AKİT MENÜ

Okur Postası

İsrail'in Türkiye'yi içeriden ve dışarıdan çevreleme operasyonu

Orta Doğu’da kartların yeniden dağıtıldığı, küresel vesayet odaklarının bölge haritalarını kanla ve gözyaşıyla sil baştan çizmek istediği kritik bir eşikten geçiyoruz.

Haber Merkezi

Av. Yurdal Kılıçer
Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri ​

Bir yanda Gazze’de soykırıma imza atan, diğer yanda Suriye’den Lübnan’a kadar tüm coğrafyayı ateşe vermekten çekinmeyen Siyonist akıl, bugün hedef tahtasının tam merkezine Türkiye’yi, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye’nin liderliğindeki bağımsız bölgesel iradeyi koymuş durumdadır.

Gazze’de yürütülen imha politikası, Suriye’deki istikrarsızlık, Irak’taki fay hatları ve Doğu Akdeniz’deki enerji gerilimi birlikte okunduğunda, hedefin yalnızca toprak değil, bölgenin siyasi iradesi olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’nin kendi kararlarını kendi alanında alabilen bir güç olarak yükselmesi, bu nedenle bazı çevrelerde doğrudan tehdit kabul edilmektedir.

​Siyonist çete ile yürütülen bu mücadele, bildiğimiz manada iki ordunun cephede karşı karşıya geldiği klasik bir savaş değildir. Soykırımcı İsrail yıllardır yaptığı gibi yine, diplomasiyi, akademiyi, istihbarat aparatlarını ve piyon olarak kullandığı terör unsurlarını aynı anda sahaya süren kirli bir hibrit harp yürütmek istemektedir.
Bu hibrit harbin en tehlikeli tarafı, saldırının her zaman saldırı olarak görünmemesidir. Bazen “akademik özgürlük”, bazen “azınlık hakları”, bazen “enerji iş birliği”, bazen de “bölgesel güvenlik” başlığı altında yürütülen faaliyetler, aynı siyasi hedefe hizmet edebilmektedir. Silahlı unsurların sahadaki görevi neyse, propaganda merkezlerinin ve lobi ağlarının görevi de kamuoyunun algısını biçimlendirmektir. Böylece işgalci ve saldırgan aktörler “istikrar sağlayıcı”, hedef ülkeler ise “sorun kaynağı” olarak gösterilmektedir.

 

Soykırımcı Siyonist ​İsrail’in Suriye topraklarına yönelik fütursuzca gerçekleştirdiği hava saldırıları, yalnızca Şam’ı değil, doğrudan Türkiye’nin güney sınırlarında tesis ettiği huzur ve güvenlik koridorunu hedef almaktadır. Ankara’nın terörü kaynağında kurutma stratejisinden rahatsız olanlar, Suriye sahasını bilerek hareketlendirerek Türkiye’yi tahrik etmek ve bölgedeki Türk varlığını sınırlamak istemektedir.

İsrail’in planı her zamanki gibi Suriye’de kalıcı bir istikrarsızlık üretmek, bu istikrarsızlığı terör örgütleri ve vekil güçler eliyle Türkiye sınırlarına taşımak ardından da Türkiye’nin meşru güvenlik tedbirlerini uluslararası kamuoyunda suçlama konusu yapmaktır.

Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör kuşağı, Türkiye açısından basit bir sınır güvenliği meselesi değildir. Bu yapı, Irak’tan Akdeniz’e uzanan bir jeopolitik koridorun parçası hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin mücadelesi, herhangi bir halkla veya etnik kimlikle değildir bilakis bölge halklarının iradesini ipotek altına alan terör ve vesayet düzeniyledir. Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
​Bu kirli kuşatmanın Batı Akdeniz ayağında ise İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında kurulan üçlü şer ittifakı bulunmaktadır. Enerji, istihbarat ve askeri iş birliği adı altında derinleştirilen ortaklık, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarımızı gaspederek Türkiye’yi “Mavi Vatan”dan ve Antalya Körfezi’ne hapsetmeyi amaçlamaktadır. İsrail’in Rum kesimindeki askeri varlığı, ortak tatbikatlar ve Ege-Doğu Akdeniz hattında yükseltilen gerilim, tesadüfi değildir. Siyonist akıl, Atina ve Lefkoşa’yı birer ileri karakol gibi kullanarak, Washington ve Avrupa başkentlerindeki lobilerini harekete geçirerek Ankara-Batı hattındaki pürüzleri derinleştirerek Türkiye’yi batıdan da diplomatik olarak zor duruma sokmak istemektedir.

 

Doğu Akdeniz’deki mücadele, enerji kaynaklarının paylaşımından ibaret değildir. Enerji başlığı, asıl siyasi ve askerî kuşatmayı perdeleyen kullanışlı bir araç olarak öne çıkarılmaktadır. Türkiye’nin denizlere açılma kapasitesi, Libya ile kurduğu hukuki ve stratejik bağlar ve KKTC’nin haklarını savunması, bölgedeki bazı aktörlerin kurmak istediği tek taraflı düzeni bozmaktadır. Bu sebeple “Mavi Vatan” kavramı yalnızca bir denizcilik doktrini değil, Türkiye’nin egemenlik haklarını ve bölgesel bağımsızlığını savunma iradesidir.

Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetme planı, aynı zamanda Ankara’yı bölgesel denklemden dışlama planıdır. Türkiye’nin deniz yetki alanlarını daraltmak isteyenler, bunu yalnızca harita üzerinde yapmamakta; askerî tatbikatlar, enerji anlaşmaları, diplomatik baskı ve uluslararası hukuk tartışmalarıyla çok katmanlı bir kuşatma kurmaktadır. Dolayısıyla verilecek cevap da yalnızca askerî değil; hukukî, diplomatik ve ekonomik boyutları olan bütüncül bir cevap olmak zorundadır.
​Aynı zamanda Irak’ta Kürtler ile Araplar, Suriye’de ise Araplar, Kürtler ve Dürziler arasındaki tarihsel ve toplumsal barış zemini hedef alınmaktadır. İsrail’in tarihsel “Çevre Doktrini”, bölgede güçlü, bağımsız ve entegre ulus devletler yerine, birbirine düşman, mikro etnik ve mezhepsel parçacıklar görmeyi amaçlar. Coğrafyanın asli unsurlarının bir arada yaşama iradesi sabote edilerek, Türkiye’nin barış ve kalkınma için bölgesel entegrasyon vizyonu kırılmak istenmektedir.

 

Sorun, bölgedeki halkların kimlikleri, ırkları, mezhepleri, inançları, renkleri değildir. Sorun, Bölge halkları kimliklerinin dışarıdan manipüle edilerek çatışma aparatına dönüştürülmesidir. Arap, Kürt, Dürzi veya başka bir topluluğun kendi kültürel ve siyasi varlığını koruma arzusu meşrudur. Gayrimeşru olan, bu arzunun yabancı devletlerin istihbarat ve jeopolitik hesaplarına bağlanmasıdır. Bölge halklarının geleceği, Londra veya Tel Aviv’de hazırlanan projelere değil, doğrudan kendi iradelerine dayanmalıdır.

​Sahadaki bu askeri, enerji ve istihbari sıkıştırma hamlelerinin, masadaki ve diplomasideki karşılığı ise geçtiğimiz günlerde İngiltere’nin başkenti Londra’da gün yüzüne çıkmıştır. İsrail merkezli Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Merkezi ve Batı’daki birtakım karanlık odakların sponsorluğunda düzenlenen sözde “Uluslararası Yahudi-Kürt Konferansı”, tesadüfi bir akademik buluşma değildir. İsrail Dışişleri Bakanı’nın resmi mesajla destek verdiği bu organizasyon, Siyonist aklın “bölgesel azınlıklar üzerinden hamilik kurma” projesini artık açık diplomasiye taşıdığının ilanıdır.

 

Bir toplantının akademik başlık taşıması, onun siyasi sonuçlar doğurmayacağı anlamına gelmez. Özellikle finansmanı, konuşmacıları, verilen mesajlar ve toplantıya gösterilen resmî destek birlikte değerlendirildiğinde, böyle organizasyonların hangi amaca hizmet ettiği daha net görülebilir. Akademik platformlar, kamuoyu nezdinde meşruiyet üretmenin en elverişli araçlarından biridir. Bu nedenle Türkiye’nin yalnızca sahada değil, düşünce kuruluşlarında, üniversitelerde, uluslararası basında ve diplomatik çevrelerde de kendi tezlerini anlatması gerekmektedir.

​Konferansın Londra ve Berlin gibi Batı’nın karar merkezlerinde icra edilmesi ise propaganda cephesinin nerede kurulduğunu net bir şekilde özetlemektedir. HDP’li Eski bir belediye başkanının orada boy gösterip, Gazze’deki İsrail katliamı ve soykırımının ateşli savunucusu İsrailli bir akademisyene ödül vermesi ve kurulan bu kirli tezgaha meşruiyet devşirmeye çalışması ise projenin psikolojik harp boyutunu gözler önüne sermektedir.

 

Bu tür etkinliklerde amaç çoğu zaman doğrudan bir karar almak değil, belirli kavramları ve aktörleri uluslararası kamuoyunun zihninde normalleştirmektir. Bir süre sonra terörle bağlantılı yapılar “özgürlük hareketi”, dış müdahale projeleri “demokratik dayanışma”, Türkiye’nin güvenlik tedbirleri ise “baskı politikası” olarak sunulmaya başlanır. Psikolojik harp tam da bu noktada devreye girer. Gerçekler değiştirilmez ancak gerçeklere ilişkin algı değiştirilir.

Soykırımcı siyonist aklın ve arkasındaki küresel küstahlığın hesabı açık ve nettir. Türkiye’nin iç bütünlüğünü tahkim etmek için başlattığı Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge projesini sabote etmek, içeride fay hatlarını kaşıyarak kaos üretmek, dışarıda ise Yunanistan-GKRY hattından Suriye’ye kadar Türkiye’yi tam bir çevrelemektir.

Bu hesabın başarılı olabilmesi için Türkiye’nin içeride siyasi ve toplumsal gerilimlere sürüklenmesi, dışarıda ise yalnızlaştırılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca güvenlik bürokrasisinin veya silahlı kuvvetlerin yürüteceği bir süreç değildir. Bu hedef, toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğunu ve dış müdahalelere karşı ortak bir basiret geliştirmesini gerektirmektedir.

 

Ancak artık bu coğrafyanın kaderi Londra’daki kapalı kapı toplantılarında, Atina’daki gizli pazarlıklarda ya da Tel Aviv’deki harp odalarında çizilemez. Türkiye, yerli ve milli savunma sanayisi, güçlü istihbarat aklı, Mavi Vatan’daki kararlılığı ve bölge halklarıyla kurduğu tarihsel kardeşlik bağıyla bu kirli kuşatmayı yaracak kudrete sahiptir. Gerek Irak ve Suriye ile kurulan somut güvenlik iş birlikleri, gerekse Mısır ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerle yürütülen stratejik adımlar, Londra’da ve Akdeniz’de kurgulanan bu masaları teker teker devirecektir.

Bunun yolu, hamasetle yetinmekten değil, sahadaki askerî gücü diplomatik akılla, istihbarat kapasitesini ekonomik ve sosyal politikalarla, millî iradeyi de güçlü bir iletişim stratejisiyle tamamlamaktan geçmektedir. Türkiye, haklı olduğu meseleleri yalnızca kendi kamuoyuna değil, bütün dünyaya anlatmak zorundadır. Çünkü boş bırakılan her alan, başkalarının propagandası tarafından doldurulmaktadır.

 

Coğrafyamızın huzuru, Batı’nın piyonu olan odakların değil bu toprakların asli unsurlarının ortak iradesiyle inşa edilmelidir!

Hakikat ortadadır: Coğrafyamızın huzuru, Batı’nın piyonu olan odakların değil; bu toprakların asli unsurlarının ortak iradesiyle inşa edilecektir. Türkiye’nin önündeki mesele, yalnızca bir kuşatmayı yarmak değil; bölge halklarının birlikte yaşayabileceği, dış vesayete kapalı ve bağımsız bir gelecek tasavvurunu hayata geçirmektir.

Yorumlara Git

Suudi Arabistan'da savaş uçağı vurulan İtalya kararını duyurdu

Kaşif Kozinoğlu dosyasında skandal üstüne skandal! Kayıp savunma notları ve FETÖ şüphesi ortalığı sarstı!

57'si tutuklu 436 sanığı yargılanıyor! "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" davasında sıcak gelişme

CHP'nin çakma tabelası ellerinde patladı! İsim krizini örtbas etmek için buldukları komik formül fiyasko çıktı!

Zulüm ordusundan Batı Yaka'da skandal gece! 100 noktaya birden bastılar, dehşet saçtılar!