AKİT MENÜ

Aktüel

Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (7)

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler! (7)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Haber Merkezi

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

Bu seri yazılarda en uç örnekler Fetö ve Alihancılık üzerinden cemaat ve tarikatlerin durumunu gözden geçiriyoruz. Müstakim cemaat ve tarikatleri, mezkur marjinal yapıların İslama hizmete niyetli ve temiz tabiatlı mensuplarını, Süleyman efendiyi tenzih ederiz. Ancak diğer tarikat ve cemaatler bu zaaflardan tamamen azade midir? İstihbarat örgütleri onları sıkıştırmamışmıdır? Mensuplar, büyüklerine olmayacak makamlar ve yanılmazlıklar atfediyorlar mı, tekrar düşünmeli!

Şurası muhakkakki, çağlar boyunca İslam; müstakim tarikatlerin ve cemaatlerin fedakarane, doğru gayretleri ile yayılmış, aktarılmış, içselleştirilmiş ve ihya edilmişlerdir. "İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk (cemaat) bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Al-i İmran 104) Keza "zaman cemaat zamanıdır!"

 

Şunu da teslim etmeliyiz ki, tağyir ve tebdil edilmiş bu sosyal yapılar dahi, Kur'an, Sünnet, Siyer, namaz, oruç, tecvit gibi günlük ibadetler ve haramlardan kaçınma konularında hayırlı itiyadları sürdürmüşler, bu hususların aksine bir durum doğmamıştır. Hareketlerin siyaseten, liderlik katındaki manipülasyonları, ibadet ve taat hususlarına kadar inmemiştir! Şimdi müspet örneklere bakalım. Bediüzzaman Said Nursi Münazarat'ta;

"Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan" görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Zîrâ çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise, kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz.

 

S- Neden hüsn-ü zannımıza sû-i zan edersin?...

C- Evet hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zîrâ, hakkın hatırı âlîdir. Hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir. Fakat şu hüsn-ü zannınızı kabul etmem. Zîra bir müfside de, bir dessasa da hüsn-ü zan edebilirsiniz. Delil ve akibete bakınız.

S- Nasıl anlayacağız? Biz cahiliz, sizin gibi ehl-i ilmi taklid ederiz.

C- Çendan cahilsiniz fakat, fakat akilsiniz. Hanginizle üzümü paylaşsam zekâvetiyle bana hile edecektir. Demek cehliniz özür değil."

Şu açık sözlülük, tenkide ve itiraza tamamen açıklık, mutlaka mihenge vurma metodolojisi, delilsiz hüsn-ü zannı da kabul etmeme, hakkın hatırının aliliği yanında her hatırın feda edilmesi vs. vs. fevkalade dikkat çekici değil mi?

 

Eski Said’in bu sözleri (Münazarat, 1911) talebeleri veya sair ulema tarafından mihenge vurulup eleştirilmiş değildir! Fakat kendisi çok sonraları 1938 ve 1955'te iki defa olmak üzere kendi eserini eleştirmiş, tashih etmiş, haşiye ve notlarla bugünlere bakan esas mahiyetini beyan etmiştir. Bununla da yetinmemiş, Kastamonu Lahikası 49. Mektubda, Lem'alar, Emirdağ Lahikası ve Şualar'da da Münazarat'taki "hatiatı" düzetmiştir. Şu şekilde;

"Telifinden otuz dört sene sonra, Münazarat namındaki esere baktım. Gördüm ki, Eski Said’in o zamandaki inkılâptan ve o muhitten ve tesirat-ı hariciyeden neş’et eden bir hâlet-i ruhiyeyle yazdığı bu gibi eserlerinde hatîat var. O kusurat ve hatîatımdan bütün kuvvetimle istiğfar ediyorum ve o hatîattan nedamet ediyorum. Cenâb-ı Hakkın rahmetinden niyazım odur ki, ehl-i imanın meyusiyetlerini izale niyetiyle ettiği hatîat hüsn-ü niyetine bağışlansın, affedilsin...Yeni Said Eski Said’e muhalefet eder..."

Nursi, "Baki hakikatler fani şahıslar üzerine bina edilemez." diyerek, metni öne çıkarmış, kendini adeta paranteze almıştır. Yazdığı teknik olarak bir Kur'an tefsiri ve aynı zamanda bir Kelam, "Usulü'd-Din" külliyatıdır. Bunlar da "benim değil Kur'an'nın malıdır!", "konuşan yalnız hakikattir!" der. Talebelerine; "Sizlerin ders arkadaşıyım", "olsa olsa bir üstadlık girer" der, hiyerarşi kurmaz, dikey değil, yatay bir ilişkidir cari olan.

 

Asla kendisine atfedilmek istenen yüksek makamları kabul etmez. Şu makamdakinin sözü olarak değil de, bizzat eserin müdellel hakikatinin gücüne inanır. "Üstadınız layuhti (hatasız) değil... Onu hatasız zannetmek hatadır." der. İsmet sıfatı, günahsızlık/hatasızlık, sadece, o da belirli şartlarda peygamberlere mahsustur çünkü!

"Bizler kusurumuzu görene ve bize bildirene _ fakat hakikat olmak şartıyla _ minnettar oluyoruz. Allah razı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa nasıl memnun oluruz." (E. L.1. 46 )

"Mesleğim haktır, güzeldir diyebilirsiniz, ama hak yalnızca benim mesleğimdir" diyerek sair Müslümanları, topluluklarını, dışlayamazsınız! İslam hak ve hakikatini tekelinize alamazsınız. Hakikat inhisar edilemez. Nursi, "Nur cemaati" diye bir şey söylemez. O cematten tüm "Ümmet-i Muhammedi" anlar. Nurcular toplululuğu, Ümmet-i Muhammedin bir birimi ve parçasıdır. Asla ayrı değildir, üstünlük de taslamaz, taslayamaz. Devam edeceğiz...

Yorumlara Git

Günlerdir aranıyor! Selde kaybolan Ahmet Derin’in aracının sürüklendiği anlar ortaya çıktı

İBB davasında sıcak gelişme: 7 kişi tahliye edildi

Akit TV'de şiddetin perde arkası konuşuldu! 'Çocuklarımızı ekranlara değil hayata bağlamalıyız'

İBB yolsuzluk davasında savcı mütalaasını açıkladı! İmamoğlu için kararını bildirdi

CANLI ANLATIM: Fenerbahçe - Alanyaspor