Dünya
Umran dergisinin Eylül sayısı yine dopdolu: Raşid Gannuşi dosyasıyla dijital feodalizm ve Tunus gündemde
Umran dergisi, Eylül 2026 tarihli 385. sayısıyla okurlarıyla buluştu. “Özgürlüğü Beklerken…” başlığıyla çıkan sayının merkezinde, Tunus’ta tutuklu bulunan Nahda Hareketi lideri ve İslâm düşünürü Raşid Gannuşi yer alıyor. Dergi, Gannuşi’nin şahsında çağdaş İslâmcı düşünceyi, özgürlük, çoğulculuk, laiklik, otorite ve Filistin meselesini tartışmaya açarken; günümüz dünyasının dizginsiz kapitalizmden “dijital feodalizm” olarak nitelenen yeni bir aşamaya ilerlediğine dikkat çekiyor.
SEBAHATTİN AYAN/İSTANBUL
Eylül 2026 tarihli 385. sayı, Gannuşi dosyasını yalnızca bir siyasetçinin tutukluluğu üzerinden ele almıyor. Dosyada, Gannuşi’nin hayatı ve düşünce dünyası üzerinden modern Tunus’un siyasal tarihi, Arap ayaklanmaları sonrasında ortaya çıkan yeni dönem, Nahda Hareketi’nin dönüşümü ve Tunus’ta yeniden güçlenen otoriterlik tartışılıyor.
Derginin giriş yazısında Gannuşi’nin hapsedilmesi, Tunus’un önemli siyasal hareketlerinden Nahda’nın tasfiyesiyle birlikte değerlendiriliyor. Yazıda, uluslararası kurum ve aktörlerin ilkesel davranmadığı bir dönemde “susmak mı yoksa aktivizm mi?” sorusu ortaya konulurken, yazmanın ve düşünmenin de bir karşı çıkış biçimi olabileceği vurgulanıyor.
“Özgürlüğü Beklerken…”: Gannuşi’nin hayatı üzerinden modern Tunus okuması
Sayının ana dosyası, “Raşid Gannuşi: Tunus Zindanlarında Bir İslâm Düşünürü ve Siyasetçi” başlıklı çalışma ile başlıyor. Mustafa Aydın tarafından kaleme alınan yazıda Gannuşi’nin entelektüel ve siyasi serüveni ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dergiye göre Gannuşi’nin hayatı, aynı zamanda modern Tunus’un tarihini anlamak için önemli bir anahtar niteliğinde. Gannuşi’nin siyasi hayatının Habib Burgiba, Zeynelabidin bin Ali ve Kays bin Said dönemlerindeki otoriter uygulamalardan doğrudan etkilendiği belirtilirken, Tunus’taki despotizmin sömürgeci Fransız jakobenizmi ile Batıcı laikliğin sert uygulamalarını bir araya getiren özgün bir yapı oluşturduğu değerlendirmesi yapılıyor.
Dosyada ayrıca Gannuşi’nin düşünce dünyasının oluşum sürecine de geniş yer veriliyor. 1941’de Tunus’un Gabes bölgesinde dünyaya gelen Gannuşi’nin ilk eğitimini Zeytûne geleneğine bağlı medreselerde aldığı; daha sonra Kahire ve Şam’da eğitim gördüğü, Arap milliyetçiliğiyle karşılaştığı ve ilerleyen süreçte çağdaş İslâm düşüncesiyle tanışarak fikrî dünyasını genişlettiği aktarılıyor.
Nahda’nın dönüşümü ve çoğulcu siyaset vurgusu
Dosyanın dikkat çektiği başlıklardan biri de Gannuşi liderliğindeki Nahda Hareketi’nin geçirdiği dönüşüm. Umran’da yer alan değerlendirmeye göre Gannuşi, Nahda’yı zaman içerisinde kuru bir reddiyecilik çizgisinden çıkararak çoğulcu, anayasal ve sivil bir siyaset zeminine taşımaya çalıştı. Hareketin kendisini yalnızca İslâmî bir hareket olarak değil, demokratik siyaset içerisinde yer alan bir yapı olarak tanımlamasının bu dönüşümün önemli unsurlarından biri olduğu belirtiliyor.
Bu çerçevede Nahda’nın seçimle iktidara gelmeyi, hukuk içerisinde faaliyet göstermeyi, aşırılık ve diktatörlüğü reddetmeyi; özgürlük, sosyal adalet ve ilmî gelişime önem vermeyi temel aldığı aktarılıyor.
Kays bin Said ve Tunus’ta yeniden yükselen otoriterlik
Eylül sayısındaki dosyanın bir diğer önemli yazısı Mehmet Beyhan imzalı “Tunus’un Işığından Korkan Kays Bin Said” başlığını taşıyor. Yazıda, Tunus’ta 2021 yılında yaşanan siyasi kırılma ve Cumhurbaşkanı Kays bin Said’in parlamentonun çalışmalarını askıya alması, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırması ve yürütme yetkisinin önemli bölümünü kendi elinde toplaması üzerinden yeni dönem analiz ediliyor.
Dergide, bu süreçte Nahda Hareketi’nin sistem içerisindeki önemli aktörlerden biri olması nedeniyle hedef haline geldiği ve Raşid Gannuşi’nin 17 Nisan 2023’te evine düzenlenen operasyonun ardından gözaltına alındığı, daha sonra “şiddet ve düzensizliğe teşvik” suçlamasıyla tutuklandığı aktarılıyor.
Özgürlük, laiklik ve otorite tartışması
Dosyanın bir diğer bölümünde Mehmet Furkan Ören, “Raşid Gannuşi’de Özgürlük, Laiklik ve Otorite” başlıklı yazısıyla Gannuşi’nin siyasal düşüncesinin kavramsal boyutlarını inceliyor.
Bu bölümde Gannuşi’nin İslâm toplumunu çoğulcu bir yapı olarak değerlendirdiği, dinin aklı, bireyi ve toplumun seçim hürriyetini tekeline almaması gerektiğini savunduğu aktarılıyor. Gannuşi’nin devlet, sivil toplum ve dinî otorite arasındaki ilişkiye dair görüşleri de eleştirel bir perspektifle değerlendiriliyor.
Yazı, Gannuşi’nin düşüncelerini yalnızca aktarmakla kalmayıp bazı değerlendirmelerinin tartışmalı ve anakronik yönlerine de dikkat çekiyor. Böylece dosya, Gannuşi’yi tek boyutlu bir siyasi portreye indirgemek yerine onun fikirlerini farklı yönleriyle tartışmaya açıyor.
Gannuşi’nin düşüncesinde Filistin özel bir yerde duruyor
Dosyanın önemli başlıklarından biri de Mehmet Akın’ın kaleme aldığı “Raşid Gannuşi ve Filistin Mücadelesi” başlıklı çalışma.
Gannuşi’nin Filistin meselesini yalnızca siyasi bir sorun olarak görmediği; meseleyi aynı zamanda bir medeniyet meselesi olarak değerlendirdiği aktarılıyor. Gannuşi’ye göre Filistin, İslâm dünyasının kendi iradesini ve özgün medeniyet perspektifini yeniden kazanmasıyla da bağlantılı bir mesele.
Yazıda Gannuşi’nin Filistinli gruplar arasındaki birlik arayışlarına verdiği önem ve Filistin’in özgürlüğünü ümmetin huzuruyla ilişkilendiren yaklaşımı da ele alınıyor.
Gündemde “Çerçeve Yasa” ve Terörsüz Türkiye tartışması
Umran’ın Eylül sayısında Gannuşi dosyasının yanı sıra Türkiye’nin güncel gündemine ilişkin kapsamlı değerlendirmeler de bulunuyor.
Metin Alpaslan imzalı “Çerçeve Yasa: Umutlar, Riskler ve Cevap Bekleyen Sorular” başlıklı yazıda, TBMM’de kabul edilen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak anılan 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ele alınıyor.
Yazıda düzenlemenin PKK’nın silah bırakması, örgütsel yapının tasfiyesi ve Kürt meselesinin demokratik siyasete taşınması bağlamındaki hükümleri incelenirken, sürece yönelik destek, itiraz, çekince ve şüpheler de ayrı başlıklar altında değerlendiriliyor.
Dergi, düzenlemeyi yalnızca güvenlik perspektifinden değerlendirmiyor; hukuk, toplumsal bütünleşme, adalet, eşit vatandaşlık ve kardeşlik kavramlarını da tartışmanın merkezine taşıyor. Yazıda, silahların susmasının barışın eşiği olduğu ancak kalıcı çözümün adalet, hukuk, toplumsal bütünleşme ve karşılıklı güven temelinde kurulabileceği savunuluyor.
Yazının ilerleyen bölümlerinde ise sürecin güvenlik boyutunun yanı sıra anadil, kültürel haklar, mahallî yönetimler ve hukuki reformlar gibi başlıkların da ele alınması gerektiği ifade ediliyor.
Aile, çocuk terbiyesi ve “özgürlük miti”
Derginin gündem bölümünde Celalettin Vatandaş’ın “Özgürlük Miti ve Ebeveyn Otoritesinin Çözülmesi” başlıklı çalışması da dikkat çekiyor.
Yazıda modern çocuk terbiyesinde özgürlük, sevgi ve demokratik ebeveynlik kavramlarının nasıl yeniden yorumlandığı ele alınıyor. Sınırsız özgürlüğün çocuk gelişimi açısından doğurabileceği sorunlar tartışılırken, ebeveyn otoritesinin korku ve tahakküm yerine sevgi, güven ve sorumluluk üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiği savunuluyor.
Yazının temel tezlerinden biri, gerçek özgürlüğün bütün sınırların ortadan kaldırılması değil; insanın kendi arzularını yönetebilmesi, tercihlerinin sonuçlarını üstlenebilmesi ve gerektiğinde kendisine “dur” diyebilmesi olduğuna ilişkin yaklaşım.
İhtilaf ahlakından Ortadoğu’nun yeni güvenlik mimarisine
Eylül sayısının gündem bölümünde ayrıca Burhanettin Can’ın “İhtilaf Ahlakının İnşası Tarihî Bir Sorumluluktur-1” başlıklı çalışması ile Ömer Behram Özdemir’in “Mekke Antlaşması: Ortadoğu’da Yeni Bir Güvenlik Mimarisine Doğru” başlıklı yazısı yer alıyor. Bu başlıklarla birlikte dergi, Türkiye’nin iç siyasi gündeminden Ortadoğu’daki güvenlik yapılanmasına kadar uzanan geniş bir perspektif ortaya koyuyor. Sayının içindekiler bölümünde bu çalışmaların yanı sıra Gannuşi dosyasının üç ayrı makaleyle genişletildiği görülüyor.
Kültür-sanat bölümünde Filistin, Şahin Uçar ve Sami Yusuf
Umran’ın Eylül sayısı yalnızca siyasi ve fikrî gündemle sınırlı kalmıyor. Kültür-sanat bölümünde Filistin merkezli sanat çalışmaları ile müzik ve sanat dünyasına ilişkin kapsamlı yazılar da bulunuyor.
Kaan Küçük, “Filistin’i Sırtında Taşıyan Ressam: Süleyman Mansur” başlıklı yazısında 24 Ağustos 2026’da hayatını kaybeden Filistinli ressam Süleyman Mansur’un sanatını ve Filistin mücadelesinin onun eserlerine yansımasını ele alıyor. Yazıda Mansur’un resimlerinde zeytin ağacının önemli bir sembol olarak öne çıktığı ve sanatçının Filistin tarihini görsel imgeler üzerinden anlattığı belirtiliyor.
Dergide ayrıca Halim Sezer’in “Çok Yönlü Bir Sanatçı Olarak Şahin Uçar” başlıklı çalışması yer alıyor. Uçar’ın hat sanatı, klasik musiki, edebiyat ve düşünce dünyasındaki çok yönlü üretimi üzerinden sanat anlayışı değerlendiriliyor.
Kültür-sanat bölümünün bir diğer dikkat çeken başlığı ise Nazgülü Çarkanat imzalı “Sami Yusuf’la Entelektüel Karşılaşmalar”. Yazıda Sami Yusuf’un müziği, Reflections programı ve farklı düşünür ve sanatçılarla gerçekleştirdiği entelektüel karşılaşmalar üzerinden değerlendiriliyor.
Yazıda Yusuf’un Doğu ve Batı müziği arasında kurduğu ilişki, geleneksel ve çağdaş müzik anlayışını bir araya getirme çabası ve sanatın düşünce, güzellik ve maneviyatla ilişkisi üzerinde duruluyor.