Okur Postası
İlkeler ve Çıkarlar Arasında: Bir Siyasetçi Portresi
Gazetemiz okurlarından İsmet Adacı \ Ankara, "İlkeler ve Çıkarlar Arasında: Bir Siyasetçi Portresi" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Bugün sizlere Türk siyasetinin kronikleşmiş bir hastalığını, ilkelerin yerini pragmatizmin, samimiyetin yerini ise kibrin aldığı bir zihniyeti bir “profil” üzerinden anlatmak istiyorum. İsmine gerek yok; ancak sergilediği tutarsızlıklarla onu her dönemde, her makamda tanıyabilirsiniz.
Güce Göre Değişen Nezaket ve Hukuk Anlayışı
Öyle bir siyasetçi düşünün ki; dün kendi partisinde kadın milletvekiline karşı nezaketi rafa kaldıran ve omuz atacak kadar hadsizleşen bu figür, o kadın güç sahibi bir belediye başkanı olduğunda aniden en büyük destekçisi kesilebilir. Güce ve makama göre şekil alan bu esneklik, onun en belirgin siyasi yeteneğidir!
İşine geldiğinde hukukun üstünlüğünden dem vurur. Yerel bir gazete mühürlenip susturulurken, kendi partisinden bir belediye başkanına şirin görünmek uğruna “Hukuki süreç devam ediyor” diyerek sessizliğe bürünür. Ancak aynı kişi, siyasi ikbali için güç devşireceği bir başka makam sahibinden destek beklediğinde hukuku ve liyakati anında unutuverir. Rüzgâr nereden esiyorsa, onun yelkeni oraya döner; yerine göre koyu bir milliyetçi, yerine göre evrensel bir sosyal demokrat oluverir.
Kibir ve Halka Yabancılaşma
Kul Kemal hayatı boyunca milletin hayrına, toplumun derdine derman olacak kalıcı bir eser üretmemiştir. Buna rağmen, en büyük siyasi icraatı, kendi fotoğraflarını şehrin dört bir yanındaki billboardlara asmak sanacak kadar vizyondan yoksundur.
Kendi partisine yıllarca emek vermiş insanlara bile üst perdeden bakar. Anadolu’nun mütedeyyin, emektar insanını anlamaktan uzak, elitist bir kibre sahiptir. Öyle ki; “Köylü Mehmet abi”nin yanına oturduğunda kibrini gizleyemezken, şaibeli odakların veya asıl güç sahiplerinin yanında ceketinin düğmelerini iliklemekten zerre rahatsızlık duymaz.
“Halk ekonomik sıkıntı çekiyor” diyerek kürsülerde en sert eleştirileri yöneltir. Fakat kendi genel başkanının lüks araç, özel helikopter gibi şatafatlı taleplerine gelince bir anda sessizliğe gömülür. Kul Kemal’in makam ve lüks tutkusu, o büyük “halkçı” söylemlerin önüne geçmiştir.
Kutsallar Üzerinden Çifte Standart
İnanç özgürlüğünden bahsederken mangalda kül bırakmaz, ancak inançlı bir insanın namaz hassasiyetine “kazaya bırakıverin” diyebilecek kadar empati yoksunudur.
Toplumun mukaddesatına, manevi değerlerine yönelik saldırılarda derin bir sessizliğe bürünür. Ancak konu Cumhuriyetimizin kurucu değerleri ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk olduğunda, aniden en büyük koruyucu rolünü üstlenir. İnsan sormadan edemiyor: Ortak manevi değerlerimize karşı yapılan saygısızlıklara sessiz kalırken, neden sadece siyasi rant devşirebileceğiniz alanlarda sesinizi yükseltiyorsunuz? Samimiyet, kutsallar arasında ayrım yapmamayı gerektirmez mi?
Demokrasi Sınavı ve Çelişkiler
Geçmişin darbelerini kınamakta üstüne yoktur. Ancak 15 Temmuz gibi karanlık ve kanlı bir geceyi “tiyatro” diyerek hafife almaktan da çekinmez. Madem demokrasiye bu kadar inançlıydınız; millet o gece tankların önünde direnirken, güvenli alanlara çekilenleri veya bu süreci itibarsızlaştırmaya çalışanları neden dolaylı da olsa cesaretlendirdiniz?
Bu profil, bir şahsın ötesinde, siyasetimizde kök salmış bir “tutarsızlıklar” vesikasıdır. Billboardlardaki o devasa fotoğrafların söküldüğünde geriye ne bir eser ne de sağlam bir ilke kalacaktır; geriye sadece koca bir samimiyetsizlik ve şahsi hırslar kalacaktır.