Gündem
ABD-İran savaşında sona yaklaşılırken! 1000 taburluk ‘Canfeda’ şimdi nereden çıktı!
28 Şubat 2026’da ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile başlayan süreç yavaş yavaş dozajını düşürürken, İran’da başlatılan ‘Canfeda’ kampanyası dikkatleri çekti. 15 Eylül’den itibaren Canfeda taburları için gönüllü kayıtları çağrısı yapılmaya başlandığını yazan Sinan Tavukçu, 1 milyon gönüllünün katılımıyla 1000 yeni direniş taburunun kurulmasına yönelik bu hamleye işaret etti.
Savaşın sonuna yaklaşılırken atılan bu adımı sorgulayan Tavukçu, analistlerin bu kampanyanın askerî bir seferberlikten ziyade hem dış dünyaya karşı bir caydırıcılık psikolojisi oluşturmak hem de iç kamuoyuna "rejime tam bağlılık" illüzyonu sunmak amacıyla üretilmiş bir propaganda çalışması olduğu iddiasında bulunduğunu kalema aldı. İşte Sinan Tavukçu’nun o analiz yazısı…
ABD-İran arasında 28 Şubat 2026’da başlayan savaş devam ederken bir ay sonra, 28 Mart'ta, Canfeda İran Halk Karargâhı başlattığı "Canfeda" (Canfeda-yı İran) kampanyası ile 1 milyon gönüllünün katılımıyla 1000 yeni direniş taburunun kurulacağını ve gönüllü kayıtlarına başlanacağını duyurdu. İran’da 12 yaş ve üzeri bireyleri bu seferberliğe katmak için web portalları, SMS kanalları, telefon hatları ve kayıt merkezleri kuruldu.
15 Eylül’den itibaren Canfeda taburları için gönüllü kayıtları çağrısı yapılmaya başlandı. İran genelindeki şehirlerde kampanyaya katılmaya davet eden reklam panoları yerleştirildi; gönüllülere askerî eğitim ile ilk yardım ve arama-kurtarma eğitimleri verileceği açıklandı. Tanıtım görsellerinde Kalaşnikof saldırı tüfekleri, keskin nişancı tüfekleri, taşınabilir hava savunma sistemleri (MANPADS), insansız hava araçları (dronlar), navigasyon cihazları ve dalış ekipmanları yer aldı ve kullanmayı biliyor musunuz diye soruldu. İlk başta basit bir internet kayıt platformu olarak ortaya çıkan hareket, eylül ayında hızla ülke genelinde agresif ve yüksek görünürlüklü bir askerî eğitim ve sivil seferberlik kampanyasına dönüştürüldü.
ABD ile savaşın şiddetle sürdüğü, Amerikan ordusunun kara işgalinin gündemde olduğu sıralarda ortaya çıkan ancak pasif kalan sistemin, savaşın sona ermesinin konuşulduğu eylül başından itibaren aktif hâle getirilmesi ilginç bir gelişmeydi.
Canfeda Kampanyası Sözcüsü Sasan Zare tarafından yapılan açıklamaya göre sisteme 31 milyon kişi kaydolmuştu ve bunların demografik detayları şu şekildeydi: Katılımcıların %68'i erkek, %32'si kadın; %60'tan fazlası 46 yaşın altında. Kayıt yaptıranların %26'sı doğrudan sıcak çatışma, askerî ve güvenlik faaliyetlerinde görev almaya hazır olduğunu beyan etmişti.
Örgütlenme altyapısı ve gönüllülerin eğitimi, doğrudan Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) bağlı olan Besiç teşkilatı tarafından yürütülmekteydi. Rejim ideoloji etrafında kenetlenmeyi de sağlamak üzere Besiç, mahalle düzeyinde camileri ve yerel kültür merkezlerini birer askerî üsse dönüştürdü. 15 Eylül 2026 itibarıyla kayıt yaptıran gönüllülere Besiç komutanları tarafından camilerde ve askerî merkezlerde hafif silah montajı, atış, ilk yardım ve arama-kurtarma gibi kapsamlı eğitimler verilmeye başlandığı medyaya yansıdı. Gönüllü taburların eğitim müfredatında "güvenliğin sağlanması, gözlem, kontrol ve istihbarat önlemleri" eğitimi de öne çıkıyordu.
Resmî kayıtların açılmasından üç gün sonra, 18 Eylül’de başkent Tahran'da; Besiç birlikleri, Canfeda-yı İran gönüllüleri ve diğer katılımcıları bir araya getiren, 313 bin kişinin katıldığı söylenen devasa bir askerî geçit töreni ile halk tatbikatı düzenlendi. Etkinliğe Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da katıldı. Törende konuşma yapan Besiç Örgütü Başkanı Hüseyin Taeb, Canfeda girişimini "savunma ve güvenliğin halklaştırılması" olarak nitelendirerek bu topluluğun, İran'ın ilerlemesinin ve ülkenin cumhuriyetçi karakterinin sembolü olduğunu söyledi. Taeb, kampanyanın Tahran'ın ötesine, İran'ın diğer bölgelerine de yayılacağını belirterek "on milyonlarca" vatandaşın gönüllü olmaya hazır olduğunu ifade etti.[i]
Amerikan ordusunun İran’ın karadan işgalini gündeminden çıkardığı -ki coğrafi yapısı gereği böyle bir işgal imkansızdı-, savaşın önümüzdeki günlerde sonlandırılacağının dillendirildiği bir döneme girilmişken bu seferberliğin hızlandırılması, kayıt altına alınan gönüllülerin hızla silah eğitimine alınması ve binlercesinin silah kuşanmış şekilde meydanlarda gösteri yapması dikkat çekiciydi.
Buna neden ihtiyaç duyuldu?
Konuyu araştıran FactNameh gibi kuruluşlar; İran'ın mevcut nüfusunun (yaklaşık 90 milyon) %30'undan fazlasına tekabül eden 31 milyon kişinin bu seferberliğe kaydolmasının matematiksel ve teknik olarak mümkün olmadığını, sayının şişirildiğini belirttiler.[ii] Ellerindeki verilere göre sisteme girip kayıt yaptıranların sayısının 4 milyonu geçmesi mümkün değildi.
Analistler, bu kampanyanın askerî bir seferberlikten ziyade hem dış dünyaya karşı bir caydırıcılık psikolojisi yaratmak hem de iç kamuoyuna "rejime tam bağlılık" illüzyonu sunmak amacıyla üretilmiş bir propaganda çalışması olduğunu iddia etmektedir.
Öte yandan, Canfeda taburlarının İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) tarafından yönetilmesi, örgütlenme ve eğitimde Besiç paramiliter ağını kullanması; bu silahlandırılmış gönüllülerin rejimin iç muhalefete gözdağı verme ve onları kontrol etme kapasitesini güçlendiren bir araç olarak yapılandırıldığı iddiasını pekiştirmektedir. Zira Besiç milisleri, öteden beri muhalefetin sokak hareketlerini ezmekteki sert tutumuyla tanınmaktadır.
Rejimin Korkusu: Yeni Ayaklanmalar
Hatırlanacağı üzere ABD-İran savaşından önce, İran riyalinin ABD doları karşısında tarihî bir rekorla çökerek 1 doların yaklaşık 1,4-1,5 milyon riyale dayanması üzerine 28 Aralık 2025’te Tahran esnafı dükkân kapatmış, protesto gösterileri başlamış ve sokaktaki halk da bu gösterilere katılmıştı. 2026 Ocak ayında protestolar 200'den fazla şehre yayılarak 1979 Devrimi'nden bu yana görülen en büyük rejim karşıtı halk hareketlerinden birine dönüşmüştü. Devrim Muhafızları (IRGC), polis ve Besiç milislerinin göstericilere sert müdahalesiyle, İran Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Konseyinin açıklamasına göre 3.117 can kaybı yaşandı; on binlerce insan gözaltına alındı. ABD ve Batı medyasında ölü sayısının 12.000 ile 30.000 arasında olduğu iddia edildi.
Hükümet karşıtı gruplar ve silahlı protestocu unsurların polis araçlarına, IRGC karakollarına ve Besiç milis üslerine düzenlediği saldırılarda 130'dan fazla polis, Besiç milisi ve Devrim Muhafızları mensubu hayatını kaybetti. Ocak ayının ikinci yarısından itibaren rejim kontrolü yeniden ele geçirdi ve kitlesel sokak eylemleri durduruldu.
Şubat 2026'da ABD’nin İran’a saldırması, saldırılarda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney dâhil üst düzey liderlerin öldürülmesi rejim karşıtı gösterileri durdurdu ve eylemlerin yönünü değiştirdi; tepkileri ülke savunmasını önceleyen milliyetçi reflekslere dönüştürdü.
Rejimin en büyük korkusu, savaş bittikten sonra protestoların tekrar yükselme ihtimalidir. Dış tehdit sebebiyle iç dayanışma sağlansa da, savaş bittiğinde halk hayatın soğuk gerçekliğiyle karşı karşıya gelecektir. Zira, savaş öncesinde protesto ve çatışmalara yol açan ekonomik sıkıntılar düzelmek bir yana savaş sebebiyle daha da ağırlaşmıştır. 7 aylık savaşın İran ekonomisine olan toplam maliyetinin 270-300 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. İran’da yıllık enflasyon 2025’te %50,8 seviyesinde iken 2026’da %70’lere ulaşmış, Ağustos 2026 itibarıyla serbest piyasada 1 ABD doları 2.000.000 riyal (200.000 tümen) sınırını aşmıştır.
İran'ın savaş harcamalarının bütçedeki payının %145-200 seviyelerinde artması ve kaynakların savunma bütçesine aktarılması sivil ekonomiyi felç etmiştir. Dünya Bankası ve IMF raporları, İran ekonomisinin 2026 yılında %6,1 oranında küçüleceğini öngörmektedir. Artan askerî maliyeti karşılamak için gıda, ilaç ve akaryakıttaki devlet sübvansiyonları kaldırılmış; yol, baraj ve şehir altyapı projelerine ayrılan imar/kalkınma bütçeleri kesilmiş; bütçe açığını kapatmak için vergiler artırılmıştır. Sanayi ve ulaşım sektörüne ayrılan akaryakıt ile elektriğin askerî tesisler ve savunma sanayisine önceliklendirilmesi yüzünden sivil imalat sektörü ağır bir üretim krizine girmiştir. Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklıklar, rafineri hasarları ve deniz taşımacılığı riskleri nedeniyle petrol gelirleri ciddi şekilde azalmıştır. Kısacası savaşın yükü doğrudan halkın satın alma gücüne yansımıştır.
Birleşmiş Milletler (BM), ABD, Avrupa Birliği (AB) ve çeşitli ülkelerin İran’a karşı yürürlüğe koyduğu ekonomik, finansal, ticari ve siyasi kısıtlamalar ülkenin ekonomisini ve halkın yaşam koşullarını iyice zora sokmaktadır. Ambargolarla İran halkı yoksullaşırken Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), "Direniş Ekonomisi" uygulamasıyla rekabeti yok eden, şeffaflığı ortadan kaldıran ve tüm yasa dışı ticaret ağlarını bünyesinde toplayan büyük bir gayriresmî ekonomik imparatorluğa dönüşmüştür. Halkın öfkesine sebep olan ve IRGC yöneticilerini zenginleştiren bu denetimsiz sistemde herhangi bir düzelme görülmediği gibi sivil sermaye karşısında gün geçtikçe erimektedir.
Savaş döneminde milliyetçi duygular ve güvenlik bürokrasisiyle baskılanan ekonomik krizin, savaş sonrasında halkın bir numaralı gündemi hâline geleceği açıktır.
Halkın rejimle sıkıntısı sadece ekonomik boyutlu değil
Veliyy-i Fakih makamına seçilen Mücteba Hamaney, babasının öldürüldüğü 28 Şubat ABD saldırısında yaralanmış, o günden bu yana kamuoyu önünde hiç görünmemiştir. En yüksek otoritenin yokluğundan oluşan güç boşluğunu Devrim Muhafızları doldurmuştur. Devlet kararlarının nasıl alındığına dair ortaya çıkan belirsizlik; kararların Mücteba Hamaney tarafından değil, etrafını saran dar bir IRGC cuntası tarafından alındığı şüphelerine yol açmaktadır. Dini liderin iradesinin bu şekilde teslim alındığı kuşkusu özellikle askerler arasında yayılmaktadır.
İran içinde Şahinler (IRGC Askerî Kanadı) ile Teknokratlar ve Pragmatistler (Sivil Kanat) arasındaki derin fikir ayrılığı ve güç kavgası, ABD ile müzakereler esnasında belirgin hâle gelmiştir. Savaşta ABD karşısında başarı sağlayan Devrim Muhafızları içindeki şahin kanat, başarısını sistem içerisindeki gücünü tahkim etmek için kullanmakta ve savaşın devamını istemektedir. Öte yandan Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf gibi isimler ise ekonomik çöküşü durdurmak adına ABD ile diplomatik bir uzlaşı ve ateşkes arayışındadır. Sivil kanadın bu adımları, IRGC içindeki şahinler tarafından "normalleşmeci" ve "hain" ilan edilerek sabote edilmekte; bu da devlet yönetiminde ciddi bir çift başlılığa (emir-komuta karmaşası) yol açmaktadır. Ülkede cumhurbaşkanlığı ve kabinenin sembolik bir düzeye gerilediği görülmektedir. Tüm bunlar, savaş sonrasında ciddi bir yönetim krizi yaşanacağının işaretleri olarak okunmaktadır.
İran’ın asıl korkusu bölünme korkusudur. Nüfusunun yüzde ellisinden fazlasını Azeriler, Kürtler, Beluçlar, Araplar (Ahvaz) ve Türkmenler gibi farklı etnik grupların oluşturduğu İran’da rejim için en büyük korku etnik bölünmedir. Rejim karşıtı gösterilerin Kürt, Beluç ve Ahvaz (Arap) bölgelerinde bir ayrılmaya yol açması endişesi hep vardır. Rejime muhalif olan seküler/milliyetçi Fars nüfus bu sebeple protestolardan uzak durmaktadır.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Eylül 2024'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için gittiği New York'ta İran diasporasıyla gerçekleştirdiği kapalı bir toplantıda iç birlik ve etnik kırılganlıklar üzerine çarpıcı bir bölünme uyarısında bulunmuştu. Konuşmasında açıkça etnik bölgelerin isimlerini sayarak, "Eğer Allah göstermesin ülkede bir olay olsa Azerbaycan kendi başına devlet olur, Kürdistan kendi başına devlet olur, Huzistan başka, Beluçistan başka... Yani artık İran kalmaz. Bu kaosa dönüşür." ifadelerini kullanması, travmanın büyüklüğünü ve ciddiyetini göstermektedir.
Sonuç
Savaşın fiilen sona ermesi veya uzun vadeli bir ateşkes imzalanması sonrasında, dış tehdide karşı yönetim etrafında geçici olarak kenetlenen halkın ekonomik ve siyasi taleplerini yükseltmesi, rejime yönelik sokak tepkilerinin yeniden ortaya çıkması ihtimali Tahran yönetimini kaygılandırmaktadır.
Rejim, Velayet-i Fakih’in mutlak otoritesi altındadır ama toplumun dinî otoriteye bağlılığı hızla zayıflamaktadır. Dinî Lider Ali Hamaney’in seçime katılmak farzdır fetvasına rağmen son Cumhurbaşkanlığı 2. Tur oylamasında (5 Temmuz 2024) seçime katılım %49,8 oranında gerçekleşmiş ve halkın yarısı sandığa gitmeyerek dinî otoriteye itaat etmemiştir. Bu seçimde oyların %53,6'sını alan Mesud Pezeşkiyan seçimi kazanırken Dinî Lider ve Devrim Muhafızlarının desteğini alan Muhafazakar Said Celili katılanların oyunun %46,4’ünü alabilmiştir. Toplam seçmen nüfusunun yaklaşık %23’ünün desteğine tekabül eden bu oran, rejime olan toplumsal desteğin ¼ seviyesine düştüğünü göstermektedir. Rejime olan desteğin aşınması, Mart ayından bu yana Dinî Lider Mücteba Hamaney’in ortada gözükmemesi, alarm zillerini çaldırmaktadır.
Savaş sonrasında dış tehdit/ihanet suçlaması ortadan kalkmış olacağı için halk sokaklara geri dönüp biriken ekonomik ve siyasi öfkesini çok daha organize bir şekilde, kitlesel protestolarla gösterebilir. Kendisini rejimin koruyucusu olarak konumlandıran Devrim Muhafızları ve Besiç’in; eğitip silahlandırdığı Canfeda taburları ile sokakları doldurmak ve tepkileri kontrol altında tutmak için hazırlık yaptıkları anlaşılmaktadır. Eğer böyle bir hazırlık varsa, halkın protestolarının karşısına halkın diğer bir kısmını çıkarmak sonu öngörülemeyen sonuçlara yol açabilir.