Gündem
Şehadetinin üzerinden 100 yıl geçti! İskilipli Atıf Hoca’nın idamı büyük bir cinayettir
Cumhuriyetin ilk yıllarında, müstakbel nesillere Kur’an ahlakını ve Kur’an ahkâmını öğretecek ilim adamlarının idam edilerek toplumun önemli değerlerinin hedef alındığını vurgulayan Araştırmacı-Yazar Dr. Mehmet Sılay, İskilipli Atıf Hoca’nın idamının hukuk tarihimizde büyük bir cinayet olduğunu belirtti.
İSKİLİPLİ ATIF ŞAPKA KANUNU’NA KARŞI YÜRÜYÜŞLERDEN ASILDI
Sayın Sılay, İskilipli Atıf Hoca’nın idamını kitaplaştıran bir araştırmacı olarak meseleyi bize anlatır mısınız?
İskilip’li Muhammed Atıf Hoca tam 50 yaşında 15 eser sahibiydi ve Fatih Medresesi müderrisiydi. Sonra da 15 adet eser yazdı. Yani onu anlamak için, onu tanımak için eserlerini okuyun yeter. Mesela 6 ciltlik İslam hukuku var. İskilipli Atıf Hoca, Şapka Kanunu’na karşı yapılan yürüyüşlerin müsebbibi saydıkları “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesi yüzünden idam edildi. Doğrusu budur. Çünkü onu muhakeme eden mahkeme heyetindekilerin hiçbiri hakim değildir. Hukuk nosyonu yoktur. Yani ne Kel Ali dediğimiz Ali Çetinkaya Afyon milletvekili, ne Kılıç Ali. Bunlar tamamen atanmış asker kökenli milletvekilidir. Bir de doktor var hakim. Kalemini kıranlardan biri de Reşit Galip. Reşit Galip bir doktor. Ötekiler de hukukçu değil. Bir tek hukukçu olan Necip Ali var. O da savcı. Savcı sanık için devlet adına en ağır talepte bulunandır. Ve hakikaten İskilipli Atıf Hoca için 3 yıl bir ağır hapis istedi. Yani kürek cezası. Çünkü şapka kanununa karşı yapılan sadece yürüyüştü. İsyan değildi. İskilipli Atif, bu yürüyüşleri azmettirmekle suçlandı. Bu şapka yürüyüşlerinin hiçbirinde bir silah patlamamıştır. Dolayısıyla sivil itaatsizliktir doğrudan doğruya. Hatta bu yüzden Erzurum’da bir de bir kadın asılmıştır şapka yüzünden. Bu yargılama sonucunda İskilipli Muhammed Atıf Hoca Ankara’da idam edildi.
MÜSTAKBEL NESİLLERE KUR’AN AHLAKINI VE KUR’AN AHKÂMINI ÖĞRETECEK OLAN İLİM ADAMLARI İDAM EDİLDİLER
Siz İstiklal Mahkemeleri arşivini araştırmıştınız yıllar önce değil mi?
Evet. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde istiklal mahkemesi zabıtları vardı. Bu nedir ne değildir bunu anlamak için biz yıllar evvel o zabıtlara girdik. Tespit ettiklerimizin notlarını aldık, yanımıza aldık. Ve gördük ki burada büyük bir hukuk cinayeti işlenmiş. Hem o hem de onunla birlikte asılan Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi. Bakın iki müderris asılıyor. Biri İskilipli Muhammed Atıf, diğeri de Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi. Şimdi sistem kendini savunmak için ağır bir gerekçeyle hazırlıyor. Yani “Bunlar İngilizlerle iş tuttu, Yunanla iş tuttu, millete karşı oldular” diyorlar. Böyle bir şey yok. Burada yapılan cinayettir. Bu bahanelerle, müstakbel nesillere Kur’an ahlakını ve Kur’an ahkâmını öğretecek olan, yol haritası olarak sunacak olan ilim adamları idam edildiler. Bunlardan 22 yaşındaki Ankaralı İbrahim Ethem Urfa’da asıldı. 4 Şubat 1926’da İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi Ankara’da idam edildiler. Babaeski Müftüsü hiç eser yazmadığı için, evlenmediği için onu takip eden kimse olmadı. Ama en azından 30 yıl resmi ideoloji bunu yok farz etti.
YÜRÜYÜŞLER İSYAN DEĞİL, SİVİL İTAATSİZLİKTİR
İskilipli Atıf Hoca Şapka Kanunu’na karşı çıktığı için mi idam edildi?
İskilipli Atıf Hoca’nın idamında gerekçe yapılan şey, Şapka Kanunu’na karşı yürüyüşleri azmettirme suçlamasıydı. Atıf Hoca’nın yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesi ilk üç ayda tükenmişti. Şapka İktisası Kanunu çıktığı 25 Kasım 1925’ten sonra itham edildiği gibi kitap ücretli-ücretsiz olarak doğu illerine gönderilmedi. Çünkü mevcudu yoktu. Ayrıca bir hukuk kuralıdır; Sanık yerinde olan değil, Müddei İddiasını ispatla mükelleftir. Erzurum’dan Giresun’a, Maraş’tan Rize’ye kadar halkın yaptığı yürüyüşler İsyan değil, sivil itaatsizliktir. Çünkü kimsede silah yoktu ve yürüyüşlerde tek mermi sıkılmamıştır. İskilipli Atıf ve arkadaşı öğretmen Tahirül Mevlevi’nin Mustafa Sabri Efendi’ye karşı yaptıkları itiraz, red ve tartışmadan iki ay değil sadece iki gün sonra yayınlanan “Tekzipnameyi” belge olarak kabul etmeyen Reşit Galip, bu tezvirat Kültürünün ürünü, Tarihçi Kocahanoğlu gibi önyargılıydı ve niyet okuyucuydu. Zihin Arkasını Okumaya kalkan Kocamanhanoğlu’na’!’ kendilerinin yakından tanıdığı merhum Nureddin Topçunun; “İstiklâl Mahkemelerinde Hâkim yoktur, Eşkıya vardır! “27 Mayıs Darbesinde Başbakan asanlar İstiklal mahkemesi yanında yunmuş yıkanmıştır!” tarihi tespitlerini hatırlatırız. Bu vatandaş niyet okuyan, zihin arkasını okuyan fakat arşive girip mahkeme zabıtlarını okuma zahmetine katlanmayan, delile itibar etmeden vicdani kanaatleriyle Salben İdam Kararları verip hemen infaz ederek emperyalistlere ev ödevi yapan hainlerle aynı kulvarda yürümektedir. İddialarını güçlendirmek için Yaşar Nuri Öztürk ve Merhum Süleyman Nazife atıflar yapan, kendi tabirleriyle Zerzevat değil, Zırzevat Tarihçileri İskilipli Atıf için, “O hâkimin yerinde ben olsaydım Atıf Hocayı sehpadan indirip, tekrar-tekrar asardım!” diyen Haydar Baş ile aynı tabağa kaşık sallıyorlar.
İSKİLİPLİ ATIF’IN ATILAN BİLDİRİLERDE İMZASI YOKTUR KARŞI ÇIKMIŞTIR
İngilizlerle iş tuttukları, Yunan uçaklarından Ankara Hükümeti aleyhine bildiri attırdıkları doğru değil o zaman.
Bunlar kesinlikle iftiradır. Atılan bildirilerde İskilipli Atıf’ın imzası yoktur. Necip Fazıl, Sadık Albayrak, ondan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk ve Toprak Hukuku Profesörü Ebu’l Ula Mardin, Huzur Dersleri adlı 2 ciltlik kitabında 8 sayfa İskilipli Atıf’tan söz ediyor. Yani biz kimseyle öc alalım, intikam alalım değil ama gerçek aleyhimize dahi olsa onu bilelim. Maksadımız o. Ve bu adamın o atılmış olan bildirilerle zerre kadar alakası yok ve onlara karşı. Dürrüzade Abdullah Kuvayi Milliye’ye karşı 5 tane bildiri yazdı. Ve bir tane de, Mustafa Sabri Efendi yazdı. Onu duyunca İskilipli Müderris Atıf ile Tahir Mevlevi koşarak gittiler. Dediler ki “Anadolu’da çarpışanlar eşkıya değildir. Fisebilillah mücahiddir. Bu hazırladığınız bildiri geçersizdir” dediler. Fakat o “siz imzalamasanız da ben bunu attıracağım” dedi. Mustafa Sabri Efendi Mısır’da vefat etti. Türkiye’den uzaklaştı.
YÜREKLERİ SOĞUMADI
Peki zaman zaman bazı seküler yayın organlarında İskilipli Atıf aleyhinde yazılanlara ne diyorsunuz?
Dünyada Resmî ideolojilerin yayın organı olan Pravda ve El Ehram gibi bizde de Cumhuriyet ve Sözcü gibi gazeteler altı asırlık devletimizi yıkan İttihat ve Terakki Partisi’nin izdüşümü olan ana muhalefetin sözcüleridir. Türkiye’de Ana muhalefete Parti değil, Devlet düşmanlarına arka çıktığı için, zararlı örgüt denebilir. İşte Cumhuriyetin 27.2.2021 Cumartesi günü Araştırmacı-yazar imzasıyla O. Selim Kocahanoğlu “İskilipli Atıf Efendi ve Siyasal İslam” başlığıyla yayınlanan yazısının bir yanlışla başladığını gördük. Siyasal İslam lafıyla İlk düğme yanlış iliklenmişti. İstiklal Mahkemesi arşivlerine girmemiş olan yazar, eksik bilgiyle başlamış olabilirdi, önce kasıt düşünmedik. Devam eden satırlarda yalan ve iftira vardı. Yazı inancı ve düşüncesi uğruna hayatını feda eden şehit ilim adamına ağır bir hakaretle sonlandı. Düğmeye basılmıştı. Aynı günlerde Yılmaz Özdil, Sinan Meydan ve bu talihsiz yazıdan alıntılar yaparak sosyal medyada yayınlanan Alper Aksoy’un akıl dışı yazıları çıktı. Saldırı halinde birlikte iftira, yalan ve hakaretler Milletin yüreğinde özel yeri ve değeri olan Müderris İskilipli Atıf Efendiyi basın yoluyla itibarsızlaştırmak için yapılan bir beşinci kol faaliyetiydi. Hiçbiri de çağdışı Engizisyon ve İnfaz timi olan İstiklal Mahkemelerinden bahsetmediler. Astılar idam ettiler ama yetmedi, yürekleri soğumadı, “bir kere de kurşuna dizelim, itibarsızlaştıralım, Milletin gözünden düşürelim” istediler. Fakat asıl kendileri milletin gözünden ve gönlünden düştüler. En hafif ithamları “Şapka karşıtı kitap yazdığı için değil, halkı isyan ve irticaya teşvik ettiği için ve Millî Mücadeleye karşı Beyanname yayınladığı için Anayasayı tağyir ve vatana ihanetle asıldı” dediler.
HAKKINDA ÜRETİLEN YALAN VE İFTİRALAR
İskilipli Atıf Hoca’nın Bodrum’a sürgün edildiği, Kırım’a kaçtığı iddialarının aslı nedir?
İngiliz işgalindeki başkentimiz İstanbul’da, zor şartlarda sosyal sorumluluk üstlenen bir Osmanlı münevveri, Fatih Müderrisi ve Kabataş Lisesi lisan öğretmeni olan İskilipli Atıf Efendi için “Sürgün edildiği Bodrum’da cami kapısında gayrı meşru para topladı” dediler. Yalan. “Ramazanlarda cer hocalığı yaptı” dediler, yalan, “İstanbul’dan Bodrum’a sürüldü” dediler, yalan. Atıf Efendi hayatında Bodrumu görmedi. Bodruma sürülen arkadaşı Müderris Rasim Efendi’yi kurtarmak için ona ve geride bıraktığı ailesine yardım etti. Diğer bir iftira “arkadaşı İbrahim Tali’nin pasaportunu çalarak Kırım’a kaçtı” yalanı. Medrese Arkadaşı ile anlaşarak rızasıyla ve onun pasaportunu alıp, Tophaneden kalkan vapurla Kırım’a gittiği doğrudur. Haberli geldiği Kırım-Bahçesaray’da bir âlim-bir aziz misafir olarak karşılanıp ağırlandı. Ona rağbet ettiler, sohbetlerinden yararlanmaya çalıştılar. Kırım Medreselerinin ıslahı için Ona Vakıflardan sorumlu bakanlık teklif edildi. Yaşadığı ikinci olay: Meşhur tabirle “Altı asırlık Cihan Devleti Osmanlıyı altı günde yıkan İttihat ve Terakki” Onu, başkent İstanbul’dan uzaklaştırmak istediği için, çoğu Müderris olan kalabalık bir ilim adamı gurubuyla birlikte Sinop’a sürgün edildi. Suçlayan güçler gerekçeyi de icat ediyordu. Çorum ilçelerinde ve Boğazlayan’da sürgün müddeti dolunca tekrar İstanbul’a döndü. Hatta yetkililer: “Bir adli hata yapılmış, bir yanlışlık olmuş” dediler ve ona daha sorumlu bir üst görev verdiler.
İKİ-ÜÇ DURUŞMAYLA ADAM ASIYORLARDI
İstiklal Mahkemelerinin faaliyette olduğu yılların genel atmosferi nasıldı?
Ankara İstiklal Mahkemesinin hukuk adamı olmayan hâkimleri “Bir-iki soru sorduktan sonra hemen karar vereceksin, sallandıracaksın!” ilkesiyle hareket ediyordu. O dönem tarihçilerinin ve yazarlarının söylemlerinin ana dinamiği de nefrettir. Yazılarda açıktan Nefret suçu işlenmektedir. Bu bir ideolojik karşıtlıktır. Ayrıca bu üslup doğrudan kutuplaştırır, ayrıştırır, ötekileştirir ve sürgit düşmanlığa aracılık eder. Bu psikolojinin teşhisi ön yargı ve Obsessif Sendrom’dur, Saplantıdır. Çünkü bunlar Milletin temel değerleriyle barışık değiller hatta değerlere düşmanlar. İnancı ve ifade özgürlüğü uğruna kitabın ortasından konuşan ve bu yüzden yaşama hakkı gasp edilen alim ve aziz şehitlere saldırırken temel değerlerden intikam alıyorlar. Genç nesillere ve yeni kuşaklara İslami hayatı yol haritası olarak sunan ilim ve aksiyon adamlarından Ankaralı İbrahim Ethem gibi İskilipli Atıf da çağdışı bir Engizisyon mahkemesi tarafından salben-asılarak idam edildiler. Ankara İstiklal Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya’nın Meclis koridorunda tartıştığı Kars Fatihi Deli Halit Paşa’yı sırtından vurarak işlediği cinayeti örten Resmi İdeolojiye diyet borcu vardı. Yanında Hâkim makamında oturan bir tıp doktoru Reşit Galip ile birlikte iki-üç duruşmayla adam asıyorlardı.
KUVAYI MİLLİYECİDİR
İskilipli Atıf Hoca’nın Kuvayı Milliye aleyhindeki bildiriye karşı çıktığı doğru mu?
Sebilurreşad idarehanesi Kuvayı Milliye’nin İstanbul Şubesidir. Ankara’dan görevli gelen Ali Şükrü Bey’in hatırlanacağı gibi Mehmet Akif ile buluştuğu ve ona Ankara’dan davet haberi getirdiği yerdir. Sebilurreşad aydınlarıyla aynı gurup içinde olan İskilipli Atıf Efendi, Tahirul Mevlevi ile birlikte itiraz için gittikleri Meşihatta Mustafa Sabri Efendi’ye itirazlarını söylerler ve onu ikna edemeyince iki gün sonra bir tekzipname yayınlarlar. “Kuvayı Milliye’ye karşı olmak dinen caiz değildir. Düşman işgaline karşı Anadolu’da çarpışanlar Asi değil, fisebilillah Mücahiddir. Bu Fetvalar Mualleldir-geçersizdir. Geri alınmalıdır” Bu satırlar Ankara İstiklal Mahkemesi zabıtlarında ve savunma metinlerinde mahfuzdur. İstiklal Mahkemesi kararıyla astıkları İskilipli Atıf Hoca milli mücadeleye karşı değil, tam tersine Kuvayı Milliye’cidir. Görüldüğü gibi, Muhammed Atıf Efendi’nin, Tahirul Mevlevi’yle birlikte reddettikleri ve karşı Tekzipname yazdıkları Beyanname, Mustafa Sabri Efendi’ye aittir! İstiklal Mahkemeleri’nin TBMM’de muhafaza edilen ve transkripsiyondan sonra Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanan zabıtları, sanık ve şahitlerin ifadeleri, İ.Ü. Medeni Hukuk ve Toprak Hukuku Ord. Prof. Ebulula Mardin’in Huzur Dersleri 2. Cilt s178. Ve Duruşmaların birinci derece sanık ve şahidi olan Tahirul Mevlevi’nin “İstiklal Mahkemesi Hatıraları”, asılan âlimleri tarih huzurunda aklamakta ve aydınlatmaktadır. Asıl “Katıksız Hainler” eksik bilgiyle nefret suçu işleyen ve sisteme dalkavukluk yapan üsluplarıyla resmi İdeolojinin tasmalı zağarlarıdır.