Ekonomi
Yerli ve milli üretim stratejik kalkan
MÜSİAD Gaziantep Şubesi Başkan Yardımcısı Dr. Ertuğrul Mıhçıoğlu, “Yerli ve milli üretim kapasitesinin tahkim edilmesi, yaptırımların olası etkilerine karşı Türkiye’nin dayanıklılığını artıran en güçlü stratejik kalkandır” dedi.
MÜSİAD Gaziantep Şubesi Başkan Yardımcısı Dr. Ertuğrul Mıhçıoğlu, ticari ambargolar ve ekonomik yaptırımların stratejik baskı araçlarına dönüştüklerini vurguladı.
ÇEŞİTLİ SINAMALARLA KARŞI KARŞIYA KALINABİLİR
“Ambargolar; hedef ülkenin ekonomik yapısını sarsmayı, dış ticaretini sınırlamayı ve küresel dengeleri yeniden biçimlendirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye de farklı dönemlerde bu tür kısıtlayıcı hamlelerin hedefi olmuş; özellikle dış ticaret açısından stratejik öneme sahip sektörlerde çeşitli sınamalarla karşı karşıya kalmıştır” diyen Mıhçıoğlu, şöyle devam etti: “Sahadan elde edilen bu deneyimler, ülkemizin gelecekte karşılaşabileceği benzer dış şoklara karşı çok daha dirençli bir ticaret ve üretim altyapısı inşa etmesi zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’nin ticari savunma mimarisinin temelinde dış pazar çeşitliliğinin sağlanması yer almaktadır. Tek bir ülkeye veya bölgeye aşırı bağımlılık, ambargo krizlerinde en büyük risk faktörünü oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin Çin, Hindistan, Güneydoğu Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi yükselen pazarlara yönelmesi hem ekonomik sürdürülebilirliğe katkı sağlamakta hem de olası yaptırımların yıkıcı etkilerini asgariye indirmektedir. Coğrafi ve sektörel çeşitlilik, yalnızca ihracat hacmini artırmakla kalmamakta; aynı zamanda ülkemizin küresel ticarette çok daha bağımsız ve esnek hareket etmesine imkân tanımaktadır. Kamu otoritesinin ve karar alıcı mekanizmaların kriz dönemlerinde sergilediği proaktif liderlik, ekonomik ve toplumsal istikrarın korunmasında hayati bir rol üstlenmektedir. Ticaret Bakanlığı ve ilgili devlet kurumlarının sunduğu anlık veri analizleri, pazar öngörüleri ,risk yönetimi destekleri, ihracatçı firmaların daha isabetli stratejiler geliştirmesine zemin hazırlamaktadır. Bu noktada, kurumlar arası veri paylaşımının daha sistematik hâle getirilmesi ve risk senaryolarına yönelik önleyici yaklaşımların kurgulanması, reel sektörün krizlere karşı bağışıklığını artıracaktır. Ayrıca finansal destek mekanizmalarının çeşitlendirilerek erişilebilirliğinin güçlendirilmesi, operasyonel daralmaya giren işletmelere can suyu olacak ve piyasa istikrarının muhafazasını kolaylaştıracaktır.”
SARSILMAZ KONUM ELDE ETMENİN YOLU BELLİ
Mıhçıoğlu, “Yerli ve milli üretim kapasitesinin tahkim edilmesi, yaptırımların olası etkilerine karşı Türkiye’nin dayanıklılığını artıran en güçlü stratejik kalkandır. Hammadde ve ara malı temininde dışa bağımlılığın asgari seviyelere çekilmesi, sanayimizin küresel pazarlardaki rekabet gücünü doğrudan perçinlemektedir. Geleneksel üretim modellerinin yerini yüksek katma değerli ve inovatif teknolojilere dayalı süreçlerin alması, Türkiye’nin uluslararası ticaret liginde sarsılmaz bir konum elde etmesini mümkün kılacaktır” ifadelerini kullandı. Mıhçıoğlu, şunları kaydetti: “Dijitalleşme ve e ticaret ekosistemi, ülkemizin ekonomik savunma stratejilerinde artık vazgeçilmez bir cephedir. Çevrimiçi satış kanalları, alternatif pazarlara erişimi ivmelendirerek risk dağılımı sağlamakta ve geleneksel ticaret engellerinin yaptığı kayıpları hızla telafi etmektedir. Dijitalleşen üretim süreçleri ise verimliliği maksimize edip maliyetleri düşürerek ihracatçımızın rekabet avantajını korumaktadır. Bu vizyonla dijital dönüşümün tabana yayılması ve firmaların bu alanda desteklenmesi, en kısıtlayıcı koşullarda dahi ihracat çarklarının dönmesini sağlayacaktır. Sivil toplum kuruluşları ve sektörel temsilcilikler de bu çok boyutlu mücadelede kritik bir görev üstlenmektedir. İş dünyası örgütleri, üyelerine sunduğu pazar istihbaratı ve hukuki yönlendirmelerle firmaların kriz anlarında stratejik. bilinçli adımlar atmasına rehberlik etmektedir. Kriz dönemlerinde ortak koordinasyon masalarının kurulması ve sektörel veri havuzlarının oluşturulması, sorunlara karşı daha bütüncül çözümler üretilmesinin önünü açacaktır. Netice itibarıyla Türkiye’nin dış ticaret politikasını çok boyutlu bir diplomasiyle entegre etmesi, küresel arenada sürdürülebilir bir güç merkezi olması açısından elzemdir.”