Gündem
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse Akit’e konuştu: Savunma sanayiindeki ilerlemeyle yükseköğretim arasında güçlü bir ilişki var
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde elde ettiği başarının arkasında yükseköğretimde gerçekleştirilen dönüşümün, nitelikli insan kaynağının ve gelişen Ar-Ge ekosisteminin bulunduğunu vurguladı. Üniversitelerin artık yalnızca eğitim veren kurumlar olmadığını belirten Köse, bilimsel araştırma, teknoloji üretimi ve üniversite-sanayi iş birliklerinin Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıran temel unsurlar olduğunu ifade etti.
14 FAKÜLTE, 1 YÜKSEKOKUL, 2 MESLEK YÜKSEKOKULU, 3 LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ, 21 BİN ÖĞRENCİ, 12 AKADEMİK PERSONEL
Sayın Rektör, Türkiye’nin yükseköğretimde geldiği noktayı ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nin bu sürece katkılarını anlatır mısınız?
Ülkemizde son 20 yılda önemli adımlar atıldı ve büyük bir dönüşüm gerçekleşti. Yükseköğretim alanında gerçekten tam bir revizyon bu dönemde yaşandı. Bu sayede dinamik bir yapı oluşturuldu. Özellikle 2010 yılında ve sonrasında kurulan üniversiteler bu dinamizm anlayışını somut çıktıya dönüştürme anlayışının sonucudur. Biz de 2010 yılında bu misyon çerçevesinde kurulduk. Gelinen noktada 14 fakülte, 1 yüksekokul, 2 meslek yüksekokulu, 3 lisansüstü eğitim enstitüsünde 21 bin öğrenci, 600’e yakın idari ve 1200’ün üzerinde akademik personelle hizmet sunan başarılı bir yapıyı oluşturduk. Üniversitemizin üstlendiği misyon çerçevesinde biz de statik hale gelmiş hantal sistemi dinamik hale geçirmek için çaba gösterdik. Bölgesel ve küresel ihtiyaçlara odaklanmak yoluyla eğitim müfredatımızı oluşturduk. Yükseköğrenime dinamizm kazandırmak için sektörel analizler yapıp, farklı alanlarda paydaş katılımlı bir çerçeve içinde eğitim vermeye başladık. Sanayi, sivil toplum, kamu kurumları ve sektör temsilcileri ile yakın işbirliği içinde çalıştık. Politikalarımızı bu kapsamda oluşturduk. Bizim gibi kurulan diğer üniversiteler de benzer bir yönetsel yaklaşımı benimsedi. Gelinen noktada üniversite sayısındaki artış beraberinde herkesin erişebildiği bir yükseköğretim sisteminin oluşmasına katkı sağladı. Yine rekabet ortamının oluşmasına vesile oldu ve kalite, çeşitlenme, araştırma kapasitesi ve toplumsal katkı boyutlarında yükseköğretim kurumlarının sorumluluk almasını gerekli kıldı. Artık her üniversite hem kendi bölgesinde hem de küresel boyutta rekabete dayalı bir yaklaşım içinde olmak mecburiyetini en derin şekilde hisseder hale geldi. Şunu açık yüreklilikle ifade etmek isterim ki; biz bu dönüşümün başat aktörlerinden birisi olduk ve özellikle bilişim ve teknoloji alanında öncü bir yükseköğretim kurumu haline geldi. İKÇÜ, kuruluşundan itibaren benimsediği sorun çözme odaklı eğitim anlayışını en iyi şekilde yerine getirmekte ve sorunlardan şikâyet eden değil problemleri çözmeyi önceleyen donanımlı bireyler yetiştirmek için çaba göstermektedir. Araştırmaları reel dünyanın sorunları yanında gelecek kuşakların emanetine de sahip çıkan bir anlayış ile tasarlamakta, bilimsel bilgiyi kurumsal sınırlar içinde biriktiren değil sonuçlarını uygulamaya dönüştüren bir anlayış ile en iyiyi arama gayretini sergilemektedir. Girişimci, kendini sürekli geliştiren, hak ve sorumluluklarının bilincinde, mesleki ve akademik alanda yetkin bireyler yetiştirmek amacımıza yönelik çalışmaları titizlikle icra ettik. İlk günden itibaren kurumsal bir yapı inşa ettik ve bireysel kararlardan ya da sübjektif değerlendirmelerden bağımsız işleyen bir yapıyı inşa ettik.
ÜNİVERSİTEMİZ ÖRNEK BİR YÜKSEKÖĞRETİM KURUMUNA DÖNÜŞTÜ
Görev süreniz boyunca yaptığınız bu çalışmalar üniversiteyi nasıl bir noktaya taşıdı?
Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle rektörlük görevinin tarafıma tevdi edildiği günden bugüne bilimi ve akademik üretimi dört duvar arasından çıkarmaya, bölgemize, ülkemize ve insanlığa faydalı her projeyi paydaşlarımızla birlikte hayata geçirmeye gayret gösterdik. Üniversitemiz, bilgiyi yalnızca üreten değil; onu etkin biçimde kullanan, paylaşan ve toplumsal faydaya dönüştüren öncü bir yükseköğretim kurumu olma hedefi doğrultusunda kararlılıkla ilerlemektedir. Kuruluşundan bu yana benimsediği vizyon doğrultusunda sağlık bilimleri, mühendislik, sosyal ve beşerî bilimler ile denizcilik başta olmak üzere farklı disiplinlerde güçlü ve sürdürülebilir bir akademik altyapı oluşturmayı başarmıştır. Eğitim, araştırma ve toplumsal katkıyı bütüncül bir anlayışla ele alan üniversitemiz, her geçen yıl gelişen akademik kapasitesiyle ulusal ve uluslararası düzeyde daha görünür ve saygın bir konuma ulaşmıştır. Bugün gelinen noktada, Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu yükseköğretim vizyonu, hükümetlerimizin sağladığı güçlü destekler ve yerel paydaşlarımızla kurduğumuz etkili iş birlikleri sayesinde üniversitemiz; nitelik odaklı, araştırma temelli ve belirli alanlarda ihtisaslaşmayı önceleyen örnek bir yükseköğretim kurumuna dönüşmüştür. Bu süreçte yalnızca eğitim-öğretim faaliyetlerini geliştirmekle kalmayıp, bilimsel üretimi merkeze alan, araştırma kültürünü güçlendiren ve uluslararası rekabet gücünü artıran bir anlayışı kurumsal yapımızın temel unsurlarından biri hâline getirdik. Lisansüstü çalışmaları, araştırmayı ve proje geliştirmeyi stratejik önceliklerimiz arasına alarak, akademik yayın oranlarımızı sürekli olarak iyileştiriyor ve ulusal ve uluslararası araştırma projelerine katılımımızı artırıyoruz. Uygulamalı ve araştırma merkezlerimizin sayısını ve kalitesini genişleterek, disiplinlerarası araştırmayı teşvik eden, yeni çözümler geliştiren ve bilgi aktarımını destekleyen bir araştırma sistemi oluşturduk. Böylece üniversitemiz, sadece bilgi üretmekle kalmayıp, onu ekonomik, sosyal ve teknolojik değere dönüştüren güçlü bir araştırma üniversitesi olarak ün kazanmıştır.
SAVUNMA SANAYİİNDEKİ İLERLEMEYLE YÜKSEKÖĞRETİM ARASINDA GÜÇLÜ BİR İLİŞKİ BULUNMAKTADIR
Gelinen noktada Türkiye’de yükseköğretim sisteminde yaşanan yapısal dönüşüm uluslararası boyuta yansıdı mı? Üniversitelerin küresel düzeydeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni üniversitelerin kurulması, rekabet için tek yeterlilik ölçütü değil elbette. Bunun için yapı oluşturmanız ve rekabeti önleyen anlayışı ve sistemleri dönüştürmeniz de gerekir. Bu açıdan mevcut dinamizm ve üretimin küresel boyuta yansıması uzun bir zamanı gerektiriyor. Bizim yeni sayılabilecek süreçte oluşturduğumuz bu yapıların yansıması için zamana ihtiyaç var. Yakın gelecekte küresel ölçekte de adını üst sıralara yazdıran üniversitelerimiz olacak. Biz de uluslararasılaşma alanında önemli adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz. Özellikle belli alanlara odaklanmış ihtisas üniversiteleri ile küresel sistemde önemli başarılara imza atacağımıza inanıyorum. Yeni üniversiteler ile yükseköğretimde ihtisaslaşma, misyon farklılaşması gibi konuların ülke gündemine geldiği düşünüldüğünde bu konuda doğru yolda olduğumuz açık biçimde görülüyor. Yeni yükseköğretim ekosisteminin şekillendiği günümüzde üniversiteler, yalnızca eğitim-öğretim faaliyetleri yürüten kurumlar olmanın ötesine geçmiş; araştırma, bilimsel yayın, proje geliştirme, yenilikçilik ve toplumsal katkı alanlarında da daha görünür, daha etkin ve daha hesap verebilir yapılar hâline gelmiştir. Artık üniversitelerin başarısı, mezun ettikleri öğrenci sayısının yanı sıra ürettikleri bilgi, geliştirdikleri teknoloji, topluma sağladıkları katma değer ve uluslararası rekabet gücüyle de ölçülmektedir. Her fırsatta ifade ettiğim gibi, Türkiye’nin özellikle savunma sanayiinde son yıllarda yakaladığı güçlü ivmenin arkasında yükseköğretim sisteminde gerçekleştirilen dönüşüm ve bu alana yapılan stratejik yatırımlar bulunmaktadır. Savunma sanayiindeki başarı, yalnızca sanayi kuruluşlarının üretim kapasitesinin değil; üniversitelerin yetiştirdiği nitelikli insan kaynağının, yürüttüğü bilimsel araştırmaların, geliştirdiği Ar-Ge kültürünün ve oluşturduğu yenilik ekosisteminin de bir sonucudur. Bu yönüyle savunma sanayii, üniversite-sanayi iş birliğinin en başarılı örneklerinden birini oluşturmaktadır. Yükseköğretim kurumlarında üretilen bilgi, laboratuvarlarda geliştirilen teknolojiler ve disiplinler arası araştırmalar; sanayi kuruluşlarının yenilikçi ürünlere dönüşen çalışmalarına doğrudan katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda üniversiteler, stratejik düşünme yetkinliği yüksek, araştırmacı kimliğe sahip ve ileri teknoloji geliştirebilen insan kaynağını yetiştirerek bu ekosistemin sürdürülebilirliğini güvence altına almaktadır. Dolayısıyla savunma sanayiindeki ilerleme ile yükseköğretim arasında çok katmanlı ve karşılıklı beslenen güçlü bir ilişki bulunmaktadır. İnsan kaynağı yetiştirilmesi, bilgi üretimi, Ar-Ge kültürünün geliştirilmesi, stratejik araştırmaların desteklenmesi ve kurumsal iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesi; ülkemizin teknoloji üreten, yenilik geliştiren ve küresel ölçekte rekabet eden lider ülkeler arasında yer alma hedefinin en önemli itici güçleri arasında bulunmaktadır. Bu nedenle yükseköğretime yapılan her yatırım, yalnızca üniversitelerin değil, Türkiye’nin bilimsel, ekonomik ve stratejik geleceğine yapılan bir yatırım niteliği taşımaktadır.
MEZUNLARIMIZIN İŞ BULMA SÜRELERİ ÇOK KISA
l Malumunuz tercih dönemindeyiz ve bu yıl üniversiteye girecek öğrenciler sizi neden tercih etmeliler?
Röportajımızın başında da söylediğim gibi biz dinamik bir üniversiteyiz. Ama kadromuz çok deneyimli. Yani bizim anlayışımızın odağında deneyim ile dinamizmi birleştirmek var. Tüm kadromuz ile birlikte her zaman ulaşılabilir, sektörle iç içe, sürekli gelişen ve değişime öncülük eden bir yapıya sahibiz. “Farkında ve farklı” bireyler yetiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Tam bir şehir ve şehrin içinde bir kampüs üniversitesiyiz. Sosyal donatılarımız, barınma olanaklarımız ve spor tesislerimizle örnek bir kampüs inşa ettik. Üniversitemize ulaşım oldukça kolay ve öğrenci dostu bir yönetim ekibimiz var. Teknolojik alt yapımız oluşturduk ve çağın gereklerine ivedilikle uyum sağlayan bir yapıya sahibiz. Paydaşlarımızla iç içe çalışıyoruz ve neredeyse tüm programlarımızın uluslararası akreditasyonu yapıldı. Mezunlarımızın iş bulma süreleri çok kısa ve mezunları tercih edilen bir üniversite olarak hayatın içinde öğrenme odaklı bir müfredat sunuyoruz. Ülkemizin geleceğinde rol alacak takım arkadaşları arıyoruz. Her bir aile üyemizin kariyer gelişimlerini yakından takip ediyor, bilimsel olarak donatmak yanında sosyal boyutta da güçlü bireyler yetiştiriyoruz. Bizimle aynı yöne bakacak arkadaşlarımızı ailemizin üyesi olmaya davet ediyorum.
Cumhurbaşkanımızın hedefi yükseköğretimde uluslararasılaşma
Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu yükseköğretimde uluslararasılaşma vizyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu vizyon, üniversitelerimize ve Türkiye’nin bilim diplomasisine hangi fırsatları sunmaktadır?
Sayın Cumhurbaşkanımız, yükseköğretimde uluslararasılaşmayı Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak stratejik bir yön olarak görüyor. Buna göre üniversiteler sadece eğitim işlevlerinin ötesinde rolleri de üstlenmek durumunda. Diğer ülkelerden getirilerek burada eğitim sistemi içine dahil olacak öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için kapsayıcı bir bakış açısına ihtiyaç var. Üniversiteler yeni oluşan yapı içinde farklı ülkelerden öğrenci ve akademisyenleri bir araya getirmek, uluslararası iş birliğini geliştirmek misyonunu da üstlenmek zorunda. Aynı şekilde üniversitelerimiz Türkiye’nin akademik profilini küresel ölçekte yükselten YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’ın ifadesiyle “bilimsel diplomasi merkezleri” olmak mecburiyetinde. Bu yönde izlenen stratejiler, uluslararası öğrenci sayısını artırmayı, üniversitelerimizin küresel sıralamalardaki konumunu güçlendirmeyi, ortak diploma programlarını genişletmeyi ve uluslararası araştırma projeleri ile akademik iş birliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla amaç, Türk yükseköğretim sistemini hem bölgesel hem de küresel olarak daha etkili ve rekabetçi hale getirmektir. Cumhurbaşkanımızın sık sık belirttiği gibi, yükseköğretimde uluslararasılaşma sadece akademik bir hedef değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin yumuşak gücünü artıran, kültürlerarası anlayışı teşvik eden, bilimsel iş birliğini güçlendiren ve nitelikli insan kaynaklarının geliştirilmesine katkıda bulunan çok boyutlu bir kalkınma aracıdır. Bu bağlamda, üniversiteler ülkeler arasında güven, dostluk ve uzun vadeli iş birliğinin kurulmasına da önemli katkı sağlamaktadır. Yükseköğretimin daha adil ve barışçıl bir dünya inşa etmede üstlenebileceği sorumluluk çok büyüktür. Türk üniversitelerinden mezun olan birçok uluslararası öğrencinin kendi ülkelerinde bakan, milletvekili, üst düzey yetkili, akademisyen veya kanaat önderi olarak görev yapması, kamu diplomasisi açısından son derece önemlidir. Türkiye’de kazanılan bilgi, deneyim ve kültürel miras, ülkeleri ile bizim ülkemiz arasında güçlü ve kalıcı bağlar kurmaktadır. Medeniyetimizin değerlerini anlayan, ülkemizi iyi tanıyan ve burada eğitim almış kişilerin insanlığın ortak iyiliğine katkıda bulunduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, akademik diplomasiyi güçlendirmeye, uluslararası öğrenci hareketliliğini stratejik olarak desteklemeye ve ülkemize gelen öğrencilerin mezuniyetten sonra kendi ülkelerine hizmet ederken aynı zamanda Türkiye ile akademik, kültürel ve ekonomik bağlarını sürdürmelerini sağlayacak güçlü bir mezun ağı oluşturmaya devam etmeliyiz. Bu, ülkemizin uluslararası prestijini ve etkisini artıracak ve küresel barışa, iş birliğine ve ortak kalkınma hedeflerine ulaşılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Bizim üniversitemizde de 89 ülkeden 800 civarında uluslararası öğrenci bulunmaktadır. Burada belki ülke politikaları açısından uluslararası öğrencileri teşvik ederken onların önüne set çekecek yüksek ücretlerden kaçınmanın da gerekli olduğunu ifade etmek isterim.