Tarım
Hasadın rekoru çiftçinin gelirine yansımadı! Tarlada ucuz tezgahta el yakıyor
Türkiye’de bereketli geçen hasat sezonuna rağmen üretici de tüketici de aradığını bulamıyor. Ürün bolluğu sebebiyle tarlada ve bahçede fiyatlar düşerken, simsarların etkisiyle pazarda ve markette fiyatlar yüksek seviyelerde kalıyor. Uzmanlar üreticinin simsarların elinden kurtarılması için belediyelerin tanzim merkezleri kurmalarını tavsiye ediyor.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Türkiye’de bereketli geçen hasat sezonu, üreticinin kazancını artırmaya yetmedi. Ürün bolluğu nedeniyle tarlada ve bahçede fiyatlar gerilerken nakliye, depolama ve pazarlama giderleriyle aracı zincirinin etkisi, tüketicinin ödediği fiyatları yüksek seviyelerde tutuyor. Dalında kilosu 2 lirayı dahi bulmadığı belirtilen elmanın tezgahta 100 liraya kadar çıkması, üretici ile tüketici arasındaki fiyat uçurumunu gözler önüne seriyor. Üreticiler maliyetlerini karşılayamadıkları için ürünlerini dalında bırakmak zorunda kalırken tüketiciler aynı ürünleri yüksek fiyatlarla satın alıyor.
Bereket Var, Kazanç Yok
Narenciye, elma ve zeytinde yüksek rekolteye rağmen çiftçinin yüzü gülmedi. Narenciye üretiminin yüzde 64 artışla 7,3 milyon tona, elma üretiminin yüzde 94 artışla 4,4 milyon tona, zeytin üretiminin ise yüzde 56 artışla 3,8 milyon tona ulaştığı belirtiliyor. Çukurova’da limon ve mandalina alıcı beklerken Isparta ve Karaman’da elmalar bahçelerde kalıyor. Manisa’nın Akhisar ilçesinde ise düşük alım fiyatlarına tepki gösteren zeytin üreticileri hasadı boykot ediyor. Mazot, gübre ve işçilik giderlerindeki artış, çiftçinin hem mevcut borçlarını ödemesini hem de gelecek sezon için hazırlık yapmasını zorlaştırıyor.
REKOR ÜRETİM GELİRE DÖNÜŞMEDİ
Ekonomist Tayfun Kaan Gündüz, tarımda yaşanan fiyat dengesizliğinin yalnızca nakliye ve aracılık maliyetleriyle açıklanamayacağını belirterek, “Tarımsal üretimde yaşanan fiyat sorununu yalnızca nakliye ve aracılık giderleri üzerinden değerlendiremeyiz. Üretimden finansmana, depolamadan pazarlamaya kadar bütün süreci birlikte ele almamız gerekiyor” dedi. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkına dikkat çeken Gündüz, “Üretici ürününü düşük fiyatla satmak zorunda kalırken tüketici aynı ürünü çok daha yüksek bedellerle satın alıyor. Değer zincirinin iki ucundaki kesimler de bu tablodan olumsuz etkileniyor. Ürünün fiyatının hangi aşamada, ne kadar arttığını ayrıntılı biçimde incelemeliyiz” diye konuştu.
TÜİK’in eylül ayı verilerine göre Tarım-ÜFE’de yıllık artışın yüzde 12,93, tüketici fiyatlarında gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artışın ise yüzde 27,62 olduğunu belirten Gündüz, haziran ayında tarımsal girdi fiyatlarının yıllık yüzde 32,06 arttığını, gübre ve toprak geliştiricilerdeki artışın yüzde 50,99’a ulaştığını hatırlattı. Tarım-ÜFE’deki yıllık artışın aynı dönemde yüzde 9,55’te kaldığını ifade eden Gündüz, “Girdi maliyetleri hızla yükselirken üreticinin sattığı ürünün fiyatı aynı oranda artmıyor. Bu durum çiftçinin ekonomik yükünü ağırlaştırıyor ve gelecek sezon hangi ürünü ekeceğine ilişkin kararlarını da etkileyebiliyor” dedi.
BOLLUK PARADOKSU ÇİFTÇİYİ ZORLUYOR
Yüksek rekoltenin her zaman daha fazla kazanç sağlamadığını belirten Gündüz, bu durumun iktisatta “bolluk paradoksu” olarak adlandırıldığını söyledi. Gündüz, “Hasat döneminde ürün miktarı arttığında fiyatlar sert biçimde düşebiliyor. Ancak gıda ürünlerinde fiyat gerilediğinde tüketim aynı oranda artmıyor. Arz yükselirken talep görece sabit kalırsa üreticinin toplam geliri azalabiliyor” diye konuştu. Üreticilerin önceki sezonlarda oluşan fiyatlara göre ekim kararı verdiğini kaydeden Gündüz, “Bir yıl fiyatı düşen ürünün sonraki yıl daha az ekilmesi arzın daralmasına ve fiyatların yükselmesine neden olabilir. Artan üretim maliyetleri de bu dalgalanmaların etkisini daha ağır hale getiriyor” dedi.
ARACILIK ZİNCİRİ ŞEFFAF OLMALI
Nakliye, tasnif, paketleme, depolama ve perakende giderlerinin ürün fiyatlarına yansıdığını belirten Gündüz, “Aracıların tamamını sorunun kaynağı olarak görmek doğru değil. Taşıma ve depolama, tarımsal ticaretin gerekli hizmetleri arasında yer alıyor. Asıl mesele, ürünün üreticiden tüketiciye ulaşana kadar geçtiği aşamaların ve fiyat değişimlerinin yeterince şeffaf izlenememesi” ifadelerini kullandı. Hal kayıt sisteminin daha etkin çalışması gerektiğini vurgulayan Gündüz, “Ürünün tarladan perakende satış noktasına kadar hangi aşamalardan geçtiğini ve fiyatının nasıl değiştiğini izleyebilmeliyiz. Böylece fiyat oluşumunu daha sağlıklı değerlendirebiliriz” diye konuştu.
KOOPERATİFÇİLİK VE DEPOLAMA ÖNE ÇIKIYOR
Üreticinin pazarlık gücünün artırılması gerektiğini ifade eden Gündüz, “Kooperatifler ürünleri bir araya getirerek tasnif, paketleme, depolama ve pazarlama süreçlerini üstlenebilir. Böylece üreticinin pazara erişimi kolaylaşır ve pazarlık gücü artar” dedi.
Soğuk hava depolarının yaygınlaştırılmasının önemine değinen Gündüz, “Ürünün hasat döneminde aynı anda piyasaya sunulması fiyatlar üzerinde baskı oluşturuyor. Uygun depolama imkânlarıyla bu baskıyı azaltabilir, ürün kayıplarını önleyebiliriz. Fazla üretimi stoklama, işleme ve katma değer oluşturma fırsatına dönüştürebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.
ÜRETİCİYE FİNANSMAN DESTEĞİ
Çiftçinin hasat döneminde borçlarını ödeyebilmek için ürününü düşük fiyatla satmak zorunda kalabildiğini belirten Gündüz, alternatif finansman modellerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. İslam iktisat geleneğindeki selem akdine dikkat çeken Gündüz, “Bu modelde ürünün bedeli önceden ödeniyor, teslimat ise belirlenen vadede gerçekleştiriliyor. Kooperatifler ve katılım finans kuruluşları selem esaslı modelleri değerlendirebilir. Böylece üreticinin ekim dönemindeki finansman ihtiyacına destek sağlanabilir ve satış koşulları önceden belirlenebilir” diye konuştu.
Sözleşmeli üretimin de fiyat belirsizliğini azaltabileceğini ifade eden Gündüz, tarımda kalıcı çözümün üretim, finansman, depolama ve pazarlama süreçlerinin birlikte güçlendirilmesinden geçtiğini vurguladı.
Gündüz, “Üreticinin maliyetlerini karşılayabildiği, tüketicinin ise gıdaya makul fiyatlarla erişebildiği bir yapı kurmalıyız. Toprak bu yıl üzerine düşeni yaptı ve bereketini esirgemedi. O bereketi tarladan sofraya değer kaybetmeden taşıyacak kurumsal yapıyı kurmak ise iktisat politikasının işidir” dedi.