AKİT MENÜ

Gündem

Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe: Türk askerini ABD tankları durduramaz

Yunanistan-İsrail arasındaki askeri işbirliği ve Atina yönetiminin Türkiye’ye yönelik kışkırtıcı adımlarını değerlendiren Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, Türkiye’yi hesaba katmadan Orta Doğu’da bir politika üretmenin mümkün olmadığının altını çizerek, “Sürekli savaş halinde olan Türk ordusunun Trakya’dan yapacağı harekatı Dedeağaç’ta bulunan ABD tankları dahi durduramaz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi

Akit’in bu haftaki konuğu ülkemizin önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanlarından Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe. Asker kökenli olması dolayısıyla özellikle askeri konulardaki çalışmalarıyla da tanınan Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe’ye Yunanistan’ın sözde Türkiye’yi 24 saatlik baskın savaşla etkisiz hale getirme planından, İran-ABD/İsrail savaşı ve bölgedeki diğer gerginliklere etkisine kadar çeşitli konularda merak edilenleri sorduk.

TÜRK ORDUSUNUN TRAKYA’DAN YAPACAĞI HAREKÂTI DEDEAĞAÇ’TA BULUNAN AMERİKAN TANKLARI DURDURAMAZ

Hocam, Yunanistan’ın basına yansıyan sözde Türkiye’yi baskın bir savaşla yenilgiye uğratma planları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı askeri planları 12 mil açıklamasının ardından oldubittiyle Türkiye’yi yenilgiye uğratmaya yönelik hazırlanmaktadır. Savaş tarihi hatalı stratejiler izleyen ve sahada hatalı taktikler uygulayan komutanların yenilgileri ve siyasilerin çöküşleriyle doludur. Ermenistan, Ukrayna, ABD, İsrail ve daha birçok ülkenin siyasileri ya komuta kademesinin hatalı değerlendirmesi ya da siyasilerin hırsları sebebiyle yenilgiler tatmıştır. Yunanistan’ın İngilizlerin ve diğer müttefiklerinin desteğine rağmen Türkiye karşısında nasıl yenilgiye uğradığını hatırlamasında fayda bulunmaktadır. Türkiye stratejik derinliği olan ülkedir. Doğu-Batı, Batı-Doğu istikametinde keza Kuzey-Güney ve Güney-Kuzey istikametinde askeri harekâtlara elverişli ülke değildir. Çeşitli arazi arızaları orduların harekâtını kısıtlamaktadır. Gerçi Yunanlılar Türkiye’yi baskın tarzında harekât ile çıkarma gücünü ve hava gücünü felç etmeyi düşünse de ülkenin derinliklerinde yer alan diğer unsurlar Yunanistan için yeter de artar. Silah gücü üstünlüğü, asker sayısı ve eğitim durumu, askeri birliklerin imkân ve kabiliyetleri, sürekli savaş halinde olan Türk Ordusunun Trakya’dan yapacağı harekâtı Dedeağaç’ta bulunan Amerikan tankları dahi durduramaz. Yunanistan’ın, elektronik harp sistemleriyle Türk radar ve haberleşme sistemlerini etkisiz hale getirmeye, Rafale ve F-16 Viper savaş uçaklarıyla Türkiye’deki bazı hava üslerindeki pistleri hedef alma planı kâğıt üzerinde mükemmel gibi duruyor ama şunu hatırlatmakta fayda var; ABD’li ve İsrailli generaller de İran ile ilgili kâğıt üzerinde mükemmel planlar yapmıştı. Yunanlılara bu planı yapmaları için ihtiyaç duydukları istihbaratı elde ettikleri kaynağı tahmin etmek pek güç değildir. Yine buradan hareketle kendilerine bu istihbaratı verenlerin “İran dini lideri Hamaney’in öldürülmesi İran halkının çözülmesini sağlar” tespitinin gerçeklerle ne kadar uyuştuğunu hatırlatmak gerekir. Türkiye, Yunanistan ile daima iyi komşuluk ilişkisi içinde olmak için çaba göstermiştir. Yunanistan’ın Adalar Denizindeki talepleri uluslararası hukuka uygun değildir. Hakkaniyet açısından uygun olmadığına ilişkin Uluslararası Adalet Divanının kararlarında örnek davalar mevcuttur.

 

Yunanistan Türkiye’yle gerilimi destek için kullanıyor

Yunanistan’ın sürekli olarak Türkiye ile gerginliği tırmandırma politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yunanistan tarihsel süreç içinde iç politikada Türkiye karşıtlığı ve Türkiye’nin tehdit ettiği algısının yaratılması hemen hemen her parti tarafından seçim zamanlarında kullanılmıştır. Yine seçimlere gidilirken aynı senaryo sahneye konmaktadır. Bununla birlikte dış politikada ise Avrupa ülkelerindeki Türkiye karşıtlığından faydalanarak kendi ülkelerine daha fazla siyasi ve ekonomik destek sağlamanın bir taktiği olarak kullanılmaktadır. Tabi bu iki husus klasik Yunan siyaseti olarak değerlendirilebilir. Ancak son günlerdeki gerilim politikası ve İsrail ile olan iş birliği daha farklı politikaların başlangıcı olarak sayılmalıdır. Türkiye’nin gelişen askeri yapısı ve savunma sanayi Yunanistan tarafından tehdit olarak algılanmaktadır. Yine bölgede Orta Doğu’da İsrail’in yarattığı istikrarsızlık ve bu istikrarsızlığı önleyebilecek yegâne ülkeler arasında Türkiye’nin ilk sırada yer alması İsrail’i de Türkiye karşıtı politikalara yöneltmiştir. Türkiye hangi coğrafyada bir barış politikasına imza atsa ve o bölge halkı ve devletleri tarafından kabul görse İsrail hemen Türkiye karşıtı pozisyon almaktadır. Somali ve Balkanlar bunun en bariz örnekleridir. Somali’de Türkiye’nin etkinliği İsrail’i Somaliland üzerinden politikaya itmiştir. Balkanlarda Arnavutluk ve Sırbistan üzerinden kurmak istediği yeni stratejisi Türkiye karşıtlığının bir tezahürüdür.

 

Türkiye'yi hesaba katmayanlar hüsrana uğradı

Bölgedeki bu savaş ve gerilim denkleminde ülkemizin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye coğrafyası halen tam olarak istikrara kavuşamadı. İsrail’in Suriye’den elini çekmesi için Lübnan hükümeti ve Hizbullah ile Suriye’nin mutlaka iş birliğine gitmesi gerekmektedir. Bu iş birliğini sağlayacak yegâne ülke ise Türkiye’dir. Keza Irak’taki gelişmeleri etkileyebilecek ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasında diplomatik ve gerekirse askeri destekler verebilecek ülke yine Türkiye’dir. Türkiye’nin diplomasi geçmişi, askeri kapasitesi ve istihbarat gücü bunları gerçekleştirmeye yeterlidir. Bölgede Türkiye’yi göz ardı ederek politika üretenler ve üretmeye çabalayanların hüsrana uğradığı geçmiş on yılda kayıtlıdır ve hafızalara kazılmıştır. İlk başlarda kendileri kazanmış gibi görünse de ilerleyen süreç içinde ne duruma düştükleri ortadadır. Türkiye’yi hesaba katmadan Orta Doğu’da politika üretmek mümkün değildir.

 

Fransa Doğu Akdeniz’de etkinliğini artırmak istiyor

FRANSA’NIN BÖLGEDEKİ HEDEFLERİ

Fransa’nın Türkiye’ye karşı kurulan şer ittifakına dahil olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye’yi hedef alan gerginlik politikasında başarısız olan iki ülke yanlarına Fransa’yı alarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile birlikte bir cephe oluşturarak Akdeniz’de etkinliklerini artırmak istemektedir. “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ne işi var?” diyen Fransa Cumhurbaşkanı Macron kendi ülkesinin Batı Akdeniz ülkesi olduğunu çok çabuk unutarak AUKUS Projesinden kovulduktan sonra Akdeniz’de etkinliğini artırmak için “Akdeniz için Birlik” gibi bazı politikalar geliştirmek istese de başarısız olmuş, şimdi de Doğu Akdeniz’de var olmak istemektedir. Fransa’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden Doğu Akdeniz politikasının temelinde Süveyş Kanalından geçen gemi trafiğini kontrol etmek ve Levant Bölgesinde (Filistin-Lübnan-Suriye) geçmişten gelen (Birinci Dünya Savaşından) etkinliğini devam ettirmek yer almaktadır.

 

GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ KENDİ TOPRAKLARINI İSRAİL’E KAPTIRMAK ÜZERE

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de bu dengeleri kullanarak Türkiye’yi adadan uzak tutmaya çalışıyor herhalde…

Evet. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, tamamen hem İsrail’in hem Yunanistan’ın vekil gücü olarak hem de isteyen her Avrupa ülkesinin vekil gücü olarak Türkiye karşıtlığı üzerinden politika üretmektedir. Yunanistan üzerinden izlediği politika kısmen anlaşılır ancak İsrail’e yanaşmak ya da İsrail’in vekil gücü olmak ona hiçbir katkı sağlamamanın ötesinde “Dimyata Pirince Giderken Evdeki Bulgurdan” olacaklardır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi kendi topraklarını İsrail’e kaptırmak üzeredir. GKRY’de bunun farkına varan sağduyulu ama Türk düşmanı bazı siyasiler de İsrail yanlısı politikaların hatalı olduğuna dair açıklamalar yapmaktadır.

 

Türkiye’nin denizlerdeki hakimiyeti İsrail’i tedirgin ediyor

İç cepheye dönersek, Terörsüz Türkiye süreci başarıyla sonuçlanacak mı?

İsrail’in Türkiye’ye karşı artan hasmane politikalarının altında ne yatıyor?

İsrail’in bu coğrafyalar dışında özellikle Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güçlü bir aktör olarak İsrail-Avrupa hattındaki deniz altı ve deniz üstü kaynaklar ve hatlar üzerindeki hâkimiyeti İsrail’i tedirgin etmektedir. East-Med Projesi, IMEC Projesi gibi önemli projelerin İsrail-Avrupa güzergâhında Türkiyesiz hareket edilemeyeceği, Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının” imzalanmasından sonra açıkça ortaya çıkmıştır. İsrail’den çıkan hatların Yunanistan’ın Pire ve Selanik Limanlarına en kestirme şekilde ve en az maliyetle ulaşması için Yunanistan’ın daha fazla karasuyuna ve dolayısıyla daha fazla deniz alanına ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bunun sağlanabilmesi için Yunanistan’ın Kara Sularını 12 mile çıkarması ve Türkiye’nin saf dışı edilmesi gerekmektedir.

 

ABD/İSRAİL’İN İRAN SAVAŞINDAKİ DURUMU YENİLGİDİR

 İran-ABD/İsrail savaşını nasıl değerlendirmek gerekir?

İran-ABD/İsrail Savaşı savaş tarihinde ilginç sonuçlarıyla yerini almıştır. Teknolojiyi kullanan iki ordu ki birisi devasa deniz ve hava gücüne sahip bir ABD ordusu, diğeri İsrail gibi özellikle siber alanı etkili kullanan, ABD’den temin ettiği hava gücüyle bölgede terör estiren İsrail’in İran karşısında ne kadar başarılı oldukları da soru işaretidir. Hatta bana göre ABD/İsrail’in İran savaşındaki durumu yenilgidir. Savaşın başında İsrail ve ABD İran rejimini devirmeyi ya da kendilerine müzahir bir yönetim kurmayı siyasi hedef olarak belirlemiştir. Bugüne kadar siyasi hedeflerine ulaşamamıştır.

İki ordunun bu gücü karşısında İran’ın üç gün bile dayanamayacağını söyleyen kimi yorumcular ya bilgisizliklerinden ya da gönüllerinden geçeni ifadelere dökmüştür. İran’ın siyasi hedefi ise ülkenin bütünlüğünü korumak olup bugüne kadar bu hedefte başarılı olmuştur. Askeri anlamda binlerce-on binlerce sorti yaparak karşı gücü bombalamak ya da füzeler fırlatmak eğer karşı gücün savaşma azim ve iradesini kırmamışsa başarısız olmuş demektir. Bugün İran-ABD/İsrail Savaşında görünüm budur.

 

Bu savaş bölgedeki diğer savaşları tetikleme potansiyeline sahiptir

Bu savaşın bölgede başka savaşlara ve gerilimlere yol açma potansiyeli hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu savaş bölgedeki diğer savaşları tetikleme potansiyeline sahiptir. Şu anda Ensarullah (Husi)-Suudi Arabistan çatışması sahneye konulmaktadır. Bu çatışma içinde çok büyük riskleri ve tehditleri barındırmaktadır. İsrail’i bombalayan Husilere anında 6’lı koalisyon kurarak saldıran ABD, bölgedeki en önemli müttefiki ve para kaynağı Suudi Arabistan’a Husiler saldırınca neden Husileri bombalamadı? Üstelik Suudi Arabistan’dan iki kez talep iletilmesine rağmen buna yanaşmadı ve Husilerle anlaşarak Babül Mendep Boğazından kendi ticari gemilerinin geçişine müsaade aldı. Bu sorunun cevabı çok önemlidir.

Bazı kesimler Husilerin ABD ile anlaştığını belirterek eleştiri yağmuruna tutmaktadır ama şunu da unutmamak lazım, Suudi Arabistan yıllardır ABD ile iş birliği halindedir. Belki de ABD’ye verdiği paralarla İsrail tarafından Gazze’ye atılan bombaların finansörü dahi sayılabilir. Dolayısıyla biraz daha geniş perspektiften baktığımızda ABD ve İsrail’in bölgede İslam dünyası üzerinde mezhep savaşını ortaya çıkarmayı düşündüklerini, bunun için de Mekke ve Medine gibi Müslümanlar için iki önemli kenti kendi sınırları içinde barındıran Suudi Arabistan’a yapılan Husi saldırılarına ses çıkarmaması bana garip gelmektedir.

 

Batılı medya ve siyonistler birden Müslümanları düşünür hale geldi!

Husilerin saldırısıyla birlikte Batılı medya ve siyonizme yakın Joe Wilson gibi siyasiler birdenbire Müslümanları düşünür hale geldiler ve Mekke-Medine üzerinden söylemler ve paylaşımlarda bulundular. Bunlara sormak lazım Mescidi Aksa’ya Müslümanlar ibadet için sokulmazken, ibadete kapatılırken, Filistin’de on binlerce kadın, çocuk başta olmak üzere siviller katledilirken neredeydiniz?

Yine İran-ABD/İsrail Savaşı Irak cephesinin açılmasına neden olabilir. Irak’taki hassas toplumsal denge her an istikrarsızlık üretebilir. Temel üç etnik yapı ve her birinin kendi arasındaki iki mezhep halinde bulunması bölgeyi daima çatışma alanı içine sokmuştur. İsrail’in Suriye-Irak-İran ve Türkiye gibi devasa coğrafyaya ve demografik yapıya sahip ülkeleri askeri gücüyle hegemonyası ve tahakkümüne alması mümkün değildir. İsrail ABD’den temin ettiği hava gücüyle ve füzelerle etkili olmaktadır. Kara gücü çok zayıftır. Kara gücünü takviye edecek demografik yapıya sahip değildir. Kara ordusu eğitimsizdir. Gazze gibi düz bir coğrafyada kontrolü tam olarak sağlayamayan İsrail ordusu, Hizbullah’a karşı da istediği başarıyı elde edememiştir. İran füzelerinin efsane olarak adlandırılan demir kubbeyi delmesi sonucu İsrail’in çifte pasaportlu işgalcileri ülkeyi terk edip kendi ülkelerine gitmek için havaalanı ve limanları doldurmuştur. Bu durum İsrail tarafından bir beka sorunu olarak değerlendirilmiştir. Suriye’nin güneyinde Dürzi bölgesinde İsrail provokasyonları sonucu ortaya çıkan çatışmalarda ele geçirilen İsrail askerinin Kuzey Afrikalı olduğunu tüm Türkiye canlı yayında görmüştür. İşte bu sebeple kara ordusunu takviye edemeyen İsrail hedefindeki söz konusu ülkeler üzerinde, ülkelerin farklılıklarını kullanarak, onları kışkırtıp böl-parçala-yönet ya da politikasını uygulayıp kendine müzahir, kontrol edilebilir yönetimler kurmayı planlamaktadır. Bunun için de bölgenin sürekli çatışma halinde olması gerekiyor ve sürekli istikrarsız halde bulunması gerekiyor.

Yorumlara Git

‘Yok’ denilen video ortaya çıktı! Denizolgun dosyasında çember daralıyor

Çocuklarımız “lions” kıskacında

Özel ve avanesi şaşırtmıyor! Ailenin karşısında sapkınların yanındalar

Paris’teki sokak röportajında dikkat çeken sözler: “Filistin’i İsrail’e bırakıyorsanız Amerika’yı da Kızılderililere bırakın”

Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe: Türk askerini ABD tankları durduramaz