AKİT MENÜ

Aktüel

Hürriyete Esir Olmak! (2)

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Hürriyete Esir Olmak! (2)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Haber Merkezi

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

Bediüzzaman Münazarat'taki bu istibdat-hürriyet denklemini, Yeni Said döneminde, Osmanlı yerine tek parti cumhuriyetine uygulamıştır! Yeni Said, Eski Said eserlerinde 4/5 defa bu yeni perspektifi değişkliğini vurgulamıştır. Emirdağ Lahikası 49. Mektupda ise bu hususu iyice açıklamış, sebeblerini belirtmiş, hatalarından nedamet ve istiğfar etmiştir. Hatta bu mektupta, muasırı ve arkadaşları İslamcı, vatansever, aydınların da yanılgılarını ve pişmanlıklarını da açıkça ifade etmiştir. Yanılgı umumidir. Ki, bu konuda oldukça zengin bir nedamet literatürü mevcuttur. Zira tarih Abdülhamid Han'ı haklı çıkarmıştır! Hatadan dönmek de fazilettir.

Ancak Said'in bazı takipçileri 117 yıl sonra ve hala, Kemalist resmi ve fiili otokrasi yerine, Sultan Abdülhamid'e muhalefet ederek, Kemalist otokrasiyi kamufle ediyorlar. Marjinaller Sultan'a "haydut"; Erdoğan'a da "3. Abdülhamid" deme anakronizmine düşüp tarihi şaşırıyorlar. Erdoğan 25 yıl boyunca defalarca ve en yüksek oylarla ve ancak seçimleri kazanarak, milletin rıza ve güvenini alarak hükümet ediyor. Türkiye ve Avrupa'da görülmemiş rekor bir anayasal rıza ile. Bir hanedana mensubiyet ile değil! Hiçbir diktatörlülüğün çaresi ve alternatifi de, de facto Kemalizm otokrasisi olamaz.

 

Yeni Said, Eski Said'in Münazarat ve Divan-ı Harbi Örfi'sini Risale-i Nur'a dahil etmemiş ancak, 1911'de neşrettiği Münazaratı 1938 ve 1955'te iki defa gözden geçirmiş, haşiyelerle "İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet namını vermenin, irtidad-ı mutlakı rejim altına almanın" dehşetini ispat etmiştir. Münazaratı Risale-i Nur'a dahil etmediği halde tashihlerini yaparak yinede neşrini istemiştir. Zira, Yeni Said bütün mesaisini hakaik-i imaniyeyenin neşrine teksif etmiş, siyasetten tamamen çekilmiştir. "Ahirzaman dehşetli fitnesi" ile siyaseten mücadele edilemeyeceğine dair Hadis-i Şerifin hükmüne ram olmuştur.

Fakat evleviyet kuralı gereği, istibdadın hafifine itiraz edenin, şedidine itiraz etmemesi eşyanın tabiatına ters olacağından, Eski Said'in eserlerini kendine tevkil eylemiş, saltanat (Abdülhamid) sana söylüyorum, cumhuriyet (Kamal) sen anla demiştir. Savunduğu meşrutiyetse ideal, nazari ve felsefi bir meşrutiyet anlayışı olmalıdır! Çünkü tatbiki, pratik meşrutiyet, tamamen bir fiyasko ve faciadır. Beklentilerin tam aksi, daha şedit bir şekilde tezahür eylemiştir!

 

"İslamcı" pişmanlık kaçınılmazdır! "Osmanlı kurtulsun, hürriyet gelsin" gayesiyle sarfedilen "Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet" sloganları ile, İTF ve "daha bozuk kısmı" CHP döneminde istibdad iyice şiddetlenmiş ve Devlet-i Aliye'ye de yıkılmıştır. Meşrutiyet tam aksi sonuç doğurmuş, Osmanlı müslim-gayrı müslim ahalisi olan hürriyetlerini de kaybetmiş, dağa taşa düşmüş, insafsız diktatörlüklere maruz kalıp bölünmüşlerdir. Üstelik Sultan da bir İslamcı idi! Fakat derin bir devlet tecrübesi ve "hikmet-i hükümet"e vukufiyet sebebleriyle kendisinin de taraftarı olduğu ve ilan ettiği birinci 1876 meşutiyetini ve meclisi geçici olarak hukuken değil de fiilen kaldırmıştır.

Bu Kanun-i Esasinin 7. ve 35. md.lerinde açıkça belirtilmiştir. Abdülhamid Han keyfi bir adım atmış değildir. Bugünkü modern anayasalar da siyasi ve idari çıkmazları halletmek gerekçesiyle, Cumhurbaşkanları ve Krallara bu yetki verilmiş, devlet krizleri bu emniyet sübabları ile çözülmüştür. Keza Anayasa'nın 5. md.'si de tüm modern anayasalarda olduğu gibi, devlet başkanlarına "tam dokunulmazlık" güvencesi vermiştir. İTF çok istedikleri anayasayı açıkça ihlal ederek zorbalık yapmış, kanlı bir darbe ile tarihimizde ilk defa anayasa ve meclis ihdas eden Sultanı kanlı bir isyan ve askeri darbeyle hal'etmiştir.

 

Bununla da yetinmeyip, uyduruk, hukuksuz "hal fetvası"nda olmadığı halde cebren Selaniğe sürgün edilmiştir. Masonların, Dönmelerin, İTF'nin, darbecilerin fiili başkenti, İttihatçı merkezi Selanik! Bir Yahudiye ait Alatini köşkünde mahpusluk! Siyonist intikamın derin mesajı! Aslanlarımızı çakallara yem ettik. Kahramanları hain, hainleri kahraman ilan ettik. Modern meşrutiyet, cumhuriyet ve demokrasi tarihimiz bundan ibarettir, sahtedir, illizyondur, esasen bir yıkımdır.

Peki aşkının esiri olduğumuz, yollarına gül döktüğümüz, uğruna can verdiğimiz özgürlük ne menem bir şeydir? İşte bu cevaplanamayan bir sorudur! Daha doğrusu, cevabında uzlaşamadığımız bir muammadır! Herkesin hürriyet anlayışı farklı. Her halkın, dinin, milletin, sınıfın, kadının, erkeğin, işçinin, patronun, solcunun, sağcının beklentisi ayrıdır. Herkes kendi özgürlüğünü istiyor, ötekisininkini fazla buluyor. Başkalarının özgürlüğünün kendininki kısıtladığını düşünüyor! Abraham Lincoln: "Dünya özgürlük kavramının iyi bir tanımına hiç sahip olmadı" der. George Catlin; Aşkın dışında hiçbir söz özgürlük kadar yanlış kullanılmadı" der. J. Lenin ise; "Özgürlük kimin için?" diyerek, herkese özgürlük yok, "proleterya diktatörlüklüğü var" diyor. Özgürlüğü hiç dilinden düşürmeyen "sol'un özgürlük anlayışı" da budur.

 

Gerek Liberalizm, Marksizm ve sosyalizm gibi "büyük anlatılar" arasında, gerekse diğer ayırımlar arasında, özgürlükler üzerinde bir konsensüse ulaşmayı beklemek bir tarafa, aynı gelenek içerisinde dahi bir uzlaşmanın varlığından söz etmek zordur.

Liberty, Equality, Franternity, ya da Hürriyet, Musavat, Uhuvvet adına krallıklara diktatörlüklere karşı çıkılmış, bu kavramlar adına diktatörlükler kurulmuş, yine aynı kavramları ve demokrasiyi korumak adına pek çok baskıcı uygulamalar meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

 

Güya "devr-i istibdat"ta Yahudi, Ermeni, Rum vs. için özgürlük kendi bağımsız devletlerini kurabilmekti! Tanzimat zamparaları içinse, işret, zina ve alkolün su gibi akması ve nefsaniyete esir olabilmekti Medrese ehli için, eski itibarlarına kavuşabilmekti. Halk İşrakiyun (komünist) Firkası ve Osmanlı Amele Cemiyeti için ise, proleterya diktatörlüğü kurmaktı. İTF içinse sultanın otoritesini önce paylaşmak, sonrasında zaptetmek suretiyle Osmanlıyı kurtarmaktı. Osmanlı Enverland oldu, TC. Atatürk Türkiye'si. Devlet-i Aliye'yi yıkıp, devlet-i sağire kurdular.

Azınlıklar kendi devletlerini kurdular. Zamparalar, işretçiler bayram ettiler. Medrese ehli eski itibarlarına kavuşamadıkları gibi, kapatılıp tarihe gömüldüler. Hürriyetler, özgürlükler gırla gitti ama Müslümanlar, Türkler, Kürtler vs. olan özgürlüklerini de tamamen kaybettiler. Şedid tek parti diktatörlüğü 30 yıldan fazla sürdü. Ve devam ediyor. TC. "Atatürk Türkiyesi", öldükten sonra da ülkesini yöneten tek lider o, bitimsiz bir monarşi, kanıksanmış bir otokrasi, değişmez resmi ideoloji partilerden CHP'nin 6 oklu Kemalist ideolojisi. Anayasal, yasal ve fiili olarak! Osmanlı hiç Abdülhamid Osmanlısı olmadı ama "Enverland" ve "Atatürk Türkiyesi" oldu. Kemalist ideoloji ve tahkimata göre de bu bitmeyecek. CHP ideolojisine seçimsiz ve ebedi bir iktidar. İstibdat devri ne kötüydü alın size hürriyet, alın demokrasi!

 

Modern zamanlar, ideolojiler ve onların diktatörlükleri çağıdır. Modern cumhuriyetlerin kahir ekseriyeti, sol, sosyalist, nazizt, faşist, komünist, baasçı diktatörlükler; katliamlar ve soykırımlar üretmişlerdir. Buna mukabil başta İngiltere ve 11 Avrupa monarşileri ise demokrasin ve özgürlüğün beşiği sayılıyor!

PKK ve diğer terör örgütleri kendilerini "özgürlük savaşçıları" olarak tanımlarlar. Halbuki tedhiş ve terör, özgürlük ve demokrasinin en büyük düşmanıdır. Bu örgütler, öncelikle mensuplarını mankurtlaştır, köleleştirirler. Sonra da kurtaracakları halkları terörize ederler. PKK'nın 15 bin iç infazı vardır. Türkten çok Kürd öldürmüştür. Çocuk yaşta kızı, oğlanı dağa kaldırıp ölünceye kadar militan yaparlar, kısa zamanda da ölürler. T.C. mahkemelerinde, AHİM'de azçok hakkını arayan Kürt, PKK'ya karşı hakkını asla arayamaz, ararsa ölür. Bütün (sözde) özgürlük hareketi liderleri, önce kendi adamlarının, sonra da halklarının hürriyetlerini gasbeder. Pişman İttihatçılardan Şair Eşref, bu durumu çok çarpıcı özetliyor. Okuyuculardan çok özür dileyerek;

 

Vakt-i istibdatda söz söylemek memnu idi
Ağlatırdı ağzını açsan hükümet ananı!

Devr-i hürriyetteyiz şimdi, değişti kaide:
Söyletirler evvela, sonra si...ler ananı!

 

Bir önceki "Hürriyetin İlanı Cumhuriyetin İlanı Demokrasinin İlanı" yazımızda da belirttiğimiz gibi, birşey ilan edilmekle icra ve ihya olunmuyor! Bilakis bizde olduğu gibi hep daha dehşetli istibdatlar geliyor. Bu kavramlar ise bir göz boyama ve illüzyondan ibaret kalıyor! Birbirimizi kandırmayalım, sloganlar ve kıytırık kavram söylemleri ile kendi kendimizi aldatmayalım. Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan da olmayalım. Zira "avuyu altın tas içinde sunarlar" Hürriyet, Cumhuriyet Demokrasi gibi!

Bu konuyla ilgilenen okuyculara, "Özgürlük Heykeli ve Özgürlük Gerçeği" ve "Hürriyet ve Anayasa Bayramı" yazılarımı da öneririm. Özgürlük Heykeli gerçekte neyi temsil ediyor? Hürriyet Bayramında gerçekte ne kutlanıyor? "Kelle fiyatına hürriyet, esirlik bedava" (O. Veli)

 

Evrenle eşit yaşım, ben duyan yürek, düşünen başım.
Milletler bensiz yetim ben hürriyetim! Ne güzel değil mi? Ama;

Ne efsunkar imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten

Yorumlara Git

Denizde facia: Girne açıklarındaki kazada acı haber geldi, o isim hayatını kaybetti!

Mega kent için saat verildi! İstanbul’a sağanak geliyor

Başkan Erdoğan'dan New York'ta kritik diplomatik zirve!

Türkiye dünya sahnesinde gövde gösterisi yapıyor! COP31 afişleri New York'u salladı, Türkevi bayraklarla donatıldı!

Geri manevra faciaya yol açtı! Çekici işçi servisine çarptı, 8 kişi yaralandı