Kültür - Sanat
Saime Fındıkçı’dan gönlümüze dokunacak iki eser
Şair ve yazar Saime Fındıkçı, ilk romanı “Edremit’ten Bir Tren Geçti” ile okurlarını Edremit’in ve Körfez bölgesinin unutulmaya yüz tutmuş tarihine yolculuğa çıkarıyor.
TAYFUN TAŞ İSTANBUL
Gerçek bilgi ve belgelerden yararlanılarak kaleme alınan roman, 1930’lu yılların Havran’ına, Edremit’ine ve Akçay’ına uzanan nostaljik bir hikâyeyi sayfalarına taşıyor. Eserin merkezinde, bugün çoğu kimsenin bilmediği bir maden ve yolcu treni bulunuyor. 1928 ile 1952 yılları arasında Balıkesir’den Edremit’e, oradan da Güre’ye kadar uzanan tren hattının hikâyesi, romanın ana temasını oluşturuyor. Bir dönem hem maden hem de yolcu taşıyan bu tren, yalnızca bir ulaşım aracı olarak değil, geçtiği coğrafyanın hayatını değiştiren önemli bir unsur olarak anlatılıyor. Fındıkçı, “Edremit’ten Bir Tren Geçti” adlı eserinde gerçek tarihî bilgilerle edebî kurguyu bir araya getiriyor. İstasyonlarda ve tren hattı boyunca yaşanan gerçek hikâyelerden esinlenerek yazılan romanda, dönemin sosyal hayatı, insan ilişkileri, sevinçleri, hüzünleri ve değişen yaşam biçimleri de yer buluyor. Yazar, kitabını hazırlarken resmî belgelerden ve dönemde yaşayan gazetecilerin notlarından yararlandığını belirtiyor. Edremit’ten geçen bu trenle ilgili kaleme alınan ilk kitaplardan biri olması bakımından da ayrı bir önem taşıyan eser, bölgenin tarihî ve kültürel hafızasına ışık tutuyor. Bir maden treninin geçtiği beldelere neler kazandırdığını, hayatları nasıl değiştirdiğini ve değişimle birlikte nelerin kaybedildiğini anlatan roman, tarihin gerçekleriyle Anadolu insanının hikâyesini buluşturuyor. Hikâyesi, konusu ve kurgusuyla buram buram Anadolu kokan “Edremit’ten Bir Tren Geçti”, sade ve yalın diliyle okuru geçmişe götürürken, düşündüren ve sorgulatan yönüyle de dikkat çekiyor. Roman, yalnızca tren rayları üzerinde ilerleyen bir yolculuğu değil, geçmişten günümüze uzanan insan hikâyelerini ve bir coğrafyanın değişen kaderini anlatıyor.
Saime Fındıkçı, roman yazarlığının yanı sıra şiirleriyle de okurlarına sesleniyor. Yazarın “Mülteci Gönlüm” adlı şiir kitabı; yaşanmışlıklar, yaşanamayanlar, hayaller, hayal kırıklıkları ve insanın derinliklerinde saklı kalan duygulardan besleniyor. Fındıkçı, şiirin yalnızca yazanın duygularına ait olmadığını, okuyan herkesin kendi hayatından ve gönlünden bir parça bulabildiğini ifade ediyor. Şairin, “Şiir, yazana kadar bizimdir; sonra kim okuyor, onda kendini buluyorsa onundur” anlayışı, eserinin temel duygusunu yansıtıyor. “Mülteci Gönlüm”, bireysel duyguların yanı sıra dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan acılara da şiirin diliyle ses oluyor. Eserin dikkat çeken yönlerinden biri de Gazze’de yıllardır yaşanan işgal, savaş ve insanlık dramına duyarlılıkla yaklaşması. Şair, dizelerinde yalnızca kendi gönlünün sızısını değil, savaşların ve zulmün gölgesinde yaşayan insanların acılarını da yansıtıyor. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, yaşamak istedikleri, hayalleri, hayal kırıklıkları ve çevresinde tanıklık ettiği yüzlerce hikâye, Saime Fındıkçı’nın şiirlerine ilham veriyor. Şair bu duygusal yolculuğu, “Gönül, kalemime mürekkep oldu” sözleriyle özetliyor. Saime Fındıkçı’nın iki farklı türde kaleme aldığı bu eser, ortak bir noktada buluşuyor: İnsan ve onun hikâyesi...“Edremit’ten Bir Tren Geçti”, geçmişin raylarında unutulmuş bir tarihin izini sürerken; “Mülteci Gönlüm” insanın iç dünyasına, hayallerine, acılarına ve dünyanın ortak vicdanına dokunuyor.