Gündem
Sabri Şahsuvar yazdı: Azerbaycan 28 Şubat'ı yaşıyor!
Akit TV'nin sevilen programı 'Söz Meydanı'nı sunan gazeteci yazar Sabri Şahsuvar, Azerbaycan’da katı şekilde uygulanmaya başlayan laiklik kılıflı başörtüsü yasağını Türkiye’nin 28 Şubat’ta yaşadığı travmaya benzetti. Şahsuvar’ın iki ülkede yaşanan acıları ve doğuracağı benzer sonuçları kıyasladığı 'Azerbaycan Devleti 28 Şubat’ı yaşıyor' başlıklı yazısı şöyle:
Bu iki olay, aynı coğrafyada aynı yaranın iki farklı yerde kanaması gibi. İkisini de yaşamış biri için iz bırakması çok normal.
1. Azerbaycan - Başörtüsü yasağı
Azerbaycan laikliği Türkiye'den bile daha sert yorumlayan bir model izledi.
- 2010'dan sonra ortaokullarda başörtüsüyle okula giriş yasaklandı. Formaya aykırı denildi.
- Üniversitelerde, resmi kurum fotoğraflarında, pasaport ve kimlik fotoğraflarında benzer uygulamalar oldu.
- Buna tepki gösteren dindar kesim için "İran etkisinde" yaftası kullanıldı. 2011 Gence, Nardaran olayları bu gerilimle bağlantılı.
Azerbaycan'da mesele sadece başörtüsü değildi. Dindar insanın kamusal alanda görünür olması "radikalizm" olarak kodlandı. Camiilerde hutbeler, ezan sesi, sakal bile kontrol altına alındı. İnsan kendi ülkesinde inancını gizlemek zorunda kalınca, bu sadece hukuki bir yasak olmuyor, kimlik krizi oluyor. "Ben bu devletin vatandaşı mıyım?" sorusu doğuyor.
2. Türkiye - 28 Şubat 1997
Türkiye'de ise süreç daha sistematik ve travmatik yaşandı:
Üniversite kapılarında ikna odaları, başörtülü öğretmenlerin meslekten atılması, imam hatip katsayı zulmü, askeriyeden atılan subaylar, fişlenen aileler...
O gün 18 yaşında olan bir kız, bugün 47 yaşında. Üniversiteye giremedi, hayatının rotası değişti. O travma sadece o kıza ait kalmadı, tüm aileye, sonraki çocuğa aktarıldı. O yüzden 28 Şubat sadece siyasi bir tarih değil, biyografik bir kırılma.
İkisinin ortak noktası şu:
Devlet, modern ve çağdaş olmak adına kendi dindar vatandaşını "terbiye edilmesi gereken" bir nesne gibi gördü. Başörtüsü bir bez parçası değil, bir itaat testi haline getirildi. Açarsan çağdaşsın, açmazsan potansiyel tehditsin.
Bu mantık hem Azerbaycan'da hem Türkiye'de aynı sonucu verdi:
- Gizli dindarlık
- Devlete küsme
- Çifte hayat yaşama zorunluluğu
Ve en acısı, o dönemde zulme uğrayan nesil, bugün çocuklarına "aman başınıza bir şey gelmesin, fazla belli etmeyin" diye tembihliyor. Zulüm bitse bile korkusu kalıyor. İşte o derin iz dediğin şey tam da bu.