Ekonomi
Kalküta mı Kolkata mı? Murat Ülker gezdi, gördü anlattı
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, Kolkata'daki iş fırsatlarını ve satış ekiplerinin saha çalışmalarını incelediği yazı dizisinde, Hindistan'ın entelektüel başkentindeki gözlemlerini paylaştı.
Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, Pladis'in Hindistan'daki fason üretim ve büyüme hedefleri kapsamında gerçekleştirdiği "GOYA" (Gez-Otur-Yerinde-İncele) seyahatinde, oğlu Fatih Ülker ile birlikte Kolkata’yı (Kalküta) mercek altına aldı. Ülker, pazar analizlerinin yanı sıra, şehrin kolonyal geçmişini, entelektüel yapısını ve astrolojiyle yönetilen görücü usulü evlilik geleneklerini, Türkiye'deki sosyolojik verilerle kıyasladı.
Ülker’in yazısı şöyle:
Daha önce çeşitli vesilelerle Hindistan’a yaptığım seyahatlerimi, GOYA’larımı, izlenimlerimi yazmıştım. Malum Kuzeyde Pencap ve Haryana eyaletlerinin ortak başkenti Chandigarh’da fabrikamız var. Son 10 yıl içinde Hindistan’da çok şey değişti, bu değişiklikleri görmek güzel olur diye düşünmüş ve sizlerle paylaşmıştım. Gerçi ilk defa Hindistan’dan, Yeni Delhi’den 80’li yılların başlarında Uzak Doğu’dan dönerken geçmiştim.
Önce New Delhi’ye uçmuş, pladis’in merkezine uğramış, oradan Chandigarh’a fabrikaya geçmiştik. Oradan Lucknow şehrine geçip Goya yapmıştık. Daha sonra Agra’ya uçup yine Goya ve Tac Mahal ziyareti ile seyahatimizi bitirmiştik.
Yaklaşık bir yıl sonra Hindistan taraflarına bir GOYA daha yapmak şart oldu. Malum Hindistan’da büyümek istiyoruz. Fason üretime başladık. Bizim fabrikada da gelişmeler var, pazarın nabzını tutmak; yapılanları değerlendirmek lazım. Tabii ki her zaman olduğu gibi gitmişken gezmediğim görmediğim yerleri gezip doğayı, kültürü, sanatı anlamaya çalışıyorum. Bu kez yanımda oğlum Fatih Ülker de vardı. Yine ilk hedefimiz New Delhi, pladis merkezi ve fabrikamızın olduğu Chandigarh oldu. Ama bu kez ikinci durağımız Kolkata ya da eski adıyla Calcutta/Kalküta’dan başlayacağım. Daha sonra Hindistan’ın Batı Himalayalar’ın eteklerinde yer alan ünlü dağ kasabası Darjeeling’de gördüklerim yaşadıklarım ve hissettiklerim yer alacak. Bir de bu kez Yeni Delhi’de Hümayun Müzesi’nden bahsedeceğim.
Zaten artık her sene birkaç Uzak Doğu goyası rutinim oldu.
Kolkata’da yaptığım goyada satış ekibiyle çok sayıda market gezdik, ürünlerimizin pozisyonlarını değerlendirdik. Kalküta’dan sorumlu pladis satış ekibimizi başarılarından ötürü kutlayıp bir de fotoğraf çektirdik. Bu ekipte Subhradip Som, Hitesh Mahatani, bendeniz, Smith Majundar, Ritesh Gauba, Suryakent Pandey ve Mohit Dutta var. Daha sonra Kolkata pazarında iş fırsatlarını değerlendirmek üzere Hindistan’ın önemli bisküvi üreticilerinden Bhagvati Foods’un sahiplerinden Hariram Agarwal ve oğlu Vinod Agarval ile tesislerinde verimli bir toplantı gerçekleştirdik, hem işimizi anlattık hem de onlardan işlerini öğrendik. Bilahare Kolkata’yı öğrenmek ve gezmekle geçti.
Kolkata Britanya Hindistanı’nın Başkenti idi
Kolkata Hindistan’ın doğusunda bulunan ve Batı Bengal eyaletinin başkenti olan tarihsel açıdan son derece önemli bir şehir. Şehrin adının kökeni konusunda ise birkaç teori var. En yaygın görüş, adın bölgede bulunan Kalikata adlı eski bir köyden geldiği. Bazı tarihçiler ise ismi Kalighat Temple çevresindeki Kali kültüyle ilişkilendiriyor. Çünkü şehir, Hindu tanrıçası Kali’nin önemli merkezlerinden biri. Kolkata adının zamanla “Kalikata”dan türediği düşünülüyor. Bengal bölgesinde yer alan bu şehir, bir zamanlar Britanya Hindistanı’nın başkentiydi. Bugün ise kaotik ama ilginç ruhuyla konuşan bir tarih gibi. Şehre gece varmamıza rağmen sokaklar kalabalık, hava ağır; dikkat ettim tüm yol kenarları mavi beyaz baklava şeklinde boyanmıştı. Gündüz gözüyle de baktım korkuluklar, kaldırımlar, köprüler, kamu binaları, duvarlar kilometrelerce aynı şekilde boyanmıştı. Çok önce bir belediye başkanı şehre bir kimlik kazandırmak için böyle boyamayı seçmiş. Yıllar içinde bu renkler şehrin siyasi ve kültürel göstergesi haline gelmiş.
Bir yanda kolonyal binalar, diğer yanda tapınaklar, çiçek pazarları ve tütsü kokuları… Kolkata’yı asıl farklı kılan mimarisi değil, zihniyeti. Hayat bireysel değil kolektif akıyor.
Kolkata Usulü İzdivaç ve Düğün Merasimi
Burada insanlar sadece kendileri için değil aileleri, gelenekleri ve hatta inançlarıyla birlikte yaşıyor. Anladığım kadarıyla Kolkata’da evlilikler de farklı planlanıyor, yaşanıyor, hatta bazen yıldızlara sorularak başlıyormuş.
Bizde aşk dediğin şey biraz kalp, kimya ve yanlış kararlar silsilesi, burada ise aşk Excel tablosu gibi yönetiliyor; aile, kast, uyum, yıldız haritası, düğün tarihi gibi. Bu sistem ilk bakışta romantizmi öldürüyor gibi görünse de aslında başka bir psikolojik yapı kuruyor. Kalküta’da hâlâ çok yaygın olan görücü usulü evlilikte süreç şöyle işliyor. Önce aileler devreye giriyor. Sadece “tanıştıralım” değil bu. Bildiğin mini mülakat. Ailenin sosyal statüsü, eğitim düzeyi, ekonomik durumu, hatta karakter referansları inceleniyor. LinkedIn ve mahalle teyze istihbaratı birleşimi gibi düşünülebilir. Sonra işin en ilginç kısmı geliyor: Astroloji.
Evet, çiftin doğum haritaları çıkarılıyor. Sadece uyumlu musunuz? diye bakılmıyor; evliliğin tarihi bile yıldızlara göre belirleniyor. Yanlış gün seçersen evliliğin baştan şanssız olacağına inanılıyor. Tabii ki Kalküta, Mumbai, Delhi gibi büyük şehirlerde aileler adayları tanıştırdıktan sonra “biz uygun bulduk, siz konuşun.” safhası var. Çift haftalarca hatta aylarca görüşebiliyor; beğenmezlerse olmuyor.
Görüşmek, tanışıp anlaşmak tamam da gerisi safsata; benim batıl inançlarım yoktur.
Burada görünmeyen bir baskı mı var, herkesin çabasıyla uygun eşler bulunmuşken reddetmek kabil mi. Yani özgürlük var, ama baskı da var. Hindistan’da evlilik sadece iki kişinin kararı değil, bir sosyal birleşme.
Bizde ise artık kendimizi Batı kültürüne iyice adapte ettik sanırken Üsküdar Üniversitesi’nin 2025 araştırmasına göre Türkiye’de hem kadınların (%34) hem de erkeklerin (%32) üçte biri için evlilik biçimi “kendimiz tanıştık, anlaştık, aileler onayladı” seçeneği olurken, geleneksel görücü usulü evlilik de hâlâ geçerli imiş.
Hindistan’da evlilik iki kişi arasında değil, iki aile arasında kuruluyor; çoğu zaman çift, evlendikten sonra geniş aileyle birlikte yaşıyor. Hani maazallah kavga ettiklerinde kapıyı çarpıp giden olmuyor çünkü döndüğünde seni kayınvaliden karşılıyor olacak!
Ama özellikle Hindistan ve Güney Asya üzerine yapılan araştırmalar, görücü usulü evliliklerde aşkın sonradan oluştuğunu ve zamanla bağlanma düzeyinin artabildiğini gösteriyor. Yani dizilerimizdeki gibi önce tutku, sonra hayal kırıklığı yerine; burada önce yapı, sonra duygu var.
Bir de düğün meselesi var. Bizde düğün bir gece. Burada düğün en az bir hafta sürüyormuş; her gün ayrı bir ritüel; kına gecesi, danslar, aile yemekleri, geleneksel törenler, iki ailenin birleşmesini kutluyoruz ve bu festivalde çift adeta bir film setindeki başrol oyuncuları gibi…
Kolkata hem İngiliz kolonyal mirasının hem de Hint milliyetçiliğinin en güçlü sembollerinden biri hâline gelmiş.
Kolkata’nın tarihi büyük ölçüde İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin 1690’larda bölgeye yerleşmesiyle başlıyor.İngilizler için Bengal’in zenginliği ve liman avantajı Kolkata’yı stratejik bir merkez hâline getiriyor. 1772 yılında Britanya Hindistanı’nın başkenti ilan ediliyor ve 1911’e kadar bu konumunu sürdürüyor. Bu dönem boyunca şehir; yönetim, finans, hukuk, eğitim ve kültür merkezi olarak büyüyor. Saraylar Şehri olarak anılmasının nedeni de bu dönemde inşa edilen görkemli kolonyal yapılardır.
Kolkata aynı zamanda Hint Rönesansı’nın doğduğu şehirlerden biri. Nobel edebiyat ödüllü Rabindranath Tagore, yönetmen Satyajit Ray, Nobel ekonomi ödüllü Amartya Sen, Nobel Barış ödüllü Rahibe Teresa gibi meşhurlar bu kültürel atmosferin ürünüdür. Modern Hint edebiyatı, tiyatrosu, sineması ve entelektüel hareketleri büyük ölçüde burada şekillenmiş. Şehir özellikle sol düşünce, öğrenci hareketleri, sanat çevreleri ve yayınevleriyle tanınıyor. Bu nedenle Hindistan’ın entelektüel başkenti olarak da görülür.
Kolkata metropolitan bölgesinin nüfusu yaklaşık 15 ila16 milyon civarındadır ve Hindistan’ın en büyük metropollerinden biridir. Şehir merkezinin nüfusu ise yaklaşık 4,5 milyon civarındadır. En yaygın dil Bengalce’dir. Ancak Hindi ve Urdu da yaygın biçimde konuşulan dillerdir. İngilizce resmi dil olup tüm Hindistan’da olduğu gibi özellikle eğitim, iş dünyası ve bürokraside yoğun bir şekilde kullanılıyor.
Dini yapı bakımından şehir çoğunlukla Hindu. Ancak önemli bir Müslüman nüfus da var. 2011’deki son veriye göre nüfusun yaklaşık %76,5’i Hindu, %20,6’sı Müslüman. Bunun dışında Hristiyanlar, Jainler, Sihler ve Budistler de bulunuyor. Şehirde tapınaklar, camiler, kiliseler ve gurudwaralar (sih tapınağı) yan yana bulunabilir. Şehrin adı resmî olarak 2001 yılında Kolkata olarak değiştirilmiş. Nedeni Bengal kimliğini öne çıkarmakmış. Calcutta adı İngiliz sömürge yönetiminin mirası olarak görülüyormuş, Kolkata ise halkın kullandığı özgün bir isim, o yüzden değişikliğe gidilmiş. Hindistan’da özellikle 1990’lardan sonra birçok şehirde kolonyal dönemden kalan İngilizce isimleri yerel dillere ve tarihsel kimliklere uygun hâle getirme eğilimi başlanmış. Bu çerçevede Bombay Mumbai, Madras Chennai, Bangalore Bengalurua olmuş.
İlginç olan şu ki dünyada hâlâ birçok insan şehri alışkanlık nedeniyle Calcutta diye anmaya devam eder. Özellikle Mother Teresa ile özdeşleşmiş uluslararası anlatılarda eski isim çok uzun süre yaşamış. Çünkü Batı dünyasının zihninde Calcutta, yoksulluk, mistisizm, sömürge tarihi ve kültürel yoğunlukla özdeşleşmiş bir imajdı.
Hindistan coğrafyasında, kültüründe hasılı günlük yaşamında var olan İngiliz sömürge izlerinden kurtulmak istiyor. Meselenin yalnızca İngiliz karşıtlığı olmadığı daha derin bir biçimde kültürel egemenliği geri alma, tarihsel anlatıyı yeniden yazma ve ulusal kimliği sömürge sonrası perspektiften yeniden kurmak çabası olduğunu ifade ediyorlar. Hindistan’da buna decolonization yani sömürgesizleşme deniyor.
İngilizler eve dönerken demiryolu sistemini, modern bürokrasiyi, üniversiteleri, İngilizce eğitim sistemini, hukuk altyapısını miras bırakmışlar. Bugün Hindistan’ın küresel teknoloji ve hizmet ekonomisindeki başarısında İngilizce’nin büyük rolü var. Yani Hindistan bir yandan sömürge travmasını eleştiriyor, diğer yandan sömürge mirasının bazı araçlarını pragmatik biçimde kullanıyor. Şu anda Modi döneminde sömürgesizleşme (decolonization) söylemi daha görünür hâle gelmiş. İngiliz dönemine ait bazı yasalar değiştiriliyor, müfredatlar yeniden yazılıyor, Hindu uygarlık anlatısı daha merkezi hâle getiriliyor, kolonyal isimler kaldırılıyor, Yeni Delhi’deki bazı sembolik yapılar yeniden düzenleniyor. Mesela Delhi’deki ünlü Rajpath caddesinin adı Kartavya Path olarak değiştirilmiş. Bu sadece isim değişikliği değil; imparatorluk yolundan görev yoluna geçiş gibi sembolik bir anlam da taşıyor.
Hindistan sadece İngiliz izlerini değil, aynı zamanda Müslüman ve Moğol döneminin izlerini de tartışıyor. Bunu Hümayun Müzesinde görebiliyorsunuz. Özellikle Hindu milliyetçisi çevreler, Babür mirasını yabancı egemenlik olarak görüyor. Bu nedenle isim değişiklikleri bazen sadece anti kolonyal değil, aynı zamanda kültürel ve dinsel güç mücadelesine dönüşebiliyor; tıpkı Orta Doğu’daki gibi… Dolayısıyla mesele yalnızca İngiliz mirasından kurtulmak değil Hindistan Kimdir sorusuna cevap bulmak meselesi gibi!
Hindistan, Kolkata’da görülmesi gereken yerlerden biri Victoria Memorial, adeta şehrin sembolü sayılıyor. Daha girişte sizi bir Hindistan havası karşılıyor.
1906–1921 yılları arasında İngilizler tarafından, Kraliçe Victoria’nın anısına yaptırılmış. Tam anlamıyla Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’daki gücünü ve görkemini temsil eden bir anıttır, müzedir. İngilizler bu müzenin yapımı için para vermemişler tamamen yerel kaynaklarla yapılmış. Mimari literatüründe İngiliz neoklasik tarzı, rönesans etkileri, Babür, Moğol veya Hint Türk mimarisi olarak adlandırılıyor. Anlaşılan tarihçilerin de bu konuda kafası karışık! Bugün Britanya Hindistanı belgeleri, sömürge dönemi tabloları, haritalar, heykeller, eski şehir arşivlerinin sergilendiği bir müze olarak kullanılıyor.
Victoria Memorial kompleksinin içinde sizi iki önemli heykel karşılıyor. Biri Kraliçe Victoria’nın bronz heykeli diğeri Britanya Hindistanı’nın önemli yöneticilerinden biri olan Lord Minto için yapılmış bronz rölyef. Bu eski bir anıtın parçasıymış ve daha sonra Victoria Memorial’a taşınmış. Kalabalık figürlü bronz rölyefte klasik emperyal anlatının tipik örnekleri askerler, yöneticiler, halk figürleri, imparatorluk sembolleri, zafer ve düzen temaları bir araya getirilmiş.
Victoria Memorial’ın tamamı yalnızca bir müze değil daha çok Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’daki görsel propaganda projesi. Binanın mimarisi ve bahçeleri, heykelleri, yazıtları ile imparatorluk güçlü, görkemli, düzen kurucu ve medeniyet taşıyıcıdır, diyor sanki.
Bugün ise ironik biçimde aynı yapı, sömürge tarihinin tartışıldığı ve yeniden yorumlandığı bir hafıza mekânına dönüşmüş durumda, mesela İngiltere kralı George V’in heykeli de müzede duruyor. George V, Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan üzerindeki egemenliğinin zirve dönemindeki en önemli figürlerden biridir. Bu heykeller bağımsızlık sonrası şehir meydanlarından kaldırılmış, müzelere yerleştirilmiş. Britanya’nın Hindistan üzerindeki gücünü anlatmak için yapılan ve bir tür resmi geçit olan Delhi Durbar törenlerini tasvir eden çok sayıda tablo da var müzede.
Tablolarda detaylar çok tipik: Filler, tören kıyafetleri, sancaklar, saray mimarisi, İngiliz ve Hint elitlerinin birlikte resmedilmesi, büyük imparatorluk atmosferi… hepsi Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’daki gücünü görsel olarak yüceltmek için kullanılan klasik sömürge sanat dili olarak okunabiliyor.
Müzede çok sembolik ve önemli yazıtlar da var. Victoria Memorial içinde yer alan bu panolar, Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan halkına verdiği resmî mesajların farklı dillerde yazılmış hâlleri. İlk fotoğraftaki yazı Hintçe, Devanagari alfabesiyle, ikinci fotoğraftaki ise Urduca, Farsça hattıyla yazılmış. Çünkü Britanya yönetimi Hindistan’daki farklı dini ve kültürel topluluklara hitap ettiğini göstermek istiyordu. Metin 1877 Delhi Durbar töreniyle ilişkili görünüyor. Bu tören sırasında Queen Victoria resmen Hindistan İmparatoriçesi ilan edilmişti. Yazıda, Delhi Durbar’da Hindistan İmparatoriçesi unvanının kabulü sırasında Majestelerinin mesajı iletiliyor. “İnancımız odur ki bu yeni düzen içinde hükümdar ile halk arasındaki sevgi bağı giderek güçlenecektir. Büyükten küçüğe tüm tebaanın şunu hissetmesini isteriz: yönetimimiz altında herkes için özgürlük, eşitlik, adalet ve güvenlik korunacaktır. Halkın huzurunu sağlamak, refahını artırmak ve iyiliğini gözetmek imparatorluğumuzun temel amacı ve görevidir.” Delhi 1 Ocak 1877.
Victoria Memorial içinde günlük yaşam ve dekoratif sanatlar koleksiyonu da var. Mesela ilk fotoğraf Bengal üretimi hasır örgü kolonyal mobilya örneği. Ayrıca bir sürü top arabası var. Bu toplardan bazıları Fransız’lardan elde edilen toplar. Sömürge döneminde Hindistan’da yalnızca İngilizler yoktu. Fransızlar da Hindistan üzerinde büyük nüfuz mücadelesi yürütüyordu. Özellikle İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, Fransız Doğu Hindistan Şirketi arasında ciddi rekabet vardı. Bunun hakkında Taha İ. Özel’in bir kitabı var, bir yazıma konu etmiştim.
Müzede birçok astronomik ölçüm cihazları ve haritacılık aletleri sergileniyor. Britanya’nın Hindistan’daki egemenliğinde haritacılık inanılmaz kritik bir rol oynamış. Özellikle meşhur Hindistan’ın büyük jeodezik ölçüm projesi, modern haritacılık tarihinin en büyük çalışmalarından biriymiş. Himalayalar’ın ölçülmesi ve Everest’in yüksekliğinin hesaplanması bile bu süreçlerin parçasıymış. Bu yüzden bu cihazlara yalnızca bilimsel birer alet olarak bakmamak gerekiyor. Bunlar aynı zamanda askerî kontrol, vergi sistemi, demiryolu planlaması, sınır yönetimi, sömürge bürokrasisi için temel araçlar. Tarihte sömürgecilik sadece silahla değil harita, ölçüm, veri, istatistik ve arşivle etkili olmuş. İngilizler Hindistan’ı yalnızca fethetmemiş; aynı zamanda ölçmüş, sınıflandırmış ve kayıt altına almış yani sistem kurmuş. Şu anda ABD menşeli büyük teknoloji şirketleri dijital izlerimizi kayıt altına alarak benzer bir yapının ipuçlarını veriyor olabilirler mi?
Müzenin son bölümü Büyük Hintli Reformcular’a ayrılmış. Hindistan bu müzede tarihini yeniden çerçeveliyor; sadece imparatorluğun hikâyesini anlatmıyor. Mesela Gandhi’nin orada oluşu özellikle sembolik, çünkü Gandhi, Britanya İmparatorluğu’na ahlaki ve politik açıdan meydan okumanın sembolü. Dolayısıyla bugün İmparatorluğun büyük bir anıtı olarak planlanmış binadaki müze bağımsızlığın anlamlı bir anıtsal mekânına dönüşmüş.
Müzeden çıkışta Queen Victoria’nın ölümünden sonra tahta geçen oğlu, İngilizler’in Hindistan’daki emperyal sürekliliğinin temsilcisi kral Edward VII’nin atlı heykeli önümüze çıkıyor.
Hindistan sokaklarında bazen duyulan dayanılmaz pis konunun nedeni havanın sıcaklığı, yüksek nem, açık kanalizasyon, açıktaki çöp ve organik atıklar, dar sokaklar, kutsal sayılan başıboş büyükbaş hayvanlar, kalabalık…
Hele bunlar bir sonraki durağımız yüzyıllardır özellikle Hindu tanrı/tanrıça putları yapılan çok meşhur bir zanaatkar mahallesi Kumartili’de kil/alçı üretimi, boya ve kimyasal kokuları ile bir araya gelince ağır bir koku oluşabiliyor. Çaresi bu mekanlardan uzak durmak!
Kolkata’da her şey birbirinin içinde, yaşam üst üste… Zaten Kolkota’yı sevenler de işte buna teşne olanlar!
Kitapçıya da uğrandı. Oxford Bookstore, Kolkata’nın en ünlü kitabevlerinden biri ve aslında şehir kültürünü anlamak için çok sembolik bir yer. Önemi yalnızca kitap satan yer olması değil şehrin entelektüel kimliğini yaşatan parçalardan biri. Bu şehirde kitap kültürü güçlü zira Bengal toplumu tarihte entelektüel sermayeye hep büyük önem vermiş.
Mermer Saray (Marble Palace) 19. yüzyılda zengin Bengalli tüccar Raja Rajendra Mullick tarafından yaptırılmış. Burası İngiliz yönetimindeki dönemde yükselen yerel Bengal elitinin Batılı aristokrat estetiğini benimsemesinin en ünlü örneklerinden biri; içerde oldukça eski ve düzensiz görünen bir ortamda sergilenen Avrupa’dan tablolar, Viktorya döneminden mobilyalar, heykeller, avizeler, porselenler ve kolonyal sanat eserleri var. Sanki zaman 1900’lerde durmuş burada, yapı eski ve nem oldukça zarar vermiş. Binanın sadece dışarıdan fotoğrafı çekilebiliyor. Ailenin bazı üyeleri hala malikanede yaşıyor. Giriş ücretsiz, ayakkabı ile girmek yasak.
Mermer Sarayın en ilginç yönü bahçesindeki bir mini hayvanat bahçesi bulunması. Tavuskuşları, geyikler, egzotik kuşlar, ördekler, maymunlar, nadir kuş türleri hepsi bir arada, ama fotoğraf çekmek yine yasak. Bu yaşam şekli 19. yüzyıl Bengal aristokrasisinin bir statü göstergesiymiş. O dönemde zengin aileler Avrupai sanat koleksiyonları, büyük bahçeler, egzotik hayvanlar, ithal bitkiler sergileyerek güç ve prestij gösteriyorlarmış.
Akşam yemeğinde ise Bhagvati Foods’un sahiplerinin davetlisi olarak Cosy Box denilen ilginç bir mekana gittik. Orada anladık ki oldukça canlı bir gece hayatı seçeneği de mevcut Kolkata’da. Yemek yediğimiz rooftop restoranlar oldukça yaygınmış; Papaya, Bombastic, Cosy Box modern rooftop ve lounge mekanlar arasında.
Özellikle Park Street, Camac Street, Salt Lake Sector V, Ballygunge, Elgin Road çevrelerinde ciddi eğlenceli bir gece hayatı bulunuyormuş. Anlayacağınız şehirde birkaç farklı dünya bir arada; eski kolonyal kulüpler, caz barları, entelektüel kafeler, rooftop DJ mekânları, lounge barlar, Bollywood partileri…
Akşam yemeğinde klasik hint yemekleri yedik, ama şef füzyon mutfakta neredeyse Türk usulü dürüm tavuk ve et döner yapmıştı, tatmadan edemedik. Yemekte bir de sürpriz vardı. pladis ekibi ve Bhagvati ailesi bana pasta yaptırmışlar, doğum günümü kutladılar. Hediyeleştik, benim de bu sayede Hindistan hakkında kitaplarım ve Hint işi bir yeleğim oldu.
Son olarak Havalanındaki Godivalar: