Aktüel
Operasyonların Gölgesinde Türkiye: Toplumsal Refleksler ve "Seçici" Siyaset
Nedim Evciman 'Operasyonların Gölgesinde Türkiye: Toplumsal Refleksler ve "Seçici" Siyaset' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte kaleme alınan o yazı;
Türkiye, son aylarda cumhuriyet tarihinin en yoğun ve en kapsamlı güvenlik operasyon dizilerine tanıklık ediyor. Olayın en basit özeti şudur: Sanal Bahis ve Çağrı Merkezleri: Lüks plazalarda yasal şirket gibi görünen çağrı merkezleri kurulmuş, öğrencilerin hesapları kiralanarak milyarlarca liralık yasa dışı para kripto paralarla yurt dışına kaçırılmıştır. Kazazede Dolandırıcılığı: Trafik kazası yapan vatandaşların bilgileri sistemlerden sızdırılmış ve "hasar takibi" adı altında 250 binden fazla kişi milyarlarca lira dolandırılmıştır. Sahte Vatandaşlık: Değersiz araziler ve evler, sahte ekspertiz raporlarıyla çok pahalı gösterilerek yüzlerce yabancıya usulsüz şekilde Türk vatandaşlığı satılmıştır. Gıda ve Uyuşturucu: Büyük sebze-meyve toptancıları sahte makbuzlarla fiyatları bilerek şişirmiş, uluslararası uyuşturucu baronları ise gemilerin su altı gövdelerine gizledikleri kokainleri ülkeye sokmaya çalışırken yakalanmıştır.
Birbiriyle tamamen alakasız gibi duran hücrelerin eş zamanlı şafak baskınlarıyla çökertilmesi, devletin istihbarat ve koordinasyon mekanizmalarının uzun süredir titizlikle yürüttüğü teknik ve fiziki takibin bir neticesidir. Ancak asıl üzerinde durulması gereken husus, milyarlarca liralık bu devasa suç ekonomisinin büyüklüğü kadar, toplumun ve siyaset kurumunun bu gelişmelere verdiği reflekslerdir.
Kolay Kazanç Arzusu ve Toplumsal Kanıksama
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, milyarlık yolsuzlukların veya tonlarca uyuşturucunun yakalanmasından ziyade, toplumsal ahlak kodlarında yaşanan aşınmadır. Eskiden mahalle kültüründe çalışmadan, üretmeden gününü geçiren insanlara yönelik gelişen toplumsal baskı ve ayıplama mekanizması, yerini ne yazık ki "kısa yoldan köşeyi dönme" hayranlığına bırakmıştır. Emek vermeden, uzmanlaşmadan, sadece dijital mecraların sunduğu illüzyonla ya da illegal ağların sunduğu vaatlerle zengin olma arzusu, özellikle genç kuşaklar arasında tehlikeli bir norm haline gelmektedir. Toplum, bu devasa suç şebekelerinin çökertilmesini adeta bir televizyon dizisi izler izlemez kanıksamakta, asıl yapısal çürümeyle yüzleşmek yerine gündelik ekonomik serzenişlerin arkasına sığınmaktadır. İş beğenmeme, kendini geliştirmekten imtina etme ve başkasının emeği üzerinden refah devşirme fikri, operasyonların hedefi olan suç örgütlerinin beslendiği en temel sosyolojik bataklıktır.
Siyasetin Dar Vizyonu ve Mızrağın İki Ucu
Madalyonun diğer yüzünde ise bu muazzam operasyonel başarıları ve toplumsal tehditleri göğüslemesi gereken siyaset kurumunun derin sessizliği ya da sığ yaklaşımı yer alıyor. 75 ilde yapılan baskınlar, çökertilen 30 milyarlık çağrı merkezi vurgunları ve yakalanan suç baronları dururken, muhalefet aktörlerinin tartışmayı sadece "Fatma Betül …." ismi üzerinden yürütmesi ve meseleyi "başörtüsü" eksenine sıkıştırmaya çalışması, operasyonların büyüklüğünü kavramaktan uzak bir yaklaşımın tezahürüdür.
Kürsülerden savrulan basmakalıp tehditler ve "konunun üzeri kapatılacak" iddiaları, bizzat devletin en üst kademesinin iradesiyle yürütülen bu temizlik sürecinin mantığıyla çelişmektedir. Olayın sadece tek bir figür( Fatma Betül ….) üzerinden köpürtülmesi, aslında meselenin özünün algılanmadığını gösteriyor. Süreç derinleştikçe, telefon kayıtları, dijital materyaller ve fon akışları netleştikçe, mızrağın ucu sadece iktidar çevrelerine değil; yurt dışı bağlantıları ve finansal networkler üzerinden bugün sesini yükselten pek çok muhalif yapıya da dokunma potansiyeli taşımaktadır. Zira organize suç ve usulsüz fon hareketleri, ideolojik aidiyet gözetmeyen küresel bir sarmaldır. Son bir ayda yapılan operasyonlarda yakalanan binlerce şüphelinin çok büyük bir kısmının ne başörtüsüyle ne de muhafazakar kimlikle uzaktan yakından alakası yoktur; Nitekim organize suçun rengi ve mezhebi olmadığı gibi, onun ekosisteminden pay kapmaya çalışan kitlelerin de masumiyeti tartışmalıdır. Bugün bahsi geçen devasa fon krizinde 500 binden fazla 'mağdur' olduğu iddia edilmektedir. Oysa sosyolojik ve hukuki merceği biraz daha yaklaştırdığımızda, karşımızda pasif kurbanlar değil, günümüz hukuk ve ekonomik siteme göre legal olsa da, gayri ahlaki illegal bir kumarın aktif oyuncularını görürüz. Hukukun en temel ilkelerinden biri, 'Hiç kimsenin kendi kusuruna ve haksız eylemine dayanarak hak iddia edemeyeceğidir.' Hayatın olağan akışına, matematiğe ve yasal zemine aykırı bu saadet zincirlerine para yatıranlar; iyiniyet korumasından uzak, aşırı kâr hırsıyla suç ekonomisinin çarklarına yakıt taşımışlardır. Eğer bu 500 bin kişi kaybetmeyip topluca kazanmış olsaydı, sistemin ürettiği bu zehirli mikrofon belki de 50 milyon insana ulaşacak, uluslararası bir finansal teröre dönüşecekti. Kazanırken sessizlikle kutsanan bu süreç, kaybedildiğinde 'mağduriyet' maskesi taksa da; suç sarmalına kendi rızasıyla ortak olanların hukuken ve vicdanen aklanması mümkün değildir.
Kamuoyunun popülist bir refleksle ürettiği 'Fatma Betül neden tutuklanmıyor da bazı belediye başkanları yargılanıyor?' kıyası, hukukun usul mantığını tamamen ıskalamaktadır. Hukuk, isimlere göre değil, suçun niteliğine göre karar verir. Bir tarafta, Sermaye Piyasası Kanunu’nun açık hükümleri çerçevesinde elde ettiği haksız kazancı gönüllü bir mekanizmayla anında devlete ve TMSF hesaplarına iade eden, delilleri zaten dijital olarak kilitlenmiş bir borsa dosyası durmaktadır. Diğer tarafta ise; doğası gereği kamu gücünün kullanımı, idari ihaleler ve organize yapılar barındıran, delil karartma riski yüksek kamusal usulsüzlük iddiaları yer almaktadır. Hukuk, zararı peşinen tazmin edilmiş bireysel bir finansal işlem ile organizasyonel bir kamu suçlaması arasına net bir çizgi çeker. Bu adli ayrımı görmezden gelip her dosyadan aynı intikamcı tedbiri beklemek, hukuku siyasi bir cezalandırma aracı olarak talep etmekten farksızdır.
Sosyal Medyanın Çığırtkanlığı ve Yarının Unutkanlığı
Gelişmelerin sosyal medyadaki yansıması ise tam bir dezenformasyon ve beddua seansına dönüşmüş durumdadır. Konunun uzmanı olmayan, dosya içeriğinden habersiz kitleler, dijital platformlarda adalet dağıtma yarışına girerken; bu durum olayların rasyonel bir şekilde tartışılmasını engellemektedir. Toplumsal hafızamızın zayıflığı göz önüne alındığında, bugün infial yaratan bu milyarlık usulsüz fon ve bahis dosyalarının bir ay sonra yerini tamamen başka gündemlere bırakacağı da bilinen bir gerçektir.
Sonuç olarak, Türkiye bir yandan sokaklarındaki ve finans sistemindeki çürümüşlüğü temizlemek için kararlı adımlar atarken, diğer yandan bu temizliği siyasi rant malzemesi haline getirmeye çalışan sığ kutuplaşmalarla vakit kaybetmektedir. Yıllarca verilen özgürlük mücadelelerini, münferit suç profilleri üzerinden karalamaya çalışmak ne hukuka ne de toplumsal barışa hizmet eder. Türkiye'nin asıl odaklanması gereken, yakalanan şüphelilerin niceliği kadar, toplumun "emek vermeden kazanma" virüsünden nasıl kurtarılacağı olmalıdır.
Sonuç olarak; ortada binlerce azılı suçluya, milyarlık siber kumar şebekelerine ve uluslararası uyuşturucu baronlarına yönelik tarihi bir temizlik harekatı dururken, muhalif kitlelerin bu devasa operasyonların hiçbirinden tek bir kelime dahi bahsetmemesi tam bir akıl tutulmasıdır. Devletin suç holdinglerine karşı verdiği bu küresel mücadeleyi tamamen görmezden gelenler, sırf iktidara siyasi bir bedel ödetebilmek adına tüm gündemi sadece tek bir kişi ve onun başörtüsü üzerinden manipüle etmeye çalışmaktadır. En vahim olanı ise bu amaçla kürsülerden savrulan iddiaların ve yapılan açıklamaların, olayın özüyle, hukuki gerçeklerle veya dosya içerikleriyle en ufak bir bilgisi ve alakasının bile olmamasıdır. Onlarca operasyonlarda, binlerce şüphelinin içinde tek bir figüre odaklanıp, konuyu bağlamından kopararak siyasi ranta devşirmek; ülkenin gerçek güvenliğini ve toplumsal kazanımlarını zerre umursamamaktır. Milyarlık suç ağlarını okumaktan aciz kalıp, sadece ideolojik bir rövanş peşinde koşan bu sığ anlayışın, maalesef Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmeye talip olması ülkenin en büyük trajedisidir.