AKİT MENÜ

Gündem

Mekke Anlaşması Ümmetin yeniden dirilişinin imzası oldu! Kâfire korku Ümmete umut

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladıkları “ortak savunma anlaşması” 100 yıldır bölünmüş, parçalanmış ve emperyalistlerin her türlü saldırılarına ve yönlendirmesine maruz kalmış İslam coğrafyası ve ümmet için yeni bir diriliş olarak değerlendirilirken, İslam düşmanlarını şok etti.

Haber Merkezi
Güncelleme Tarihi:

MUHAMMET KUTLU  ANKARA

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın 7 Ağustos Cuma günü Mekke’de imzaladıkları “Ortak Savunma Anlaşması”, 100 yıldır bölünmüş, parçalanmış ve emperyalistlerin her türlü saldırılarına ve yönlendirmesine maruz kalmış İslam coğrafyasının ve İslam Ümmeti’nin dünya güç dengelerinde belirleyici bir güç olarak ortaya çıkmasının ilanı oldu. İsrail Medyası anlaşmayı büyük bir panik ve endişeyle karşılarken bazı analizlerde gelişme, “Tel Aviv için ölümcül ittifak” olarak yorumlanarak bölgesel dengelerin İsrail aleyhine değişebileceği vurgulandı. Anlaşmaya imza koyan Pakistan’ın nükleer düşmanı olan Hindistan, Pakistan’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile bu düzeyde bir askeri ortaklığa girmesinden rahatsız olurken, Hindistan medyası gelişmeyi “İslami NATO” başlığıyla duyurdu. Anlaşma, Yunanistan’da da çok büyük bir şok, endişe ve hüsran dalgasıyla karşılandı. Atina merkezli siyasi çevreler ve ülke basını, bu tarihi paktı “Yunan dış politikasına indirilmiş ağır bir darbe” olarak nitelendirdi. Yunanistan, son dönemde Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye’ye karşı ittifaklar kurmaya çalışırken, Mekke’den gelen bu hamlenin Atina’nın tüm stratejik beklentilerini ve hesaplarını baştan aşağı değiştirdiği kaydedildi. The Guardian Gazetesi, anlaşmayı “NATO tarzı bir savunma paktı” olarak tanımlarken İngiliz BBC yayın kuruluşu, “Yemen’de savaş büyürse Türkiye askeri olarak dahil olacak mı? ya da Hindistan-Pakistan çatışmasında Suudi Arabistan nasıl bir rol üstlenecek?” gibi karmaşık askeri ve hukuki senaryoların henüz belirsizliğini koruduğuna dikkat çekerek batının rahatsızlığını ortaya koydu.

 

İSLAM COĞRAFYASI GÜVENLİĞİNİ İNŞA EDİYOR

Ümmetin belki de son bir asırdır emperyalist dengelerine karşı yaptığı en önemli çıkışı temsil eden anlaşmayı Akit’e değerlendiren GÜVENSAM Genel Koordinatörü Terör ve Güvenlik Uzmanı Cihad İslam Yılmaz: “Güvenlik mimarilerinin dönüşümü çoğu zaman uzun yıllara yayılan yavaş ve sancılı süreçlerle gerçekleşir. Ancak tarih, kimi zaman tek bir imzayla yeni bir jeopolitik dönemin kapısını aralar. İmzalanan ‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması’, klasik ittifak anlayışını aşan yeni bir güvenlik paradigmasının ilanı niteliğindedir. Aynı masada ortaya konulan ortak irade, yalnızca yeni bir savunma düzenini değil, İslam dünyasının jeopolitik bir özne olarak yeniden sahneye çıkma iddiasını da simgelemektedir. Anlaşmanın imzalandığı yerin taşıdığı sembolik anlam ise en az içeriği kadar önemlidir. Bu pakt, herhangi bir başkentte ya da diplomatik protokol salonunda değil, Kâbe’nin gölgesindeki Mekke’de hayata geçirilmiştir. Bu tercih, ittifakın yalnızca askerî bir iş birliği olarak değil, tarihî kardeşlik ve İslami dayanışma temelinde şekillenen ortak bir güvenlik vizyonu olarak tasarlandığını göstermektedir. Anadolu’dan Hicaz’a, İslamabad’dan Riyad’a uzanan kardeşlik hattı, böylece kâğıt üzerindeki söylemin ötesine geçerek somut bir güvenlik mimarisine dönüşmüştür. Anlaşmanın özü sarsıcıdır: Üç devletten herhangi birine yönelik bir saldırı, artık üçüne birden yapılmış sayılacaktır. Bu, klasik anlamda bir işbirliği protokolü değil, kolektif caydırıcılığın ilan edilmesidir. Nükleer kapasiteye sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan’ın askerî tecrübesi, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve dinî ağırlığı, Türkiye’nin NATO tecrübesi, sınır ötesi operasyon kabiliyeti ve yerli savunma sanayii ile taşıdığı küresel güç statüsü bir araya geldiğinde, ortaya çıkan tablo bölgesel değil, doğrudan küresel bir denklemdir. Bu üç ülkenin nüfus, ordu, coğrafya ve stratejik derinlik potansiyeli birleştiğinde, dünyanın önündeki en dikkat çekici güvenlik bloklarından biri doğmaktadır. Türkiye’nin bu anlaşmadaki rolü, sıradan bir taraf olmanın çok ötesindedir. Ankara, bu pakta yalnızca askerî gücüyle değil, Gazze müzakerelerinde üstlendiği diplomatik sorumlulukla, bölgesel krizleri yönetme tecrübesiyle ve küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini üstlenebilecek kapasitesiyle dahil olmuştur. Bu, Türkiye’nin artık bölgesinde değil, küresel ölçekte söz sahibi bir aktör olarak konumlandığının tescilidir. Türkiye’nin imzası, paktı ‘ciddiye alınan’, uluslararası kamuoyunda gerçek bir caydırıcılık üreten bir yapıya dönüştürmüştür. Bu anlaşma, dalga dalga büyüyebilecek çok daha kapsamlı bir güvenlik mimarisinin ilk taşıdır. İslam coğrafyasının kendi güvenliğini kendi iradesiyle inşa ettiği, dışarıdan atanmış güvenlik şemsiyelerine muhtaç olmadığı yeni bir dönemin kapısı aralanmıştır. Buna ‘İslam NATO’su’ denmesi boşuna değildir; çünkü ortaya çıkan yapı, kolektif savunma ilkesini, ortak kader bilincini ve medeniyet dayanışmasını aynı çatı altında birleştirmektedir. Körfez’den Anadolu’ya, Hint Okyanusu kıyılarından Akdeniz’e uzanan bu hat, yalnızca askerî bir denge değil; ticaret yollarının, enerji koridorlarının ve kalkınma projelerinin de ortak güvencesi hâline gelme potansiyeli taşımaktadır” diye konuştu.

 

“İSRAİL, HİNDİSTAN, YUNANİSTAN’DAKİ PANİK, ANLAŞMANIN GÜCÜNÜN EN SOMUT KANITIDIR

Ortadoğu Uzmanı Ahmet Erkam Selvi de şunları ifade etti: “Ortadoğu’nun güvenlik mimarisi, genellikle dışarıdan dayatılan dengelerle şekillenmiştir. Bölge, kendi güvenliğini kendi iradesiyle inşa etme lüksüne çoğu zaman sahip olamadı. Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması, bu yerleşik alışkanlığı kökten sarsan bir eşiktir. Bu tarihi gelişme karşısında panik havasına girenlerin kimler olduğunu görmek de manidardır. Bölgedeki dengeleri kendi lehine kurgulamaya alışmış İsrail, sınırları boyunca üç güçlü ordunun ortak bir caydırıcılık şemsiyesi altında birleşmesi karşısında telaşını gizleyememektedir. Aynı şekilde Hindistan, Pakistan’ın artık yalnız bırakılmış bir aktör olmadığını, Mekke’den Ankara’ya uzanan bir dayanışma ağının parçası olduğunu görmenin rahatsızlığını yaşamaktadır. İsrail ile birlikte Türkiye’ye karşı askeri ittifak kuran Yunanistan’daki panik hepsinden daha büyük olmuştur. Bu anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri de, İran’ı doğrudan hedef almadan onun stratejik hesaplarını değiştirmesidir. Tahran, yıllardır bölgesel vekalet ağları ve füze kapasitesi üzerinden kurduğu caydırıcılığı, artık üç ülkenin ortak savunma şemsiyesiyle yeniden değerlendirmek zorunda kalacaktır. Bu pakt, yalnızca askerî bir denge değil, aynı zamanda enerji altyapısının, deniz ticaret yollarının ve kalkınma projelerinin güvence altına alınması anlamına gelmektedir. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedefleri, istikrarlı bir güvenlik ortamına muhtaçtır. Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı gibi kritik güzergâhların güvenliği söz konusu olduğunda, üç ülkenin ortak kapasitesi, küresel enerji piyasaları için de doğrudan bir istikrar unsuru olarak okunmalıdır. Bu anlaşmanın en kritik sonucu, diğer bölge ülkelerini de ittifaka dahil olmaya itmesidir. Mısır’dan Ürdün’e, Pakistan’ın yakın çevresinden Orta Asya’ya kadar pek çok aktör, bu modelin sunduğu kolektif caydırıcılık ilkesini kendi güvenlik denklemlerine nasıl entegre edebileceklerini değerlendirmeye başlayacaktır. Bölgesel güvenlik mimarisi artık tek kutuplu değil, çok aktörlü ve iç içe geçmiş bir yapıya evrilmektedir.”

Yorumlara Git

Kılıç çeken teğmenlerin komutanıydı! Alper Topsakal için yolun sonu: Emekliliğe sevk edildi

İranlı yetkili duyurdu: Hürmüz’de kontrol bizde kalacak! Umman ile anlaşma an meselesi

Halil Kışlacık’tan Terörsüz Türkiye’yi karalayanlara sert tepki: Ya kafa yok, ya ahlak!

Öldüğü söylenen Hamaney'in son görüntüsü yayınlandı

'Rusya bir NATO Ülkesine Saldırı Düzenleyebilir'