Devleti’ olamamıştı. Darbe ve işgal girişimini, Türkiye’nin istiklal ve istikbaline yapılmış çok yönlü saldırıyı bu millet tarihte pek benzeri olmayan destansı bir direnişle püskürttü.
15 Temmuz, darbecilere büyük darbe indiren bu milletin tarihe bastığı mührün günüdür. Üzerine sürülen tanklara, atılan bombalara, tankların üzerine yürüyerek, atılan bombalara göğsünü siper ederek tarihe geçtiği gündür 15 Temmuz!
Bilinmeli ki 252 şehidimizin rencide edecek pespaye konserlerle, içi boş, anlamsız nutuklarla, ruhsuz etkinliklerle kutlanırsa 15 Temmuz ruhu katledilir. Bu ruhu diri tutacak, yarınları kuracak bir ruhla anılmalı, hatırlanmalı, canlı tutulmalı 15 Temmuz direniş destanı. Ve sadece bu toprakların değil, bütün mazlum coğrafyaların direnişinin miladı olan bu destan, uzun soluklu bir diriliş ruhuna, diriliş hamlesine dönüştürülmeli. Şunu asla unutmayalım: İslâm, bu toplumun yegâne omurgası ve tarih-yapıcı ruhudur. İslâm’ı kaybedersek, hiçbir şeyi kazanamayız. 15 Temmuz direnişi, bir milattır: Emperyalistlere ve uşaklarına verilmiş tarihî ve destansı bir cevaptır. 15 Temmuz direnişi, iki asırdır, sürüklendiğimiz cendereden çıkmamız, devleti ele geçirerek bu toplumun ruh köklerini yok etmeye çalışan şebekelerin elinden devleti kurtarmamız ve devletle milletin aynı hedeflerde buluşmasını sağlayarak tarihî bir yürüyüşü başlatmamız demektir. O yüzden 15 Temmuz direnişini, bir diriliş ruhuna dönüştürmek zorundayız.
Kendi değerlerini kaybetmeyen, her türlü dünyevileşme hastalığına rağmen Allah bu milleti, bu ümmeti korudu, hıfzu himaye etti. Bu sayede Türkiye, yüzyılın sonunda umut ve ‘Son Kale’ olarak görüldü. Dünyanın ruhu, mazlumların umudu ve Batılıların kâbusu oldu.
Gelinen noktada ise ülke hızla seküleştiriliyor; ruhunu, ruh köklerini yitirme tehlikesinin eşiğine sürükleniyor. Put ve putlaştırma yerleştiriliyor, Kemalizm ‘ortak değer paydası’ haline getiriliyor. Öylesine bir fırtına, esiyor/estiriliyor ki toplum, İslâm’ı büsbütün kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. İç dünyayı imha ve tahrip eden pozitivizm; ilim teknik adı altında yerleştiriliyor. Kapitalizm, liberalizmin tüketim toplumu inşa ettiriliyor. İşte bu nedenle 15 Temmuz’ların yaşanmaması adına eğitim, kültür, sosyal medya, internet, sinema, tiyatro, sanat gibi meselelerin en öne alınması gerekiyor. AK Parti iktidarı, maddî bakımdan büyük kalkınma hamleleri gerçekleştiriyor ama bu süreçte manevî (eğitim, fikir, kültür, sanat, gençlik ve medya alanındaki) atılımlar ihmal ediliyor. Bu ihmal, asıl darbeyi zihnen yediklerinin farkında olmadıklarından dolayıdır. Akide ve zihin işgali; dijital işgalle birleşince ‘özgürlük’ isteyenler arzu ve isteklerinin kulu olduklarının farkında değiller. Asıl özgürlüğün “Allah’a kulluk” ile başladığını da bilmezler. 15 Temmuz bizler için dün gibi. Ama gençlik için ders çıkarıp ibret alacak durumda değiller. İlk defa TBMM’nin bunu yapanlar tarafından bombalandığını da bilmezler. Din, dil, tarih şuuru verilmediği müddetçe de öğrenmezler de. 15 Temmuz, bu toplumun bu topraklardaki bin yıllık varlığına saldırının son perdesiydi! Sonucu hepimiz yaşıyoruz. 28 Şubat’tan günümüze gelinceye kadar (son 25 yılı değerlendirin) Türkiye, iç savaşın eşiğine sürüklenmeye çalışıldı ama başarılamadı! Türkiye, koalisyon hükümetlerine mahkûm edilmeye çalışıldı. Bu da başarılamadı! Ve sonunda emperyalist batasıca Batı devletlerinin ittifakı ile 15 Temmuz saldırısı yapıldı. 15 Temmuz saldırısını, Türkiye’nin milletin, ümmetin, insanlığın ümidi haline gelen devlet olma temsiliyetinden ürken Batılılar (özellikle ABD, İngiltere, Fransa Almanya, İsrail, onların emrine giren Ortadoğu, vs.) tezgâhladı! 15 Temmuz’un failleri hep maskeli balo oynadılar. Müslümanların oluşturdukları birlikteliklere asla destek vermediler. Hep mağdur edilenleri bu iktidarın yaptığını dile getirip bütün vatan, millet, devlet düşmanlarıyla ittifak ettiler. Asıl mağdur iki yüz elli şehidin aileleri değil miydi? Asıl dağıtılan haneler, bu örgütlerin farkına vararak desteklemedikleri için çocukları tarafından terk edilen, hain olarak görülen gösterilen anneler babalar değil mi? 15 Temmuz şehitleri için bir çift laf etmeyenler, ikide bir de bu darbeyle alakalarının olmadığını söyleyenler kimdi? Bu girişim haince bir hareket olduğuna göre, o halde bir kerecik olsun kalkışanlara lanet okuyup, ölenlere rahmet, kalanlara sabır dilediler mi? Yaptıklarını inkâr edenlere, dikkati başka tarafa çekenlere de bu ülke sizin de ülkeniz idiyse bu hainler size göre de ortak hain olmalı değil miydi? Ama böyle bir beyanda bulunmadılar. Her türlü İslami hareketi düşman bildiler. Mesela İhvanı Müslimin’i terör örgütü ilan etmediler mi, İmam Hatip okullarını, ilahiyatları, sevmediler. Erbakan Hoca’yı indirmeye çalıştılar. Oluşturulan baskı mekanizmalarıyla bütün istediklerini almalarına rağmen, doymadılar. Her yere virüs gibi girdiler. İstihbaratı, Emniyeti, Askeri, bürokrasiyi, eğitim ve hukuk kadrolarını (avukat, savcı, hâkim, vb.) hep ele geçirdiler. ‘Tayyip Düşmanlığı’ ortak paydaları oldu. Erdoğan’ı da indiremeyince, başaramayınca küffarı da arkalarına alarak, Türkiye sancağını düşürmek istediler. Filistin şehitlerine hiç rahmet okumadı, kendilerinden olmayanların müesseselerine (kurulan hizmet evlerine) ‘Mescid-i Dırar’ dediler. Milyonlarca genci mağdur eden soru hırsızlığı başta olmak üzere hırsızlıklar ortaya çıktı. Dünya sermayesinin İslam’ı yok etmek için kurduğu Moon Hareketinin Türkiye temsilcileriyle hep birlikte hareket ettiler. Şeriat düşmanı olan siyasilerin emrinde hareket edip, ömrü şeriata ve başörtüsüne karşı savaşmakla geçen siyasilerin de emir kulu oldular. 15 Temmuz’da havaalanında muhalefetin başındaki adamı yol açarak uğurlayan köle ruhlu askerlerle, Batı’nın uşaklığını yapanları da unutmayalım.
Düşman, meseleyi Türkiye’nin büyümesi ve güçlenmesi meselesi olarak değil, Tayyip Erdoğan meselesi olarak göstermeye çalışıyor. Çünkü bu hızlı yükseliş onunla başladı. ‘Güçlüyüz, büyüğüz, daha büyük olacağız, İslam dünyasını ayağa kaldıracağız, silahımızı kendimiz yapacağız, vatandaşlarımız dünya genelinde onurlu ve saygın olacak, ezilmişlere yardım eli uzatacağız, biz büyük bir medeniyetin devamıyız’ dedi. Bu dik duruş, İslam dünyasında da gerçekten öyle miyiz diye kıpırdanmaların başlamasına sebep oldu.
Türkiye’ye saldırının hedefi, Türkiye’nin yeniden tarihî bir yürüyüşe soyunmasını önlemekti!
Bunun için de yapılması gereken, nihai olarak, bu toplumun, İslâmî bir ruhla yeniden tarih yapmasını imkânsızlaştırmak, yani İslâm’ı, İslâm’la vurmak ve Türkiye’de fosilleşmiş laiklerin / devşirmelerin / celladına âşık köle ruhlu tasmalı çekirgelerin önünü açmaktı!
Recep Tayyip Erdoğan’ı ailesinin bir ferdi ve büyüğü bilen ve böyle seven, her türlü vesayete karşı kişilik, onur ve hakkını korumayı ibadet bilen, bu yolda ölmeyi şehadet, kalmayı gazilik telakki eden halk kesimi. Emri bil maruf, nehyi anil’ münkeri (iyi, güzel olanı emretmek, yanlışı, ifrat ve tefride düşenleri vazgeçirmek) amelini her hal ve şartta yapalım. Mazeretlere sığınmayalım. Allah için canını veren şehitlerimize Allah’tan rahmet, Peygamberimizden şefaat diliyor, gazilerimize şifalar, ailelerine de sabr-ı cemil vermesini Rabbimizden niyaz ediyoruz.