AKİT MENÜ

Aktüel

Neden Mutlu Olamıyoruz? (4)

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Neden Mutlu Olamıyoruz? (4)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Haber Merkezi

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

Çünkü, çok şey istiyoruz, çok şey bekliyoruz, çok şey umuyoruz. En zor geçinen, en azla bir şekilde yaşıyor. Onun iki katı kazancı olan da. Dört katı, beş, on katı olan da bir şekilde yaşıyor. Kimse halinden memnun değil. Türkiyenin en zengin ikinci ailesinden Pegasus Ali Sabancı; "Herkesin maddi emelleri var, benim de var. Ben geçinemiyorum. Yani arzu ettiğime kıyasla geçinemiyorum" diyor. Ali Koç da benzer bir şey söylemişti. Hazır servetler yetmiyor, gözümüz bir türlü doymuyor. Sultan Selim; Cihan hakimiyeti tasavvuru bakımından; "Dünya iki padişaha dar." demişti " Beri taraftan, 7 derviş bir kilime sığar, 2 Sultan 7 iklime sığmamış."

İktisadın tarifi: İnsan ihtiyaçları sonsuz, fakat bu ihtiyaçları karşılayacak olan mal ve hizmet miktarı sınırlıdır. İktisat; "Her seviyede  sınırlı imkanların sonsuz ihtiyaçlara maksimimu sağlıyacak şekilde dağıtılması yollarını araştıran bilimdir." Tatmin edilmediğinde elem, edildiğinde haz veren hislere ihtiyaç denir. Bediüzzaman: "İhtiyaç dairesi nazar (akıl) dairesi kadar geniştir. Hatta hayal nereye gitse, ihtiyaç dairesi dahi oraya gider. Orada da hacet vardır. Belki her ne ki elde yok, ihtiyaçta vardır. Elde olmayan, ihtiyaçta vardır. Elde bulunmayan ise hadsiz." diyor. Şu halde, insan ihtiyacının nihayeti olmadığından, bu ihtiyaclarını da, mutlak manada ve tamamen karşılamak mümkün değildir. İhtiyaçlarımız tamamen karşılanamayacağından tatmin olamayız, bu ise elem verir.

 

Marjinal fayda: "Bir mal ve hizmetin bir birim daha fazla tüketilmesiyle elde edilen ek tatmin ve faydadır. Tüketilen miktar arttıkça, her yeni birimin sağladığı ek fayda genellikle azalır. (Azalan marjinal fayda yasası) Çok susadığımızda içtiğimiz 1.bardak su çok büyük fayda sağlarken, 5. bardak suyun faydası çok daha azdır. Negatif marjinal fayda ise: Tüketilen son birimin faydadan çok zarar getirdiği (doyum noktasının aşılması) durumudur. Yani çok zenginiz ve istediğimiz zaman, istediğimiz miktarda kuzu pirzola (veya lüfer) yiyebiliyoruz. Ama bu lezzeti (faydayı) her gün ve kilolarca yiyebilen değil, ara sıra doyuncaya kadar yiyenler en fazla lezzeti alır. Bu zenginlik ve imkan lezzet ve faydayı artırmadığı gibi azaltır da. Bıkkınlık ve obezite sorunu da cabası! Bazen nimet ademi nimettir!

(Bediüzzaman)

Hedonik adaptasyon: İnsanların olumlu (piyango kazanmak, terfi) ya da olumsuz (hastalık, ayrılık) hayat olaylarına zamanla alışarak duygusal tepkilerinin nötr seviyeye dönmesi eğilimidir. Büyük bir mutluluk kaynağı zamanla sıradanlaşır, acı veren durumlar ise zamanla daha az hissedilir hale gelir. Yeni bir araba almanın heyecanının birkaç ayda sönmesi, daha büyük bir eve taşındıktan sonra orayı "normal" görmeye başlamak veya maaş artışının bir süre sonra yetersiz gelmesi. Buna hazza uyum, mutluluk çarkı, mutluluk koşu bandı'da denir. İnsanların sürekli daha fazlasını isteyerek, aslında aynı mutluluk seviyesinde "koşu bandında koşar gibi" olduklarını ifade eder. İnsan, koşup ilerlediğini sanır, halbuki hep aynı yerdedir. En büyük imkan, makam ve nimetler dahi, bir süre sonra sıradanlaşır, normalleşir, görülmez, hissedilmez olur. En azından ilk zevk ve heyecanı vermez.

 

Diderot etkisi: Yeni bir eşya edinmenin mevcut diğer eşyalarla uyum sağlama çabasıyla, daha fazla eşya satın almaya yol açan bir tüketim sarmalının tetiklenmesi olgusudur.

Fransız filozof Diderot'a lüks bir sabahlık hediye edilir. Yeni kumaş, zengin renkler, ince işçilik. Tüm bunlar onu yeni bir estetik seviyeye yükseltir. Ancak bu ani ihtişam, çevresindeki diğer şeylerin daha aşağı görünmesine neden olur. Eski koltuk mu? Değersiz masa mı? Yabancı bir nesne. Parça parça tüm envanterini değiştirir.

Sonuç acıdır: Diderot sadece para kaybetmekle kalmaz, aynı zamanda daha önce kendisi için tamamen yeterli olan şeyden memnuniyeti de kaybeder. Diderot maddi bir sorunu değil, psikolojik bir sorunu tanımlamaktadır: standartlaşmış bir öz imaj arayışı, bizi planlı ve de rasyonel olmayan bir tüketim girdabına çekebilir.

Daha iyi bir kameraya sahip yeni bir akıllı telefon mu? O zaman yüksek kaliteli bir kılıf, bir tripod, yeni şarj cihazı, optimize edilmiş uygulamalar. Basit bir yükselme bütün bir ekosisteme dönüşür. Gelir arttıkça, talepler de genellikle artar. Dün "yeterince iyi" olan şey bugün sıradanlaşmıştır.

Yeni standartlar yeni beklentilere ve dolayısıyla yeni harcamalara yol açar.

 

Minimalizm; Bu dinamiği bilinçli bir şekilde kırmaya çalışır. Sırf yoksunluk olsun diye değil, net bir şekilde temel ihtiyaçlara odaklanarak. Azaltılmış bir hayat tarzını tercih edenler yalnızca ürünleri değil, aynı zamanda Diderot etkisiyle beslenen tüketim mantığını da sorguluyor. Soru değişiyor: Buna gerçekten ihtiyacım var mı yoksa sadece herşeyin birbirine uymasını mı istiyorum? Eğer Batı kökenli bir terimi temkinle ifade edersek; Resul-ü Ekremin bilhassa kendi ve ailesi, belki tüm eh-i beyti için tercih ettiği hayat tarzı, "minimalizm" diye adlandırılabilir. İnsan nefsinin ve hırsının  kural olarak maksimalist ve sınırsız heveslerini ilk baştan sınırlamak! Lüks ve pahalı sabahlığa ilk baştan heves etmemek, sade ve basit bir hayat!

Fırsat maliyeti: Bir şeyden daha fazlasına sahip olmayı istemek, başka bir şeyden daha az miktara razı olmayı gerektirir. İşte bu gerçek, bir maldan daha fazla sahip olma kararını maliyetli hale koyar. Mesela, 1,5 milyonu olan biri onunla bir araba alabilir veya bir ev peşinatı yapabilir. Araba alırsa evden, ev peşinatı yaparsa arabadan vazgeçmek zorundadır. Buna fırsat maliyeti denir ve iktisat ilminin merkezi yaklaşımlarından biridir. Hayat daima tercihler ve tercih edememeler arasında yaşanır ve bunlar bir maliyete yol açar. Bu maliyetler elem verir.

 

İhtiyaçların bir türlü bitmemesi, marjinal fayda, hedonik adaptasyon (zevkli olanın artık zevk vermemesi), Diderot etkisi (yeni alınanın, elde olanları değersizleştirmesi), fırsat maliyeti (her tercihin bir başka şeyden vazgeçmek zorunda bırakması) gibi durumlar maddi, dünyevi, nefsi tatminin asla mümkün olamamasına yol açar. Dünyanın en zengin insanı dahi bir yönüyle yoksun, yoksul, tatminsiz ve mutsuz olmaktadır. Bu bakımdan, müslim-gayrımüslim arasında çok da fazla fark yoktur. Beşerin temel psikolojisi, nefsaniyeti, galiben böyle çalışır çünkü!

Mutlak, objektif, tam bir zenginlik ve fakirlik de yoktur. Zengin fakire izafeten zengin, fakir ise zengine nispeten fakirdir. Türkiyenin en zenginleri, Ali Koç ve Ali Sabancı, Elon Musk ve Bill Gates'e nazaran fakir kalır. Bizde asgari ücretlerle çalışan karı-koca, Afrikalıların çoğuna nispeten zengin sayılır.

Maruz ekonomik ilkeler görüldüğü gibi, büyük ölçüde psikolojik, subjektif ve indidirler. Objektif ve mutlak değil. Batı medeniyetine, dolayısıyla dünyaya hakim olan ekonomik sistem Kapitalizmdir. Kapitalizm, kar maksimalizmine, daha da kötüsü, faize dayanan bir sistemdir. Bu sermayedarlar, komprador burjuvazi için böyledir. Tüketiciler, dar gelirliler içinse; devamlı, aşırı, çoğu zaman olmasa da olur, tüketim, israf, borçlanma, kredi demektir. Kapitalizm insanı mutfak ile tuvalet arasında tüketici bir kanala (boruya) indirger. "Daha fazla tüket ve mutlu ol!" ki, büyük burjuvalar çok daha fazla kazansın!

 

Maddi, fiziki ihtiyaçlarını en üst seviyede tatmini peşinde koşan insan, bunu hiçbir zaman tam olarak başaramaz. Fakat ömür boyunca, daima, bunun peşinde koşar. Bu yarış köpeklerinin sırtına bağlanan ve ucunda bir parça et konan yarış motivasyoncusu hilesine benzer. Köpek ne kadar gayret etse ve ne kadar hızlı da koşsa gözünün önündeki o ete asla ulaşamaz. Veya koşu bandında koşan insan gibi, hep koşar ama bir metre dahi ilerleyemez. Kapitalizmin insanının mutluluk arayışı, böyle bir fasit daire döngüsünden ibarettir. Asla tatmin olmaz, tam tatmin olmaz, uzun süreli veya devamlı tatmin olmaz.

Bedenimiz, fiziki yapımız, hayvani yönümüz, insanın bir boyutudur. Ama insanı insan yapan esas varlığı, metafiziği, ruhu ve psikolojisidir. Gerçek tatmin ve saadet ruhun tatminidir. Denebilir ki, maddi, fiziki tatminsizliğimizin sebebi psikolojik tatminsizliğimizdir. Metafiziği tatmin olmayanın fiziği, bedeni de, tam tatmin olmaz. Ama biz yine de hiçbir vakit tamamlanamayacak bedeni tatmin peşinde koşar dururuz.

"Kalpler ancak onun zikriyle mutmain olur, huzur bulur." (Rad suresi 28) "Ancak Onun iradesiyle, kudretiyle, her müşkül hallolur ve kapalı kapılar açılır. Ve onun zikriyle kalpler mutmain olurlar." (Mesnevi-i Nuriye, Katre) Hal böyledir ama insan, karanlıkta kaybetiğini orada, iman nuruyla aramazda, lamba ile aydınlatılmış başka bir yerde arar ve asla bulamaz. Bizim gerçek ve bitmeyen açlığımız maddi değil, manevi açlığımızdır. Ruhumuz maddi olmadığından, madde fazlasıyla mutmain olmaz. Bilakis oruçlu biri, maddi bir açlıkla manevi olarak doyabilir. Aç bir anne çocuğunu doyurarak lezzet alabilir.

 

"Fakat başına gelen bir darlık (yosulluk), dert ve sıkıntıdan sonra kendine bir nimet tattırsak, hiç şüphesiz bu defa: "Bütün kötülükler, dertler, belalar bir daha gelmemek üzere beni bırakıp gitti" der. Böyle dengesiz bir sevinç içinde tam bir şımarıktır, böbürlenip duran mağdurun tekidir."(Hud/10) "Biz insana tarafımızdan bir nimet tattırır, sonra da bunu elinden çekip alıversek, bu takdirde o tamamen ümitsizliğe kapılır, olabildiğince nankör kesilir." (Hud/9) "Hasılı O size, kendisinden istediği herşeyi verdi. Öyle ki, Allah'ın nimetlerini tek tek saymaya kalksanız, imkanı yok, onları toplu halde bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür." Nahl/55) Bir dini sohbette, bu ve benzeri ayetlere dikkat çekmiş, insanın nankörlüğü ve zalimlihini hatırlatmıştım. O donanımlı dindarlar, "kafirlere söylüyor değil mi?" diyerek üzerlerine almamıştı. Nimetlerle şımarmayı kafirlere hasretme temayülümüz güçlü!

Sanılanın aksine, yüksek milli gelir ve refah, paralelinde mutluluğu da artırmıyor. Buna mukabil yoksul ülkeler de en mutsuz ülkeler değil. Yukarıda arzettik, yüksek gelir, beklentileri de yükseltiyor. Yoksunluk ve tatminsizliği tahrik ediyor. Esasen modern Batı medeniyeti, kapitalizm,  ihtiyaçları çoğaltıp beşere daimi bir yoksunluk ve fakirlik hissi yaşatıyor. İhtiyaçları 3/4 ten 20/30'za çıkarıyor.

 

İntihar oranları en yüksek on ülke sırasıyla; Güney Kore, Litvanya, Macaristan, Slovenya, Japonya, Estonya, Letonya, Belçika, ABD, Finlandiya'dır. Finlandiya dünyanın en iyi eğitim ve sağlık sistemlerinden birine sahip, kişi başına milli geliri 64 bin dolar ile en zenginlerden. ABD ise açık ara farkla dünya devi, patronu, zengini. Milli geliri 76 bin dolar. Yine de intihar oranları zirvede. Para ve refah mesut etmemiş ki, insanlar ölümü hayata tercih ediyor! Zenginler fakirlerden daha çok intihar ediyor. Fakir Afrika'da yüksek intiharlar yok!

Yorumlara Git

Beşiktaş - Eyüpspor | CANLI ANLATIM

Doğum gününü kutlamak için Monaco’ya gitmişti! 'En zengin 100 Türk’ten Birol Altınkılıç hayatını kaybetti

Kuriş operasyonunun ardından Süleyman Hilmi Tunahan'ın torunu konuştu! “Tüm pislikler ortaya dökülecek”

Siyonist katillerden kalleş pusu! Ateşkes dinlemeyen terör devleti Gazze'de kan dökmeye devam ediyor!

Netanyahu’dan Başkan Erdoğan’lı seçim afişi: Kazanmasına izin vermeyin!