AKİT MENÜ

Aktüel

Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (2)

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (2)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Haber Merkezi

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

FETÖ önceleri desteklediği hükümete karşı sonradan harekete geçti. MİT müsteşarını tutuklamaya kalktı. 17-25 Aralık operasyonları yaptı. Ergenekon/ Balyoz davaları ile kendilerinden olmayan TSK subaylarını tasfiye etti. Sıra Türkiye'ye gelmişti. 15 Temmuz hain darbesiyle Türkiye'yi ele geçirecek, tüm İslam alemini de, Hilafet merkezi Türkiye üzerinden manipüle ve kontrol edecekti. Elbette CIA sevk ve idaresinde, ABD ve Batı adına! Dini yapılarla ülke kontrolü Irak, Pakistan vs. devletlerde de denendi ve başarıldı da. Saddamın ordusu ABD işgaline direnmedi, çekildi ve yol verdi. Kadiri ve Ehl-i Sünnet bir tarikat "Kesnizani tarikati" Süleymaniye kentinde kurulmuştur. Ordu, bürokrasi ve halkta örgütlüydü. Kesnizani, Kürtçe "kimse bilmiyor" anlamına gelir. Başarılı bir "Irak Fetösü"dür. Irak'ı ABD'ye teslim etmiştir.

Burada en büyük problem şudur; tarikat ve cemaatler, liderlerini, şeyhlerini, abilerini ve hoca efendilerini aşırı yüceltiyor, kutsuyor, yanılmaz, dokunulmaz, ilişilmez, insan üstü bir yerlerde konumlandırıyorlar. Layuhti, hatasız sayıyorlar. Öyle olunca da, sıkı bir hiyerarşi, denetimsiz, sorgulanamaz bir mutlak itaat yapıları boy veriyor. Her türlü suistimale, dejenerasyona, dünyevileşmeye, aparat yapılmaya müsait topluluklar oluşuyor! Zira lideri ve merkezi ele geçirdiğinizde sıkı hiyerarşi sebebiyle tüm yapıyı avucunuzun içine alıyorsunuz!

 

Yanılmazlık, hatasızlık, erişilmezlik, kutsallık, ancak Allah'a ait sıfatlar iken, liderlerde de görülmeye başlıyor. Bu bir Tevhid

ihlali değil midir? Lider ve yakınlarına atfedilen bu, haşa yarı-tanrılık makamı sadece onu değil, mensupları da nefsani, şirkalud bir kuyuya atmıyor mu? Benim hoca efendim, abim, şeyhim büyük, en büyük, kutsal, henüz göklerden inmiş bir İsa! Bu sebeple ben ve bizim grup en üstün, yüce, seçilmiş, fevkalbeşer, vs. vs. Bu kibir, enaniyet, grup enaniyeti, Yahudileşme temayülü yani, seçkin halk, bencillik benzeri bir bizcillik değil midir? "Ben var ya ben" benzeri bir "biz var ya biz" tekebbürü değil midir? Büyüklük Allah'a mahsus değil mi? Neden kendi büyüğümüze ve ona mensubiyet itibariyle grubumuza, bu şeytani zehri yutturuyoruz? Kibir şeytanının ilk günahı, onu dalalete atan en sevdiği günahı değil mi?

Tarikat ve cemaatlerin en büyük zaaflarından birisi, kadim, cihanşümul, derin, 2 milyar mensubu bulunan mukaddes İslamı; kendi, hazır, bir asır öncesi dahi olmayan nevzuhur, 3-5 yüz binlik topluluğa indirgemeleridir. Fetöcülüğe veya Alihancılığa irca edilen bir İslam! Gerisi boş, değersiz, önemsiz, onlar nakıs biz tamız kibri, böbürlenmeleri! Almanya'ya, Amerika'ya, Hristiyan hatta Yahudilere yılışık bir hoşgörü, milyonlarca Anadolu Müslüman grublarına, fertlerine nahoşgörü, yüzüne bakmama, adamdan saymama. Daraltılmış, azaltılmış, izole edilmiş, fena halde gaz verilmiş, böbürlendirilmiş, marjinalliği dinin, İslamın, hakikatin kendisi sanma cehaleti.

 

İslamın sosyal hayatta en esaslı mühim düsturu "müminlerin kardeşliği" ilkesidir. (Hucurat 10) Bu yapılarda ise "Fetöcüler kardeştir", "Süleymancılar kardeştir" gibi diğer Müslümanları dahil etmedikleri comüniteler, gettolar kuruluyor. Diğer

Müslümanlar dahil değil ama, Hristiyan ve Siyonistler dahiller. Onlara derin bir tevazu ve hoşgörü sunuluyor. "Dinler arası diyalog" bir türlü "Müslümanlar arası diyalog", "cemaat ve tarikatler arası diyalog olamıyor! "Derin tevazu ve hoşgörü" ve "Dinler arası diyalog" sadece İncil ve Tevrat ehline. Kur'an ehli bunu hak etmiyor olmalı! Onlar Batılı, güçlü, müreffeh, modern değiller. Kardeşliğe, hele ki ortaklık ve diyaloğa değen insanlar değiller!

Bu anlayış mecburen elitist, seçkinci, kalburüstücü bir yapılanmaya yol açıyor. İçeride; a-Lider, yakınları, üst sınıf rüçhaniyeti. Dışarıda; b-Batılı, Hristiyan, modern, zengin, güçlü elitler. Nereden baksanız İslami kardeşlik, tevazu ve eşitlik anlayışlarıyla bağdaşmayan marazi, problematik örgütlenmeler.

Resul-ü Ekreme "Kainat imamı" denilmedi. Sahabelere "Altın nesil", "Kudsiler" denilmedi. Hulefa-i Raşidin'e ve Aşere-i Mübeşşereye de "Başyüceler" denilmedi! Bu nevzuhur yakıştırmalar, sarihan veya zımnen, o cennetle müjdelenenlere bir üstünlük ve tevevfuk cüreti değil mi? Şirk kokusu yok mu?

"İki Peygamber ve bir Mehdi yetkisine sahip efendimiz!" Alihan Kurişin de bulunduğu bir sohbette (vaaz'da) seçkin bir Süleymancı hoca efendi, Alihan beye bu yücelikleri atfeder. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bu vaazın kaydını dinler ve Alihan beyi Diyanete davet ederek sorar; "Siz iki Peygamber yetkisine mi sahipsiniz?" O da; "Ben mühendisim hocam" der. "Neden bunu reddetmediniz?" "Hocalar öyle dedi,

 

ben de birşey diyemedim" der. Yani çok sık görüldüğü gibi, şeyh uçmasa bile mürit mutlaka uçuruyor. "Uçmayan, iki Peygamber yetkisinde olmayan şeyhi ben ne yapayım" hevesi, nefsaniyeti! Peki Aşere-i Mübeşşereden, Hz. Peygamberden sonra en faziletliler olan Hulefa-i Raşidin, "Peygamber yetkisi" kullanıyoruz dediler mi? Kuriş nasıl kullanıyor? Onlardan daha mı büyük? İslamda bu var mı?

İki Peygamber; Son Peygamber Hz. Muhammed ve nüzul etmiş Hz. İsa. Mehdi ise Süleyman efendi. Çarpıklıklar; 1- İki Peygamber yetmiyormuş gibi bir de Süleyman Efendi'siz olamıyor. 2- Hz. Muhammed (sav) tek bir Peygamber yetkisine sahipken, Alihan bey üstüne Hz. İsa (as) yetkisi de taşıyor. İki Peygamber yetkisi olmadan olamıyor!

İslamda "Peygamber yetkisi" diye birşey yok, ihtiyaca binaen ihdas ediliyor. Diyelimki var. Bunu 2026 yılında bir mühendise kim veriyor? Hangi hak ve yetkiyle? Ne sıfatla? Peygamber yetkisine sahip kişi vaz'ı Şeriat yetkisine de sahip olabilir mi? Emiri demiri keser mi? Devam edeceğiz...

 

Yorumlara Git

CANLI ANLATIM: Beşiktaş - Kocaelispor

İran’dan yeni savaş hazırlığı! Komutandan dikkat çeken mesaj: Sınırda bekliyoruz

Katliam böyle gelmiş! 11 kişinin öldüğü Manisa'daki korkunç kazanın görüntüleri ortaya çıktı!

Yalova açıklarında 2.9 büyüklüğünde deprem!

Hasan Basri Yalçın, ‘Bir büyükşehir daha AK Parti’ye geçecek’ demişti! Hangisi olduğunu Ahmet Hakan açıkladı