Gündem
Fon vurgununa DDK el koysun
Türkiye’de yaklaşık 450-500 bin yatırımcıyı etkileyen ve 131 yatırım fonunun tasfiyesine yol açan fon krizi, yalnızca özel sektör aktörlerinin değil, kamu tarafındaki olası ihmallerin de araştırılması gerektiği tartışmasını gündeme getirdi. Bu kapsamda Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) harekete geçirilmesi yönünde talepler artıyor.
Sebahattin Ayan İstanbul
Ay ortasında patlak veren kriz, bazı portföy yönetim şirketlerine ait şişik fonların yatırımcıların iade taleplerini karşılayamamasıyla başladı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy’e ait 131 fonu işleme kapatarak tasfiye sürecini başlattı. Toplam varlık büyüklüğü 18 milyar dolar seviyesinde bulunan fonların tasfiyesi, İş Bankası ve Ziraat Bankası tarafından yürütülüyor. Süreç 6 aya uzatıldı. Paralel olarak adli soruşturma da genişledi. Onlarca yönetici tutuklandı, mal varlıklarına tedbir konuldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında koordinasyon toplantıları sürerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da sürecin şeffaf yürütülmesi ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
SPK 2 YILDIR UYUYOR MUYDU?
Ancak krizle birlikte kamuoyunda şu soru daha yüksek sesle dile getiriliyor: Olağanüstü getiriler, sığ hisselerde yoğunlaşmalar ve risk birikimi uzun süre devam ederken, denetim mekanizmaları neden daha erken ve etkili müdahale etmedi? Bu noktada Devlet Denetleme Kurulu’nun devreye girmesi gerektiği görüşü öne çıkıyor. DDK’nın, SPK başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarındaki risk izleme, erken uyarı ve karar alma süreçlerini incelemesi; olası ihmal, kusur veya kast unsurlarını araştırması talep ediliyor. Amaç, sadece özel sektördeki sorumluları değil, kamu tarafındaki olası denetim zaaflarını da ortaya koymak ve benzer krizlerin tekrarını engelleyecek kurumsal dersler çıkarmak. Uzmanlar, tasfiye sürecinin adil ve şeffaf yürütülmesinin yanı sıra, kamu içindeki hesap verebilirliğin de sağlanması gerektiğini belirtiyor.
2 SANDALYE 1 MASA ŞİRKETLERE İZİN
Yaşanan can sıkıcı sürece ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulunan Ekonomist Gamze Büyük Kılınç, şunları dile getirdi: “Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul, Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) gibi yapıların süreçteki rolünün araştırılması gerekkir. Olası bir kamu denetimi zafiyetinin ortaya çıkması halinde DDK devreye girebililr. Fon krizinde asıl mağduriyet yalnızca fon yatırımcılarıyla sınırlı değil, fonların yatırım yaptığı hisse senetlerinde pozisyon alan vatandaşların da ciddi kayıplarla karşı karşıya kaldı. Halkın ve bizlerin sorduğu temel soru şu: SPK, BDDK, Borsa İstanbul gibi devleti temsil eden kurumlar neden bu süreçte sessiz kaldı? Neden herhangi bir şekilde müdahale edilmedi? Neden içi boş şirketlerin halka açılmasına izin verildi? Bu fonların belirli bir noktaya gelerek adeta bir balona dönüşmesine neden müsaade edildi? Sonunda balon patladı. Sorumluluğun büyük bölümü SPK’ya ait. Çünkü yetkisi söz konusu. Takasbank ve Sermaye Piyasası Kurulu denetimindeki mekanizmaların bu süreçte gerekli işlemleri yapması gerekiyor. SPK’nın da denetlenmesi konusunda DDK devreye girebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Ucu kime dokunursa dokunsun, gerekli işlem yapılacak’ yönündeki açıklamaları da bu kurumların denetleneceğine işaret ediyor.”
NEDEN ERKEN MÜDAHALE EDİLMEDİ?
Ekonomist Yazar Tayfun Kaan Gündüz de şunları söyledi: “Krizde asıl cevaplanması gereken soru, olağanüstü getiriler ve risk birikimi göz önündeyken denetim mekanizmaları neden daha erken ve etkili şekilde devreye girmedi? DDK’nın geçmişte 2005 yılında SPK hakkında hazırladığı raporda SPK’nın bazı görevlerini yerine getirmesi konusunda tespitler yapılıyor ve kurumun işleyişinin güçlendirilmesine yönelik öneriler sunulmuş. Yirmi yıl önce DDK’nın sorduğu denetim soruları bugün yeniden karşımıza çıkıyor. Teknik açıdan son derece karmaşık olan sermaye piyasalarında yaşanan kriz yalnızca adli soruşturma boyutuyla ele alınmaması gerekir. Portföy yönetimi, piyasa hareketleri ve olası koordineli işlemler gibi alanlar uzman ekiplerce incelenmeli. DDK gerektiğinde dışarıdan uzman desteğiyle kapsamlı bir inceleme yürütebilir. Benzer bir krizin başka bir portföy yönetim şirketinde veya başka bir sektörde yaşanmaması için erken uyarı ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekiyor. 455 bin yatırımcıyı etkileyen, 18 milyar dolarlık bir krizde tek başına faillerin cezalandırılması ya da mağdurların tazmin edilmesi yeterli bir cevap değil. Atılan adımlar krizin insani boyutunu hafifletebilir, ama sistemin neden bu kadar geç tepki verdiği sorusu cevapsız kalırsa, benzer bir kriz tekrarlanabilir. DDK’nın devreye girmesi, hem bu spesifik krizde tarafsız bir hesap verebilirlik mekanizması sağlayacak hem de SPK ve BDDK’nın kendi iç denetim mekanizmalarını bağımsız bir üst otorite gözünden yeniden gözden geçirmesine imkân tanıyacaktır. Cumhurbaşkanımız güçlü iradesiyle DDK devreye girmelidir.”