Ekonomi
'Faizsiz Türkiye süreci ile ekonomik terörü bitirelim'
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yüksek faizin üretim ve istihdamı olumsuz etkilediğini belirterek “Faizsiz Türkiye” süreci başlatılması çağrısı yaptı. Yapıcıoğlu, bankalardaki kaynakların tezgâh, tarla ve fabrikalara yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yüksek faizin üretim ve istihdamı olumsuz etkilediğini belirterek “Faizsiz Türkiye” süreci başlatılması çağrısı yaptı. Yapıcıoğlu, bankalardaki kaynakların tezgâh, tarla ve fabrikalara yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin İstanbul 5. Olağan İl Kongresinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin ekonomik sorunlarını değerlendirdi. Faizin milletin sırtında ağır bir yük oluşturduğunu belirten Yapıcıoğlu, ekonomik sorunların çözümü için yalnızca uygulayıcıların değiştirilmesinin yeterli olmayacağını, sistemin de değişmesi gerektiğini söyledi.
“MAKİNİST DEĞİL, MAKAS DEĞİŞMELİDİR”
Kapitalizmi bir sömürü düzeni olarak nitelendiren Yapıcıoğlu, sistemin yapısı gereği düzenli olarak kriz ürettiğini belirtti.
Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Makinist değil makas değişmelidir. Kapitalist sistem olmayan şeyi sattığı için düzenli olarak kriz üretir. Sürekli balonlar oluşur, sonra o balonlar patlar. Kapitalizmin özünde serveti yığıp para satmak vardır. Bizim inancımıza göre para satılacak bir meta değildir, alışverişi kolaylaştırmak için üretilmiş bir araçtır. Ama bu düzende en tatlı kârı para satanlar kazanıyor, kriz dönemlerinde ise kârlarını katlıyorlar.”
Sorunun yalnızca sistemi yöneten kişiler üzerinden ele alınmasına karşı çıkan Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sistemin kötülüğü anlaşılmadan sistemin uygulayıcılarına saldırmak hiçbir şeyi değiştirmez; biri gider, bir başkası gelir. Makinist değişse ne olur? Ray aynı, tren aynı. Makas değişikliği yapmak, şu sömürü düzeninden çıkmak lazım.”
“BU MİLLET BU YÜKÜN ALTINDA NASIL AYAKTA DURSUN?”
Faiz politikasının ekonomik faaliyetleri olumsuz etkilediğini belirten Yapıcıoğlu, bankalardaki mevduatın büyüklüğüne dikkat çekti. Piyasada dolaşan para ile bankalarda tutulan kaynakları karşılaştıran Yapıcıoğlu, şunları söyledi:
“Bu memlekette piyasada 1 trilyon liranın biraz üzerinde para dolaşıyor. 33 trilyon lira faizde ve bankalarda yatıyor. Bu para 2026 yılının ilk altı ayı Gayrisafi Yurt İçi Hasılasına yakındır. Türkiye’nin geçen yılki bütçesi 12 trilyondu. Yani üç yıllık bütçemiz bankalara teslim edilmiş durumda. Bu millet bu yükün altında nasıl ayakta dursun?”
Mevduatın bankalarda tutulmasının nedenini yüksek faiz oranlarına bağlayan Yapıcıoğlu, bu kaynakların üretim ve istihdama yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“33 TRİLYON LİRA TEZGAHA, TARLAYA, FABRİKAYA GİTSEYDİ…”
Yüksek faizin yatırım yerine mevduatı cazip hale getirdiğini belirten Yapıcıoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
“Peki, bu kadar büyük bir mevduat orada niye duruyor? Tek bir sebebi var. Faiz oranı yüksek olduğu için duruyor. O para güya en kârlı iş olduğu için orada. Faiz yüksek olmasaydı o para bankada beklemez, üretime ve istihdama akardı.”
Bankalarda tutulan kaynakların üretime aktarılması halinde ekonomik sorunların hafifleyeceğini dile getiren Yapıcıoğlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu parayı bir düşünün. Eğer 33 trilyon lira tezgaha, tarlaya, fabrikaya gitseydi bu memlekette yoksulluk mu kalırdı, kriz mi kalırdı? Asıl sorulması gereken soru şudur: Faiz bu memlekette niye bu kadar kıymetli hale geldi ki insanımız yatırımı, üretimi, istihdamı, sanayiyi bırakıp parasını faize gömüyor? Bir ülkede para kazanmanın en kolay ve en garantili yolu para satmaksa, o ülkede üretim de biter, istihdam da biter.”
“EN BÜYÜK PAYI HER SENE FAİZ ALIR”
Faizi “bütün iktisadi hastalıkların anası” olarak nitelendiren Yapıcıoğlu, bütçedeki faiz giderlerine ilişkin eleştirilerde bulundu.
Yapıcıoğlu, “Her yıl bütçe Meclise sunulduğunda gazeteler ‘En büyük pay eğitime, sonra sağlığa’ diye yazar. Oysa bunların hepsi faizden sonra gelen rakamlardır; en büyük payı her sene faiz alır” dedi.
Dünyanın büyük ekonomilerinin de borç yükü altında bulunduğunu belirten Yapıcıoğlu, ABD’nin borcuna ve yıllık faiz giderlerine ilişkin rakamlar paylaşarak şunları söyledi:
“Dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika’nın 40 trilyon dolar borcu, 1,3 trilyon dolar yıllık faiz gideri vardır. Amerika, Çin, Japonya, Almanya ve Türkiye borçlu. Peki, kim alacaklı? Tefeciler bütün dünyadan alacaklıdır: Hükümetlerden, şirketlerden, belediyelerden ve şahıslardan.”
“YETİŞKİN VATANDAŞLARIN YÜZDE 81’İ BANKALARA BORÇLU”
Türkiye’de bireysel borçluluğa da değinen Yapıcıoğlu, yetişkin vatandaşların yüzde 81’inin bankalara borçlu olduğunu söyledi.
Faizin yalnızca enflasyonla sınırlı bir mesele olmadığını söyleyen Yapıcıoğlu; işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve toplumsal çürümenin de faizle bağlantılı olduğunu ifade etti.
“GELİN BİR DE ‘FAİZSİZ TÜRKİYE’ SÜRECİ BAŞLATALIM”
Faiz giderlerinin uzun vadeli ekonomik yüküne dikkat çeken Yapıcıoğlu, “Faizsiz Türkiye” çağrısını yineledi.
“Teröre kaç trilyon harcadığımızı konuşuyoruz; peki son 40 yılda faize ne kadar harcadık?” diye soran Yapıcıoğlu, şöyle konuştu:
“Son 23 yılda ödenen faiz miktarı 743 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Gelin bu ekonomik terörü de bitirelim. Gelin bir de ‘Faizsiz Türkiye’ süreci başlatalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatalım.”
“FAİZ YÜKSELTİLEREK ENFLASYON DÜŞÜRÜLEMEDİ, PİYASA DARALDI”
Faiz artışları üzerinden yürütülen enflasyonla mücadele politikasını eleştiren Yapıcıoğlu, faiz oranlarının yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkarıldığını hatırlattı.
Bu politikanın hedefleri ile ortaya çıkan sonuçlar arasında fark bulunduğunu savunan Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Faiz yükseltilerek enflasyon düşürülemedi, piyasa daraldı. Faizler yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkarıldı. Bununla TL değerlenecek, piyasadan para çekilecek, sıkı para politikasıyla enflasyon düşürülecekti. Ama 2023 Haziran ayında yüzde 38 olan enflasyon yüzde 70’lere fırladı. Üç yıl sonra enflasyon eski seviyesinin biraz altına düşünce de kimse bunu büyük bir başarı gibi pazarlamaya kalkmasın.”
“FAİZ SÜNGER GİBİ PARAYI EMDİ”
Uygulanan politikaların esnaf, tüccar, sanayici ve vatandaş üzerindeki etkilerine değinen Yapıcıoğlu, faizden gelir elde edenler dışındaki kesimlerin ekonomik koşullardan şikayetçi olduğunu söyledi.
Yapıcıoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Bugün faizden geçinenler hariç herkes şikayetçi. Faiz sünger gibi parayı emdi, esnaf çekini ödeyemiyor, tüccar konkordato ilan ediyor, fabrika işçi çıkarıyor, milletin cebinde alışveriş yapacak para kalmadı. Bunu yapanlar enflasyonun sebebinin fazla talep olduğunu sandılar; asıl sebebin maliyetlerin yüksekliği olduğunu hesaba katmadılar.”
BANKALARIN GELİRİ FAİZDEN
Vatandaşın vergisi faiz ödemelerine giderken bankalar, Ocak-Ağustos 2026 döneminde tüketici kredilerinden 601 milyar 958 milyon lira, kredi kartlarından ise 417 milyar 453 milyon lira faiz geliri elde etti. Böylece iki kalemden sağlanan faiz geliri 1 trilyon 19 milyar 411 milyon liraya ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde tüketici kredileri ve kredi kartlarından elde edilen toplam faiz geliri 773,3 milyar lira düzeyindeydi. Buna göre bankaların bu iki kalemden elde ettiği faiz geliri bir yılda yaklaşık 246,1 milyar lira, yüzde 31,8 arttı.
Geri ödemekte zorlanılan kredilerden sağlanan faiz geliri de dikkat çekici düzeyde arttı. Bankaların takipteki alacaklardan elde ettiği faiz geliri geçen yılın aynı dönemindeki 77,3 milyar liradan 105,1 milyar liraya yükseldi. Bu kalemdeki artış yüzde 36,1 oldu.
2027 BÜTÇESİNDE FAİZE YAKLAŞIK 4 TRİLYON LİRA GİDECEK
“Refah ve dönüşüm” bütçesi olarak sunulan 2027 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nde, toplam harcamaların 27,3 trilyon liraya çıkarılması öngörülüyor. 16 Ekim 2026’da kamuoyuna sunulan teklife göre, 2026’da yaklaşık 19 trilyon lira olan bütçe harcamaları yüzde 44 civarında artacak. Bu oran, 2027 için açıklanan yüzde 21’lik yıl sonu enflasyon hedefinin iki katını aşıyor.
Faiz ödemeleri için ayrılan 3 trilyon 975 milyar liralık ödenek, toplam bütçe harcamalarının yüzde 14,6’sını oluşturuyor. 2026 bütçesinde 2 trilyon 742 milyar lira olan faiz ödeneği, yaklaşık yüzde 45 artışla bütçe harcamalarındaki genel yükselişin üzerine çıkıyor.
Teklifteki tutar, aylık ortalama 331 milyar lira, günlük ise yaklaşık 10,9 milyar lira faiz ödemesine karşılık geliyor.
Faiz ödeneği, temel eğitim, ortaöğretim ve yükseköğretim programlarına ayrılan toplam 2,91 trilyon liranın yaklaşık yüzde 36 üzerinde bulunuyor. Tedavi edici ve koruyucu sağlık programlarının toplam 2,13 trilyon liralık ödeneğinin neredeyse iki katına yaklaşan faiz giderleri, yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlaşma programına ayrılan 833 milyar liranın ise yaklaşık beş katına ulaşıyor.
2027’de toplam 19,9 trilyon lira vergi geliri elde edilmesi bekleniyor. Bunun 5,7 trilyon lirasının Katma Değer Vergisi’nden, 3,3 trilyon lirasının Özel Tüketim Vergisi’nden, 5,5 trilyon lirasının gelir vergisinden sağlanması öngörülüyor. Kurumlar vergisinden beklenen gelir ise 2,2 trilyon lira olarak belirtiliyor. KDV ve ÖTV’den beklenen toplam 9 trilyon liralık gelir, vergi tahsilatı hedefinin yaklaşık yüzde 45’ini oluşturuyor.
Faiz ile sosyal güvenlik programı harcamalarının yıllar içindeki dağılımı da iki kalem arasındaki farkın büyüdüğünü gösteriyor. 2022’de faizin bütçedeki payı yüzde 10,6, sosyal güvenliğin payı yüzde 10,3 seviyesindeydi. 2023’te sosyal güvenliğin payı yüzde 11,2’ye yükselirken faizin payı yüzde 10,2 olarak gerçekleşti.
2024’ten itibaren faiz harcamaları yeniden sosyal güvenlik programının önüne geçti. Faiz giderleri 2024’te yüzde 88, 2025’te yüzde 62 artarken, sosyal güvenlik programındaki artışlar sırasıyla yüzde 50 ve yüzde 40 oldu.
2025’te faizin bütçedeki payı yüzde 14’e yükselirken sosyal güvenliğin payı yüzde 10,5’te kaldı. 2026 bütçesinde ise faizin payı yüzde 14,4’e çıkarken sosyal güvenliğin payı yüzde 9,9’a geriledi.
İki harcama kalemi arasındaki fark, 2024’te 166 milyar lirayken 2025’te 514 milyar liraya, 2026 bütçesinde 870 milyar liraya yükseldi. Bu farkın 2027’de 1 trilyon 88 milyar liraya ulaşması öngörülüyor.
Genel devlet faiz yükünün milli gelire oranı 2025’te yüzde 3,4 seviyesindeyken 2027’de yüzde 3,7’ye çıkması bekleniyor. Eurostat verileriyle yapılan karşılaştırmada, AB-27 ortalaması yüzde 1,9 olarak belirtiliyor. Böylece Türkiye’nin faiz yükü, AB ortalamasının yaklaşık iki katına ulaşıyor.
Buna karşılık Türkiye’nin AB tanımlı borç stokunun milli gelire oranı yaklaşık yüzde 22 seviyesinde bulunurken, AB-27’de bu oran 2025 sonunda yaklaşık yüzde 82 olarak veriliyor. Borç stokunun milli gelire oranı Türkiye’nin yaklaşık dört katı olan AB ülkelerinin faiz yükü ise oransal olarak Türkiye’nin altında kalıyor.
Merkezi yönetim faiz ödemelerinin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya oranının da 2022’deki yüzde 2 seviyesinden 2027’de yüzde 3,6’ya yükselmesi öngörülüyor. Bu, söz konusu dönemde 1,6 puanlık artış anlamına geliyor.