Okur Postası
Terörle mücadeleden terörsüz Türkiye'ye
Türkiye, kırk yılı aşkın süredir terörle mücadele ediyor. Bu mücadele boyunca dağlarda operasyonlar yapıldı, sınır ötesi harekâtlar düzenlendi, şehirlerde hendekler kapatıldı, uluslararası diplomasi yürütüldü, istihbarat kapasitesi büyütüldü ve savunma sanayii yerli imkânlarla yeniden inşa edildi.
Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri Av. Yurdal Kılıçer
Vatanın bölünmez bütünlüğünü, bin yıldır bir arada yaşayan insanların tarih, din, dil, kültür, örf adetleri ile yoğrulmuş kardeşliğini bozmamak için onbinlerce şehit verildi.
Mücadele yeni bir safhaya taşınıyor. Gelinen aşama silahla değil, hukukla ilerleyecek.
TBMM Başkanlığı’na sunulan 12 maddeden oluşan “MillîDayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, sadece ceza hukukuna ilişkin teknik bir düzenleme değildir. Bu teklif, “Terörsüz Türkiye” hedefinin hukuki mimarisini oluşturan bir çerçeve metindir. Aynı zamanda Türkiye’nin güvenlik siyasetinden hukuk siyasetine geçişini temsil eden tarihî bir eşiktir.
TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa yalnızca bir kanun teklifi değildir. Türkiye’nin kırk yılı aşan terörle mücadelesini hukuk zemininde kalıcı bir sonuca ulaştırmayı hedefleyen, devletin güvenlik, egemenlik ve hukuk anlayışını yeniden tanımlayan tarihî bir eşiktir.
Bu nedenlerle Yasa Teklifi yalnızca Ceza Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu açısından okunamaz. Aynı zamanda anayasa hukuku, infaz hukuku, idare hukuku, uluslararası hukuk, güvenlik stratejisi ve siyaset bilimi açısından birlikte değerlendirilmelidir.
En büyük hata, bu metni “af yasası” olarak okumaktır.
Teklifin hiçbir maddesinde genel af veya özel af kavramı kullanılmamaktadır. Bu sadece terminolojik bir tercih değildir. Çünkü teklifin hukuki kurgusu af üzerine değil, şartlı erteleme ve geçiş dönemi adaleti modeli üzerine kurulmuştur.
Devlet, suçun işlendiğini inkâr etmiyor. Mahkûmiyetleri kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Dosyaları yok etmiyor. Aksine bütün deliller muhafaza ediliyor, dava ve ceza zamanaşımı durduruluyor, yeniden terör faaliyeti ortaya çıkması hâlinde ertelenen bütün soruşturmalar, kovuşturmalar ve infazlar kaldığı yerden devam ediyor. Bu yönüyle teklif, klasik af hukukundan tamamen ayrılıyor.
Kanunun en kritik hükmü ise daha ilk maddesinde yer alıyor.
Kanunun uygulanabilmesi için önce PKK/KCK’nın bütün unsurlarıyla fiilen sona erdiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bu tespitin daha sonra Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi ve Resmî Gazete’de yayımlanması şart koşuluyor.
Burada son derece önemli bir devlet refleksi görülüyor.
Silah bırakma beyanı yeterli kabul edilmiyor. Teslim edilen silah sayısı tek başına yeterli görülmüyor.
Örgütün açıklaması esas alınmıyor.
Devlet, kendi istihbaratı, kendi güvenlik kurumları ve kendi anayasal güvenlik mekanizması üzerinden doğrulama yapıyor. Başka bir ifadeyle örgüt değil, devlet gerçeği tespit ediyor.
Teklifin ikinci önemli özelliği, cezalandırma ile toplumsal normalleşme arasında yeni bir denge kurmaya çalışmasıdır.
Kasten öldürme suçlarının kapsam dışında bırakılması tesadüf değildir. Çünkü ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri, yaşam hakkına yönelik ağır saldırıların toplum vicdanında farklı değerlendirilmesidir. Böylece hem adalet duygusu korunmaya çalışılıyor hem de toplumsal meşruiyet güçlendiriliyor.
Ancak teklifin asıl ağırlık merkezi yalnızca ceza hukuku değildir.
Asıl mesele, devletin terörle mücadelede güvenlik eksenli paradigmayı hukuk eksenli yeni bir aşamaya taşımasıdır.
“Örgüt nasıl etkisiz hâle getirilecek?” sorusu yerini “Etkisiz hâle gelen örgütün oluşturduğu sosyal siyasal ortam, gerginlikler, kırgınlıklar, hukuk devleti ekseninde nasıl tasfiye ve tamir edilecek?”
İşte çerçeve yasa tam da bu soruya cevap olmak amacıyla hazırlanmıştır.
Teklif, klasik ceza kanunlarından farklı olarak bir “geçiş dönemi hukuku” karakteri taşıyor.
Dünyada benzer örnekler Güney Afrika, Kuzey İrlanda ve Kolombiya gibi ülkelerde görüldü. Ancak Türkiye’nin modeli bu örneklerin bire bir tekrarı değildir. Çünkü Türkiye’de herhangi bir uluslararası gözetim mekanizması değil, doğrudan Türk devletinin anayasal kurumları süreci yönetmektedir.
Kanunun oluşturduğu Kurul da bu nedenle dikkat çekicidir.
Yasa Teklifine göre Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir kurul oluşturulacak. Bu kurulda Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Millî Savunma Bakanları ile MİT Başkanı ve diğer güvenlik bürokrasisini aynı masa etrafında buluşturulacak.
Bu yapı aslında yeni dönemin devlet organizasyonunu göstermektedir.
Terör artık yalnızca güvenlik meselesi olarak görülmüyor. Hukuk, diplomasi, istihbarat ve kamu yönetimi tek koordinasyon sistemi içerisinde birlikte çalışıyor. Fakat tam da bu noktada anayasal tartışmalar başlayacaktır.
Kurulun hak yoksunluklarının kaldırılmasını talep edebilmesi, yürütmenin yargısal süreçlerdeki etkisinin sınırları, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukukun ilkeleri doğrultusunda hukuka uygun bir biçimde düzenlenecek.
Bunun yanında eşitlik ilkesi bakımından yalnızca PKK Terör örgütüne özgü düzenleme yapılması PKK’nın ‘’ Münfesih Örgüt’’ haline gelmesi nedeniyle Anayasa’nın 10’uncu maddesi ile de çelişki arz etmeyecektir. Terör mağduru vatandaşların hakları, talepleri duyarlılıkları da son derece önemlidir. Devlet sadece örgütün silah bırakmasını değil, terörden zarar gören vatandaşların adalet duygusunu da korumak zorundadır. Bu konuda da sosyal, siyasal, kültürel, hukuki düzenlemeler yapmak zorundadır. Çünkü kalıcı çözüm ancak adaletle birlikte mümkündür.
Aksi hâlde hukuk güven üretmek yerine yeni tartışmaların kaynağı hâline gelir.
Jeopolitik açıdan bakıldığında ise bu teklif yalnızca iç hukuk düzenlemesi değildir. Türkiye, Irak’ın kuzeyinde ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör koridorunu büyük ölçüde etkisiz hâle getirdikten sonra, bunun hukukî sonuçlarını da kendi egemenlik anlayışı içerisinde düzenlemektedir.
Bu yönüyle çerçeve yasa, sınır ötesi askerî başarıların iç hukukta kurumsallaştırılması anlamına gelmektedir.
Mesele, Türkiye’nin yeni güvenlik mimarisidir. Sonuç olarak bu teklif, bir dönemin kapanış belgesidir. Fakat aynı zamanda yeni dönemin başlangıç metnidir.
Artık asıl soru şudur:
Silahların susması hukukî barışı da beraberinde getirecek mi? Bunun cevabını yalnızca bu kanun değil, kanunun nasıl uygulanacağı belirleyecektir.
Çünkü devletler kanun çıkardıkları için değil, çıkardıkları kanunları adalet, hukuk devleti ve millî güvenlik dengesi içerisinde uygulayabildikleri ölçüde güçlü olurlar.
Türkiye Yüzyılı’nın belki de en kritik sınavı tam da burada başlayacaktır. Terörle mücadelede kazanılan askerî başarıların, hukuk devleti ilkeleriyle kalıcı bir toplumsal barışa dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği, bu çerçeve yasanın gerçek başarısını belirleyecektir.