Dünya
Netanyahu küresel siyonist çetenin himayesinde!
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasını protesto ederek salonu terkeden 80’i aşkın ülkenin içinde olan ve soykırıma en sert tepkiyi veren Türkiye, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde peş peşe krizler patlak verdi. İsrail’in BM’deki fişlemesinin ardından yaşanan olağandışı gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, küresel yapının Netanyahu’yu korumak için harekete geçtiğini belirtti.
MUHAMMET KUTLU ANKARA
İsrail’in Gazze’deki Filistinli Müslümanlara yönelik 7 Ekim 2023’te başlattığı soykırımın 3’üncü yılı geride kalırken, Gazze kasabı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetine tepki gösteren ülkeler bir bir hedef oluyor. Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nun liderlerin hitap ettiği Yüksek Düzeyli Haftası (Genel Görüşmeler) 22-28 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilirken, soykırımcı Binyamin Netanyahu başkanlığındaki İsrail hükümetine sert eleştirilere sahne oldu. Küresel siyonist çetenin, halkın tepkisine rağmen savaşlar ve soykırımlarla İsrail’in başında tuttuğu Binyamin Netanyahu’nun BM konuşması 80’e yakın ülkenin genel kurulu terk etmesiyle büyük bir fiyaskoya dönüşürken, İsrail delegasyonunun genel kurulu terk eden ülkelerin isimlerini not alması ekranlara yansıdı. Gazze soykırımına en sert tepkiyi gösteren Türkiye, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde yaşanan olaylar ve krizlerin özellikle BM 81. Genel Kurulu sonrasında patlak vermesi ise dikkat çekti.
TÜRKİYE’DE FON, FRANSA’DA LİSELİ EYLEMİ, İSPANYA’DA KİRACI PROTESTOLARI!
BM konuşmasında İsrail’e en sert tepkiyi gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, terör devletini “Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var” ifadeleriyle hedef aldı. Sonrasında Türkiye’de şaibeli yabancı finans kuruluşlarının arkasında olduğu ve iktidar çevrelerinden bazı isimlerin de karıştığının sızdırıldığı fon skandalı patlak verdi. Gazze soykırımının ilk aylarında İsrail’e yönelik ılımlı söylemleriyle dikkat çeken Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, son aylarda bu ülkeye tavrını sertleştirirken, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Gazze’deki insanlık dramına dikkat çekerek uluslararası toplumun mevcut tablodaki sessizliğini ve eylemsizliğini eleştirdi. Macron, “Peki Gazze konusunda hareketsiz kalırsak inandırıcılığımızın ne değeri kalır? Bu utanç verici, hepimiz adına utanç verici” çıkışını yaptı. Bu sözler İsrail cephesinde, “küstahça bir saçmalık” olarak nitelendirilirken, ülkesine dönen Macron, okullardaki şartları protesto eden on binlerce lise öğrencisinin ayaklanmasıyla karşı karşıya kaldı. İsrail’in Gazze’deki soykırımına Avrupa’daki en sert tutumu gösteren liderlerin arasında gösterilen ve ülkesinin İsrail ile ilişkilerini kesen İspanya Başbakanı Pedro Sánches de 81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin Gazze’de işlediklerini açıkça “soykırım” olarak nitelendirdi ve buna İspanya’nın “şüpheye yer bırakmayacak şekilde” karşı durduğunu yineledi. Sanches de ülkesine döndüğünde, 87 yaşındaki engelli bir kadının kirasını ödemediği gerekçesiyle şüpheli şekilde evinden atılmasıyla patlak veren ayaklanmayla yüz yüze geldi. Kiracı ayaklanmaları öyle bir boyuta ulaştı ki, Sanches, gelecek yıl yapılması gereken genel seçimleri öne çekerek erken seçim kararı almak zorunda kaldı.
İSRAİL’E KARŞI ÇIKAN ÜLKELERDE ETKİ OPERASYONLARI
GÜVENSAM Genel Koordinatörü, Güvenlik Uzmanı Cihad İslam Yılmaz, konuya ilişkin Akit’e yaptığı analizde; “Gazze’de üç yıldır yaşananlar, ölçüsüz güç kullanımı tartışmasının çok ötesindedir. Sivil nüfusun sistematik biçimde yok edilmesi, yaşamın temel unsurlarının (su, gıda, sağlık, barınma) bilinçli olarak tahrip edilmesi ve bunun üst düzey yetkililerin açık yok edici söylemleriyle birleşmesi, 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin ikinci maddesindeki fiil ve kast ölçütleriyle örtüşmektedir. BM Soruşturma Komisyonu’nun, uluslararası insan hakları örgütlerinin ve soykırım çalışmaları alanındaki akademik kuruluşların benzer sonuçlara varması, bu nitelendirmenin siyasi bir slogan değil, hukuki ve bilimsel bir değerlendirme olduğunu göstermektedir. UCM’nin Netanyahu hakkındaki tutuklama kararı ve UAD’deki yargılama süreci de bu zemini pekiştirmektedir. Asıl yapısal sorun, bu suçun işlenmesini mümkün kılan uluslararası konjonktürdür. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin veto ayrıcalığı, taraf olan devletin aynı zamanda hakem konumuna yerleşmesine imkân tanımakta; böylece ‘kurallara dayalı düzen’ söylemi seçici bir araca dönüşmektedir. Silah ve istihbarat transferleri sürerken kınama açıklamalarıyla yetinen aktörler, hukuki sorumluluktan kaçamaz: Soykırımı önleme yükümlülüğü, yalnızca failin değil, bunu önlemeye gücü yetenlerin de ödevidir. Gazze’de yaşananlar, Batı’nın ‘kurallara dayalı düzen’ söyleminin altını kalıcı biçimde oymuştur. Batılı başkentler Ukrayna’da egemenlik, sivillerin korunması ve uluslararası hukuk adına seferber olurken, Filistin’de aynı ilkeleri çiğneyen bir müttefike silah, para ve diplomatik kalkan sağlamıştır. Bu çelişki bir tutarsızlık değil, açık bir ikiyüzlülüktür. İsrail’in artan diplomatik yalnızlığı, bu ikiyüzlülüğün doğal ve hak edilmiş bedelidir. İsrail’e sert biçimde karşı çıkan ülkelerde peş peşe ortaya çıkan siyasi krizlere bakarken artık ‘tesadüf’ kelimesine sığınmak yerine, istihbarat ve etki operasyonlarının oluşturduğu daha geniş tabloyu incelemek gerekiyor. Çünkü karşımızda yalnızca diplomasi yürüten klasik bir devlet kapasitesi yok; siber gözetim teknolojilerinden lobiciliğe, stratejik iletişimden örtülü etki faaliyetlerine kadar uzanan geniş bir araç seti bulunuyor. Pegasus bunun en çarpıcı örneğidir. İsrail merkezli NSO Group tarafından geliştirilen bu sistemin gazeteciler, aktivistler, siyasetçiler ve devlet görevlilerine karşı kullanıldığı yıllardır belgeleniyor. Avrupa Parlamentosu konuyu araştırmak üzere özel bir komite kurdu. Mesele casus yazılımla da sınırlı değil. ABD’de ortaya çıkarılan bir etki operasyonunda sahte sosyal medya hesaplarıyla Amerikan kamuoyunun ve Kongre üyelerinin Gazze savaşı konusunda etkilenmeye çalışıldığı bildirildi. Operasyonu İsrail Diaspora İşleri Bakanlığına çalışan siyasi pazarlama şirketi STOIC yaptı” dedi.
BİZİMLE UĞRAŞIRSANIZ İKTİDARINIZI SARSARIZ MESAJI VERİLİYOR
Emekli Diplomat Vahit Özdemir ise şunları söyledi: “Siyonist Yahudiler, ellerindeki güç ve imkanlarla adeta dünyayı esaret altına almışlar. Mesela şimdi Birleşmiş Milletler’de Binyamin Netanyahu’nun konuşmasını Azerbaycan heyeti dinledi sonuna kadar. Ve bunun faturası Türkiye’ye çıktı. Yani hemen ilişkilerimiz bozulmaya başladı. Durduğumuz yerde. Yani bu siyonist güçlerle uğraşmak o kadar kolay iş değil. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, ve İspanya Başbakanı Pedro Sanches İsrail’e en sert tepkiyi gösteren liderler olarak dikkat çekiyordu. BM 81’inci Genel Kurulu’ndaki konuşmalarda da bu üç lider İsrail’e çok sert eleştiriler yönelttiler. Sonraki günlerde ise her üç ülkede de peş peşe krizler patlak verdi. Bunlar dünya ekonomisine hakimler bunu kabul etmek lazım. Özellikle tüm dünyada finans, ekonomi, enerji, bilişim gibi alanlarda hakimler. Son dönemde baktığımızda işte Türkiye’de fon olayı patlak verdi. Azerbaycan’la Türkiye ilişkileri gerginleşiyor falan. Bir sürü olaylar var. İspanya’da da kiraların aşırı yükselmesi sonrasında kiracı ayaklanmaları baş gösterdi. Kiraları patlattılar, aşırı yükselttiler. Halkı ayaklandırdılar. İspanya hükümeti erken seçim kararı almak zorunda kaldı. Onlar için istedikleri zaman istedikleri yarayı kaşımak son derece kolay. Bunların o güçleri var. Fransa’da da öğrenci olayları durdurulamıyor. Sokaklar savaş alanına döndü. Yani Türkiye dahil bu üç ülke, Fransa, İspanya bu siyonist çevrelerin operasyonuna maruz kalıyor. Kesinlikle planlı bir şekilde düğmeye bastılar. ‘Bizimle uğraşmayın, bizimle uğraşırsanız biz de gereğini yaparız. Ülkenizi karıştırırız. Sizin iktidarınızı sarsarız’ diye bir mesaj veriyorlar”