Aktüel
İslam İktisadı Üzerine İddiasız Bir Deneme! (7)
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'İslam İktisadı Üzerine İddiasız Bir Deneme! (7)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
İslam iktisadını anlamak ve tanımlamak için yaptığımız en önemli hatalardan biri modern Batı iktisadını esas almak, Batılı pencereden ekonomiye bakmak, Kur'an ve Sünnet'in kudsi kaynaklığını bazen kulak arkası etmektir diyebiliriz!
Halbuki, İslam ve Batı bilhassa bu konuda ayrı dünyalar, anlayışlar, terimler ve sonuçlar demektir. Hemen belirtelim ki, İslam iktisadiyatı gerçekten iktisadı, yani israf etmemeyi ve cimrilik etmemeyi salık verir. Halbuki, kapitalist Batı ekonomisi, israfı, tüketimi, bol bol harcamayı, ekonomi çarklarının çok hızlı dönmesini hedefler. Yani iktisadı değil, israfı temel alır. İktisat değil, israf ekonomisidir.
Bir de, İslam iktisadiyatı Merkantilist, Fizyokrat, Klasik iktisat, Marksist iktisat, Neoklasik İktisat, Keynesyen İktisat, Chicago Okulu (M.Friedman), Avusturya Okulu gibi insan düşüncesi ve ürünü ekollerden ayrıdır. Aşırılık ve manipülasyonlardan uzaktır. Tabii ve fıtridir. İktisat, ontolojisi (olanın) üzerine bazı deontolojilere (olması gerekenlere) dayanır. Batı İktisadiyatı ise daha çok, olması gerekenleri, planları, perspektifleri vazeder. Mesela Marksist ekol; tarihi, evrensel, geleneksel mülkiyet gerçeğine hepten karşı çıkar, kamu mülkiyeti diye bir şey dayatır. Halbuki mülkiyet özel mülkiyettir, kamusal olunca mülkiyet buharlaşır veya otoritenin suistimal alanına girer.
Diğer Batılı ekoller ise, faizsiz bir ekonomi'yi aklından bile geçirmez. Modern ekonomide emek-ücret, girişim-kar, doğa-rant, sermaye-faiz getirir. Faiz en temel ve işlevsel ekonomi unsurlardan biridir. Halbuki faiz tam bir sömürü, eşitsizlik, adaletsizlik ve ahlaksızlıktır. Yatırım ve üretimi azaltır, enflasyonu artırır. Diğer getiriler gibi, fıtri, olağan ve meşru değildir. Semavi dinlerce de yasaklanmıştır. Siyonizmin (kapitalizmin) en önemli suistimal ve sömürü aracıdır!
İslam iktisadiyatı, Batılı, doktrin ve ekoller gibi ve onların bir versiyonu değildir. Ancak çok az sayıda bazı ilkeleri, yasak ve teşvikleri olan tamamen farklı bir sistem, (haydi ekol ve doktrin) diyebiliriz! Kuralları, A. Simith, Keynes, Friedman ve benzerleri koymaz. Fatır-ı Hakimin yarattığı fıtrat (ontoloji) üzerine, bazı deontolojiler (faiz yasağı ve zekat emri vs.) vaz'edilmiştir, o kadar!
Modern ve hegomon (yaygın) iktisat anlayışı, insanı "homoeconemicus", (ekonomik adam), ekonomiden başka derdi olmayan insana indirger. Veya "homo faber", üreten, yaratan (!) insan olarak tanımlar. Şüphesizki ekonomi ve üretkenlik insan ve toplum hayatında hayati öneme sahiptir. Ancak, insan bundan ibaret değildir. İnsanı bunlardan ibaretmiş gibi kabul etmek, bir ifrat ve indirgemedir! Çok daha önemli ve değerli olanı önemsezleştirmek ve maddi çıkarlara irca etmektir. İnsan ruhunu, metafiziğini, hiçe saymaktır. Halbuki insanı insan yapan bedeni (eti kemiği) maddesi değil, ruhu ve maneviyatıdır. Biyopsikososyal bir bütün olan insanı biyolojiye indirgemek ve adeta hayvanlarla bir tutmaktır. Halbuki evcil, hatta yabani hayvanlarda dahi, sevgi, dostluk, şefkat, sosyalleşme gibi, et kemik ve madde ötesi, psikolojik ihtiyaçları da gözlemleyebiliyoruz. Modern iktisat, insanın psikolojisine yöneldiğinde de, onu yine maddi hırslarının esiri, doyumsuz ve ihtiyaçları sınırsız olan bir tüketiciye irca eder. Madde'den ibaret insanı(!), yine maddeden ibaret ve asla bitmez ihtiyaçları peşinde koşuşturan fiziki bir varlık sayar. İnsan psikolojisi ve zaafları, reklam avcılığının ana konusu, sermayesi ve baş yanıltıcısıdır. Hiçte ihtiyac duyulmayanları, reklamlar ve görenekle, zaruri, acil, büyük bir hacet diye yutturur.
Kur'anda insan yaradılmışların en şereflisi, (eşref-i mahlukat), yeryüzünün halifesi, (halife-i arz), yöneticisidir. İnsan İlahi hitap ve kitapların muhatabı bir "muhatab-ı İlahidir."
Şeyh Galip; "Hoşça bak zatına zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan Ademsin sen" diyor.
Yani; Ey insan evladı! Kendine saygıyla yaklaş; çünkü sen kainatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın. İnsan iştah, şehvet ve behimiyete indirgenemez, hayvanlarla bir tutulamaz.
İslamın ekonomiye bakışında piyasa ekonomisini esas aldığını görmekteyiz. Piyasa, alım-satım, ticaret, üretim ve dağıtım, fıtri olanın olduğu gibi, İslamın da tercihidir. İslamda serbest piyasa esas, manipülasyonlar dışında müdahale istisnaidir. İlahi bir el (düzen) piyasada herşeyi yerliyerine koyar. Adam Smith; bunu çok önemser ve ekonomiyi düzenleyen "gizli el" olarak hayati misyon yükler.
İslamda "Beraat-i zimmet asıldır", Akit serbestisi vardır. Haramlar ve helaller ise bellidir ve haram olmayan herşey helaldir. Aslolan serbestidir. Bu ilkeleri benimseyen İslam dini, fıtri olan piyasa ekonomisini meşru ve uygun görür.
Keza özel mülkiyet ve saygınlığı ve dokunulmazlığı İslam eşya hukuku tarafından hassasiyetle düzenlenmiş ve vurgulanmıştır. Mal güvenliği de, can güvenliği gibi teminat altındadır.
Piyasaların sınırlı düzenlenmesi ve ekonominin sağlıklı ve verimli işlemesi bakımından "hurmet-i riba ve vücub-u zekat" da hayati önemdedir! Yani, faizin haramlığı ve zekatın %2,5 oranda farz olmasıdır.
İslam fakirliği övmez ve özendirmez. Zenginliği de yermez ve yasaklamaz. Ashab-ı güzin içinde çok fakirler ve zenginler vardır. Kimse zenginliği sebebiyle üstün, fakirliği nedeniyle aşağı tutulmamıştır. Cennetle müjdelenen 10 Sahabeden ikisi çok zengindi. Al-i Beytin pişdarı Halife-i Peygamber Hz. Ali ise fakirlerdendi. Fakirlik sabredilmesi gereken büyük bir imtihan vesilesidir, zenginlik de öyle. İslamda çok çalışmak, helal kazanç, insanlara yardım edebilmek ve zekat verebilmek tavsiye edilir. O da imtihandır.
İslamda fakirlik övülmemiştir ama gönül zenginliği esas tutulmuştur. Gönlü zengin olmayan bir adam ise pek fakir, yoksul ve yoksundur, metafiziğini kaybetmiştir. Başka hiçbir şey ile doyurulamaz, rıza, memnuniyet, bereket, tatmin hak getire. Metafizik (maneviyat, ruh) kaybından başka, ahireti (cenneti) kaybetmek, tüm sevdiklerinden tamamen ve ebediyen mahrum kalmak ne büyük bir mahrumiyettir. Müminlerin sonsuz ikinci bir dünyası varken, kafirlerin pek kısa, sorunlu, tek bir dünyası vardır. Metafiziğini ve cennetini kaybedenin varlığı, varlıkları, buhar gibi uçucu ve geçicidir, çok büyük noksaniyetlerdir!
Kafir, metafizik ve ahiretin varlığına inanmıyor ki, yoksunluğundan yakınsın. Hiç farketmiyor, sadece inanç düzeyinde dahi maneviyat ve cennete malik olmak başlıbaşına bir zenginliktir. Hem maddi hem de manevi zenginlik. Onu bulan neyi kaybeder, Onu kaybeden neyi bulur? İnanç, hissediş, duygulanım, ne denirse densin. En önemli olan, bizi gerçekten etkileyen budur. Adamın on milyon geliri var fakat kazancım az diyor. (A. Sabancı!) Yüz binlira kazanan ise gelirim çok iyi, önceden aldığım asgari ücretin 4 katı, daha ne isterim diyor. Kim zengin? On milyoncu! Ama bunu hissetmiyor bile.
Hasıl-ı kelam; zenginlik-fakirlik, objektif, mutlak, gerçekte ölçülebilir, kantitatif değildir. Subjektif, izafi, ölçülemez, kalitatiftir. İnsan (süje), diyelim objektif fakirliğine rağmen kendini zengin; objektif zenginliğine rağmen de fakir hissedebilir. Ali Sabancı, Ali Koç gibi. (A. Koç bir defa şampiyonluk fakiri!) Gökte Samanyolu benim olmalı, dipsizlik gölünde inciler benim! Dünya da iki padişaha dar, Trumptan da biliyoruz. İhtiyaç dairesi hayal dairesi kadar geniştir çünkü! İslami ekonomi anlayışı ise, insanın bu limitsizliğini terbiyeye yöneliktir, kapitalizm de olduğu gibi tahrike yönelik değil!
Herşey zıddıyla bilinebilir. İslamın hegomon ekonomik anlayışı kapitalist ideoloji ile farklarına göz atalım; İktisadın ve psikolojinin bilim olma çabasının, diğer sosyal bilimler için olduğu gibi kapitalizmin yükselişi ile doğru orantılı olmasıdır. Dolayısıyla insanla kurdukları ilişki de bu durumdan bağımsız düşünülemez. İktisadın bencil ve bencil olduğu için de akılcı gören anlayış ile psikolojisinin bilim olma aşamasında, insanı bir makineyle eş tutan anlayışı arasında bu açıdan ciddi bir paralellik vardır. Kapitalist ideoloji insanı (homoeconemicus), bencil ve rasyonalist bir makineye irca ediyor. Buradaki rasyonellik ve akıl hayra alamet değil. Empati, merhamet ve diğerkamlık yoksunu bir makine!
Günümüzün modern kapitalist yaşam tarzı, dünyanın pek çok yerinde gelir düzeyini ve konforu artırsa da, insanlar her zamankinden daha kaygılı, daha öfkeli, daha güvensiz ve daha huzursuz. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde depresyon ve intihar oranlarında patlamalar yaşanıyor. İnsan her zamankinden daha yalnız. Zira teknoloji ve kapitalizm sayesinde, kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi başardık ama insan gibi yaşamayı başaramıyoruz! (İktisat profesörü Ester Ruben)