Gündem
Kıbrıs Barış Harekatı’nı, 52. yıl dönümünde gururla yâd ediyoruz… KKTC Başbakanı Üstel: 20 Temmuz Özgürlüğümüzün Teminatıdır
Bugün, Müslüman Türk milletinin bütün imkansızlıklara rağmen, ecdad yadigarı Kıbrıs’taki soydaş ve dindaşlarımızı kurtarmak için başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın üzerinden yarım asır geçti. Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın dirayeti ve kararlı duruşu sayesinde, Kıbrıs semalarında 52 yıldır ezan-ı Muhammed-i özgürce yankılanıyor.
Sebahattin Ayan İstanbul
Müslüman Türk milletinin en büyük zaferlerinden biri olan Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. yıl dönümünü gururla yad ediyoruz. “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla başlatılan ve adadaki Türklerin uğradığı baskı ve zulmü ortadan kaldıran harekât, Millî Görüş Lideri ve dönemin hükümet ortağı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın muazzam dirayeti sayesinde gerçekleşmişti.
HAREKATA GİDEN KANLI YOL
Adada tek bir devlet yönetimini öngören Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan ile Kıbrıs’taki Türk ve Rum toplumları arasında 1959’da imzalanan Zürih ve Londra Anlaşmalarıyla kuruldu. Anlaşmada imzası bulunan İsviçre, İngiltere ve Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletleri oldu. Uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasasında Kıbrıs Türklerine ve Rumlara eşit siyasi hak ve statü verildi. Cumhuriyetin kurulmasının ardından Kıbrıs Rumlar idealleri olan Enosis’i gerçekleştirmek için Türkleri devlet kurumlarından uzaklaştırma gayretine içine girerek adadaki Türk varlığını bitirme girişimlerinde bulunmaya devam ettiler. Yunanistan ile birleşme hayali olan Enosis’e giden yolda tek sorun adada ikamet eden ve nüfus yoğunluğu bakımından kalabalık olan Türklerdi. 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumlar’ın Yunanistan, İngiltere ve İsviçre’nin sessizliğine güvenerek anayasayı feshetmelerinden sonra 1963’te fiilen son buldu. Rumlar, 21 Aralık 1963’te; adını 9. yüzyıldaki bir Yunan destanından alan ve bütün Kıbrıs Türklerini topyekûn ortadan kaldırarak Kıbrıs’ı bir Yunan adası hâline getirmeyi hedefleyen Akritas Planı’nı Rum çeteleri tarafından uygulanmaya başladı. Bu tarihten sonra coğrafyada tek bir Yunan devleti fikrini hayata getirmek için silahlanan Rumlar, Yunanistan’ın desteğiyle 1963-74 yılları arasında adada bulunan Türklere adeta cehennemi yaşattılar. İlk olarak; Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde 20 Aralık 1963 gecesi otomobillerine açılan ateş sonucu Kıbrıs Türkü Zeki Halil ve Cemaliye Emirali hayatını kaybetti. Rumların başlattıkları ilk saldırılarda sadece Lefkoşa’da 92 Türk can verdi, 146 kişi ise yaralandı. Rum terör örgütü EOKA mensubu militanlar ilk büyük katliamı, 23 Aralık 1963’te Lefkoşa’nın Ayvasıl köyünde yaşayan Kıbrıs Türklerine karşı düzenledi. Bu köyde esir alınan 21 Kıbrıs Türkü, elleri bağlandıktan sonra acımasızca katledildi ve toplu mezarlara gömüldü. Rum çeteleri, bir yandan 24 Aralık 1963’te Lefkoşa’nın Kumsal bölgesindeki saldırılarına devam ederken, diğer yandan da Kıbrıs’taki Türk Alayı’nda doktor olarak görev yapan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvet İlhan ve çocukları Murat, Kutsi ile Hakan’ı evlerinin banyo küvetinde vahşice katletti. 11 yıllık süreçte kadın ve çocuklar dahil olmak üzere 700 Türk rehine olarak alınırken 109 Türk kasabası Rumlar tarafından yakıldı. Yunanistan’ın desteğini alan Rumlar, 25 bin ila 30 bin Kıbrıs Türkünü yerinden etti.
20 TEMMUZ 1974 KIBRIS TÜRK HALKININ ÖZGÜRLÜK VE GÜVENLİK TEMİNATIDIR
20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümü dolayısıyla gazetemize özel değerlendirmelerde bulunan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin simgesi olan harekâtın, adada barış ve güvenliğin teminatı olmaya devam ettiğini belirterek, uluslararası toplumun Kıbrıs meselesine yönelik yaklaşımını sert bir dille eleştirdi. 20 Temmuz 1974’ün, Kıbrıs Türk halkının özgürlüğünü ve güvenliğini teminat altına alan tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Başbakan Üstel, “Bugün bu büyük Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünde aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz” ifadelerini kullandı.
“ADADAKİ GERÇEK DEĞİŞMEDİ”
Aradan geçen yarım asrı aşkın süreye rağmen Kıbrıs’taki siyasi gerçekliğin değişmediğini belirten Başbakan Ünal Üstel, “Ne yazık ki Avrupa Birliği’nin ve Birleşmiş Milletler’in son dönemde ortaya koyduğu tek taraflı açıklamalar, adadaki gerçekleri dikkate almak yerine Rum tarafının uzlaşmaz siyasetini cesaretlendirmektedir. Tarafsız olması gereken uluslararası kurumların dengeyi gözetmeyen tutumu, çözüme değil, mevcut çıkmazın derinleşmesine hizmet etmektedir. Bunun yanında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin hız verdiği silahlanma faaliyetleri, üçüncü ülkelerle yaptığı askeri iş birliği anlaşmaları ve Doğu Akdeniz’i yeni gerilim alanına dönüştürme çabaları ciddi bir endişe kaynağıdır. Barış söylemleriyle hareket ettiğini iddia edenlerin bu girişimlere sessiz kalması açık bir çifte standarttır. Rum yönetimi bugün sadece askeri alanda değil, ekonomi ve hukuk alanında da Kıbrıs Türk halkına yönelik yeni baskı politikaları yürütmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik gelişimini engellemek amacıyla izolasyonların artırılması için uluslararası platformlarda yürütülen girişimler, iyi niyetle bağdaşmayan siyasi hamlelerdir. Kıbrıs Türk halkını cezalandırmaya yönelik bu anlayış, çözüm iradesiyle değil, baskıyla sonuç alma arayışının bir yansımasıdır” dedi. Rum yönetiminin yalnızca askeri alanda değil, ekonomik ve hukuki alanlarda da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hedef alan politikalar izlediğini belirten Başbakan Üstel, “Daha da vahim olan ise hukukun siyasi amaçlarla kullanılmaya çalışılmasıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yasalara uygun şekilde yatırım yapan kişi ve şirketleri hedef alan, farklı ülkelerde haklarında işlem yapılmasını amaçlayan girişimler, hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Hukukun siyasi baskı ve yıldırma aracı haline getirilmesi ne kabul edilebilir ne de uluslararası hukuk devleti anlayışıyla açıklanabilir. Hiç kimse Kıbrıs Türk halkını ekonomik baskılarla, siyasi tehditlerle veya hukuki baskı mekanizmalarıyla kendi geleceğinden vazgeçiremez. Bu tür girişimler ne devletimize olan güveni sarsabilir ne de halkımızın iradesini değiştirebilir. Biz her zaman barıştan, istikrardan ve iş birliğinden yana olduk. Ancak barış, tek tarafın dayatmalarıyla değil; egemen eşitlik, karşılıklı saygı ve eşit uluslararası statü temelinde kurulabilir” ifadelerini kullandı.
KIBRIS TÜRK HALKI GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE DAYATMALARA BOYUN EĞMEYECEK
20 Temmuz Barış Harekâtı’nın en büyük mirasının özgürlük, bağımsızlık ve devlet iradesi olduğuna dikkat çeken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel, “20 Temmuz’un bize bıraktığı en büyük miras, özgürlüğümüzü ve devletimizi koruma iradesidir. Anavatan Türkiye’nin güçlü desteğiyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını her platformda savunmaya, halkımızın refahını artırmaya ve devletimizi daha da güçlendirmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Kıbrıs Türk halkı, geçmişte olduğu gibi bugün de baskıya boyun eğmeyecek; kendi devletine, egemenliğine ve geleceğine sahip çıkmayı sürdürecektir. 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın yıl dönümünde, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi sonsuz rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyoruz. Vatan toprağını, bayrağını ve milletimizin onurunu korumak için gözünü kırpmadan cepheye koşan kahraman Mehmetçiklerimiz ile omuz omuza mücadele eden fedakâr mücahitlerimizin ortaya koyduğu destansı direniş, tarihimizin en şerefli sayfalarından biri olarak daima yaşayacaktır. Bugün huzur ve güven içinde yaşayabiliyorsak, bunu onların cesaretine, imanına ve tarifsiz fedakârlıklarına borçluyuz. Hayatta olan gazilerimize en derin şükranlarımızı sunuyor, ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle anıyoruz. Aziz şehitlerimizin emanetine ve kahraman gazilerimizin mücadelesine sahip çıkmak, birlik ve beraberliğimizi sonsuza kadar muhafaza etmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruhları şad, mekânları cennet olsun” şeklinde konuştu.