Aktüel
İnsan dünyaya hükmetti, kendine hükmedemedi
Mirat Haber’de yayımlanan köşe yazısında İslam Başaran, modern medeniyetin teknolojik ve ekonomik ilerlemelere rağmen insanın anlam, ahlak, aile ve özgürlük sorunlarını çözemediğine dikkat çekti. Başaran, “İnsan dünyaya hükmetmeyi öğrendi; fakat arzularına, ihtiraslarına ve güç tutkusuna hükmetmekte aynı başarıyı gösteremedi” değerlendirmesinde bulundu.
Mirat Haber’de yayımlanan köşe yazısında İslam Başaran, modern medeniyetin teknolojik ve ekonomik ilerlemelere rağmen insanın anlam, ahlak, aile ve özgürlük sorunlarını çözemediğine dikkat çekti. Başaran, “İnsan dünyaya hükmetmeyi öğrendi; fakat arzularına, ihtiraslarına ve güç tutkusuna hükmetmekte aynı başarıyı gösteremedi” değerlendirmesinde bulundu.
Modern medeniyetin yalnızca ekonomik gelişme, ileri teknoloji, güçlü devletler veya yüksek refah üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirten İslam Başaran, medeniyet kavramının insanın hayat, ahlak, özgürlük, servet, iktidar, tabiat ve gelecek anlayışının bütününe bakılarak ele alınması gerektiğini yazdı.
Başaran, “İnsan dünyaya hükmetti, kendine hükmedemedi” başlıklı yazısında modern dünyanın en önemli çelişkilerinden birinin, insanın tabiat üzerindeki gücü büyük ölçüde artırmasına karşın kendi arzularını ve güç tutkusunu kontrol etmekte aynı başarıyı gösterememesi olduğunu ifade etti.
“İlerliyoruz ama nereye?”
Modern dünyanın en güçlü kavramlarından birinin “ilerleme” olduğunu belirten Başaran, teknolojik gelişmelerin tek başına gerçek ilerleme anlamına gelmediğini vurguladı.
Nükleer fizik, genetik ve yapay zekâ gibi alanların hem insanlığın yararına hem de ciddi riskler oluşturabilecek şekilde kullanılabileceğine dikkat çeken Başaran, teknik ilerleme ile insanî ilerlemenin birbirinden ayrılması gerektiğini savundu.
İnsan ölçülebilir bir birime dönüştü
Yazıda modern düşüncenin insanı merkeze alma iddiasının zaman içerisinde farklı bir sonuca yol açtığına dikkat çekildi.
Başaran, insanın ekonomi açısından tüketiciye, şirket açısından çalışana, siyaset açısından seçmene, dijital platformlar açısından kullanıcıya ve veri ekonomisi açısından davranış örüntüsüne dönüştüğünü belirtti.
İnsanın değerinin giderek kazancı, eğitimi, sahip oldukları ve görünürlüğü üzerinden ölçüldüğünü ifade eden Başaran, modern insanın sürekli kendisiyle yarıştığını ve ulaştığı her hedefin ardından yeni bir hedefle karşılaştığını kaydetti.
Özgürlük ve tüketim eleştirisi
Modern hayatın özgürlük anlayışının da sorgulanması gerektiğini belirten Başaran, seçeneklerin çoğalmasının tek başına insanı özgürleştirmediğini ifade etti.
İnsanın arzularının kölesi hâline gelmesi durumunda dışarıdan özgür görünmesine rağmen içeriden bağımlı olabileceğini belirten Başaran, gerçek özgürlüğün insanın kendi tutkularını tanıyabilmesi ve gerektiğinde bunlara “hayır” diyebilmesi olduğunu yazdı.
Tüketim kültürünün ise insanlarda sürekli bir eksiklik duygusu oluşturduğunu belirten Başaran, modern ekonomik sistemin yalnızca insanların ihtiyaçlarını karşılamakla kalmadığını, yeni ihtiyaçlar da ürettiğini ifade etti.
“Daha iyi yaşamak için daha çok çalışıyor, daha az yaşıyoruz”
Çalışmanın insan hayatının gerekli bir parçası olduğunu ancak hayatın bütünüyle işe göre düzenlenmesinin araç ile amacı birbirine karıştırabileceğini belirten Başaran, modern insanın içine girdiği döngüyü şu ifadelerle anlattı:
“Daha iyi yaşamak için daha çok çalışır, daha çok çalıştığı için yaşamaya daha az zamanı kalır.”
Gelirin artmasına rağmen aileyle geçirilen zamanın azalması, sağlığın bozulması ve ilişkilerin zayıflamasının başarı kavramının yeniden düşünülmesini gerektirdiğini ifade etti.
Aile, yalnızlık ve şehir hayatı
Modern medeniyetin bireyi özgürleştirirken geleneksel dayanışma ağlarından da uzaklaştırabildiğini belirten Başaran; geniş ailenin küçülmesi, mahalle ilişkilerinin zayıflaması ve komşuluğun azalmasıyla insanların ekonomik olarak bağımsızlaşırken toplumsal olarak yalnızlaşabileceğine dikkat çekti.
Teknolojinin uzak mesafelerdeki insanları birbirine bağlarken aynı evde yaşayan kişileri birbirinden uzaklaştırabildiğini belirten Başaran, yazısında şu soruya yer verdi:
“Birbirimize ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamışken neden birbirimizi bulmak giderek zorlaşıyor?”
Şehirleşmeye de değinen Başaran, yüksek binaların, otoyolların ve büyük projelerin tek başına medeniyet göstergesi olmadığını belirtti. Ona göre gerçek şehir, yalnızca insanları barındıran değil, insanî ilişkilerin kurulmasına imkân sağlayan şehir olmalı.
Bilgi arttı, hikmet aynı oranda artmadı
Yapay zekâ ve dijital teknolojilerle birlikte bilgiye ulaşmanın tarihte görülmemiş seviyelere geldiğini belirten Başaran, bilgiye ulaşmak ile doğruyu yanlıştan ayırabilmenin aynı şey olmadığını vurguladı.
İslâm düşüncesindeki “hikmet” kavramına dikkat çeken Başaran, hikmetin yalnızca bilmek değil, bilgiyi doğru yere koymak ve doğru amaçla kullanmak anlamına geldiğini ifade etti.
Gücün ahlak tarafından sınırlandırılması
Siyasal iktidarın yanı sıra ekonomik yapılar, medya kuruluşları, teknoloji şirketleri, finans ağları ve dijital platformların da önemli bir güç sahibi olduğunu belirten Başaran, medeniyet açısından asıl sorunun yalnızca “Kim güçlü?” sorusu olmadığını yazdı.
Başaran, bunun yerine “Güç hangi ahlâk tarafından sınırlandırılıyor?” sorusunun sorulması gerektiğini belirterek, kontrol edilmeyen gücün kimde bulunursa bulunsun tahakküme dönüşebileceğini ifade etti.
“Modern medeniyetin en derin krizi anlam”
Yazının son bölümünde modern medeniyetin insana daha uzun yaşamayı, daha fazla üretmeyi ve daha hızlı hareket etmeyi büyük ölçüde öğrettiğini ancak “Niçin yaşamalıyım?” sorusunu ortak hayatın merkezinden uzaklaştırdığını belirten Başaran, meselenin teknoloji veya ekonomik büyümeyle çözülemeyeceğini ifade etti.
Başaran, modern medeniyetin bütün kazanımlarının reddedilmemesi gerektiğini de vurguladı. Bilim, tıp, mühendislik, ulaşım, haberleşme ve teknolojinin insanlık açısından önemli kazanımlar olduğunu belirten Başaran, asıl meselenin bu imkânların hangi insan anlayışının hizmetinde kullanılacağı olduğunu kaydetti.
Yazının sonunda medeniyetin yeniden tanımlanması gerektiğini savunan Başaran, asıl ölçünün insanın dünyaya ne kadar hükmettiği değil, sahip olduğu güce rağmen kendisine ne kadar sınır koyabildiği olduğunu ifade etti.
Başaran, yazısını “İslâm bütün bunlara yalnızca eleştiri mi getiriyor, yoksa insanlığa yeni bir medeniyet teklifi sunabilecek kurucu ilkelere de sahip mi?” sorusuyla tamamladı.