Gündem
TİGAD’dan 21 Ekim Gazeteciler Bayramı mesajı: Basından tasarruf olamaz! Gazetecilerin emeği görmezden gelinmemeli
Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) Genel Başkanı Okan Geçgel, 21 Ekim Gazeteciler Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, gazetecilik mesleğinin taşıdığı hayati öneme dikkat çekerek basın sektörünün yaşadığı ekonomik darboğazı, tasarruf tedbirlerinin medya kuruluşları üzerindeki olumsuz etkilerini, gazetecilerin ağır çalışma koşullarını ve yeşil pasaport taleplerini gündeme taşıdı. Geçgel, “Milletin sesi ve kamuoyunun vicdanı olan basın kuruluşlarını ekonomik olarak ayakta kalamaz hâle getiren uygulamalar, yalnızca gazetecileri değil, toplumun haber alma hakkını da tehdit etmektedir” dedi.
21 Ekim 1961’de 212 sayılı Basın İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte gazetecilerin haklarını korumaya yönelik önemli bir adım atılmış, basın çalışanları bu kazanımı savunmak için tarihî bir mücadele ortaya koymuştur. 21 Ekim, bu yönüyle gazetecilerin dayanışmasını, mesleki haklarını ve basın özgürlüğünü hatırlatan anlamlı bir gündür.
Ancak bugün gazeteciler, mesleğin tarihî sorumluluğunu omuzlarında taşırken ekonomik sorunlardan çalışma koşullarına, mesleki güvenceden basın özgürlüğüne kadar birçok alanda ciddi sıkıntılarla mücadele ediyor. Gazeteciler Bayramı’nı kutlarken yalnızca güzel temennilerde bulunmanın yeterli olmadığını belirten TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel, sektörün gerçek sorunlarının konuşulması ve somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
YETERSİZ ÜCRETLER, AĞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI…
Geçgel, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu: “Gazetecilik, yalnızca haber yazmak veya görüntü aktarmak değildir. Gazetecilik; gerçeğin peşinde koşmak, kamu adına soru sormak, yanlışları ortaya çıkarmak, vatandaşın sesi olmak ve gerektiğinde bütün zorluklara rağmen hakikati savunmaktır. Gazeteci, çoğu zaman herkesin dinlendiği saatlerde çalışır, herkesin evine çekildiği anlarda görev yapar. Afette, kazada, seçimde, toplumsal olaylarda ve hayatın en zor anlarında kamuoyunu bilgilendirmek için sahadadır. Üstelik bütün bunları yaparken ekonomik kaygılarla, yetersiz ücretlerle, ağır çalışma koşullarıyla ve mesleki güvencesizlikle mücadele etmektedir. Böyle bir mesleğin mensuplarını yalnızca özel günlerde hatırlamak değil, onların sorunlarını çözmek de hepimizin sorumluluğudur.”
TASARRUF TEDBİRLERİ BASININ BELİNİ BÜKÜYOR
Tasarruf tedbirleri kapsamında medya kuruluşlarının karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlara özellikle dikkat çeken Okan Geçgel, gazete ve dergi aboneliklerinin iptal edilmesinin, kamu kurumlarının basılı yayın alımlarının sınırlandırılmasının ve medya kuruluşlarının kamu reklamlarından yeterince yararlanamamasının sektörü ciddi biçimde etkilediğini ifade etti.
Geçgel, tasarruf politikalarının uygulanmasına karşı olmadıklarını ancak bu politikaların hangi alanlarda, nasıl ve ne ölçüde uygulandığının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “Kamuda tasarruf elbette önemlidir. Kamu kaynaklarının verimli kullanılması, gereksiz harcamaların önlenmesi ve israfın ortadan kaldırılması hepimizin ortak beklentisidir. Ancak tasarruf denildiğinde ilk akla gelen alanlardan birinin basın olması, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir meseledir.
Tasarruf tedbirleriyle birlikte birçok kamu kurumunda gazete ve dergi abonelikleri iptal edildi, basılı yayın alımları sınırlandırıldı. Kamu kurumlarının medya kuruluşlarıyla yürüttüğü reklam ve tanıtım faaliyetleri de bu süreçten olumsuz etkilendi. İlgili mevzuat ve tasarruf düzenlemeleri çerçevesinde yaşanan bu daralma, zaten ayakta kalma mücadelesi veren yerel gazeteleri, internet haber sitelerini ve dergileri daha da zor durumda bıraktı. Elbette kamu kaynaklarının kullanımında kurallar olmalıdır. Ancak tasarruf politikaları uygulanırken basının demokratik sistemdeki yeri ve kamu yararına sunduğu hizmet de mutlaka hesaba katılmalıdır.
BASINDAN TASARRUF OLMAZ
Basın kuruluşları zaten yüksek kâğıt, baskı, dağıtım, personel, kira, enerji ve teknoloji maliyetleriyle mücadele ediyor. Dijital medyada ise yazılım, sunucu, teknik altyapı, içerik üretimi ve nitelikli personel giderleri her geçen gün daha fazla yük oluşturuyor. Gelir kaynakları daralan bir sektörün bu maliyetler karşısında ayakta kalmasını beklemek gerçekçi değildir.
Basından tasarruf olmaz! Basını ayakta tutmak, demokrasiyi, çoğulculuğu ve milletin haber alma hakkını ayakta tutmaktır. Tasarruf tedbirleri yeniden değerlendirilirken medyanın yaşadığı ekonomik gerçekler göz ardı edilmemeli; yerel ve dijital basının sürdürülebilirliğini sağlayacak, şeffaf ve adil mekanizmalar oluşturulmalıdır.”
GAZETECİLERİN EMEĞİ, ALDIKLARI ÜCRETLE ORANTILI DEĞİL
Gazetecilerin mesleki sorumlulukları ile elde ettikleri gelirler arasındaki dengesizliğe de değinen Geçgel, özellikle yerel ve dijital medyada çalışan basın mensuplarının önemli bir bölümünün geçim sıkıntısı yaşadığını belirtti. “Bugün birçok gazeteci, yaptığı işin sorumluluğuyla orantılı bir gelir elde edemiyor. Günün her saatinde haber peşinde koşan, gece yarısı gelişen olayları takip eden, ailesinden ve özel yaşamından fedakârlık ederek çalışan meslektaşlarımızın önemli bir bölümü ekonomik açıdan zorlanıyor. Gazetecilikte mesai kavramı çoğu zaman ortadan kalkıyor. Bir olay meydana geldiğinde gazeteci için tatil, hafta sonu veya gece ayrımı kalmıyor. Sahada risk alan, kimi zaman tehditlerle karşılaşan, kimi zaman fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kalan gazetecilerin ücretleri ve sosyal güvenceleri ise ne yazık ki her zaman bu sorumluluğa uygun olmuyor. Düşük ücretler, düzensiz çalışma saatleri, fazla mesai sorunları, iş güvencesinin yetersizliği ve ekonomik belirsizlikler mesleğin geleceğini tehdit ediyor. Deneyimli gazetecilerin sektörden uzaklaşması, gençlerin mesleğe umutla başlayamaması ve nitelikli insan kaynağının azalması hepimizi düşündürmelidir.
Gazetecilik, ekonomik kaygıların gölgesinde yürütülmek zorunda bırakılmamalıdır. Mesleğini hakkıyla yapan gazetecilerin insanca yaşayabilecekleri ücretlere, güvenli çalışma koşullarına, sosyal güvenceye ve mesleki gelişim imkânlarına sahip olması gerekir. Basın çalışanlarının emeği korunmadan, güçlü ve bağımsız bir medya yapısı kurmak mümkün değildir.”
GAZETECİLERE YEŞİL PASAPORT ARTIK ŞARTTIR
TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel, gazetecilerin yeşil pasaport hakkından yararlanması gerektiğini belirterek bu konuda yürütülen tartışmaların somut bir yasal düzenlemeyle sonuçlandırılması çağrısında bulundu. Geçgel, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Türkiye’de yeşil pasaport hakkı farklı meslek grupları ve kamu hizmetleri kapsamında gündeme geliyor. Zaman zaman nüfusu oldukça az olan yerleşim birimlerinin yöneticileri için dahi bu hakkın tanınması tartışılıyor. Ancak dünyanın dört bir yanına haber peşinde koşan, uluslararası gelişmeleri takip eden, ülkemizi yurt dışında temsil eden ve görevini yerine getirmek için sık sık seyahat etmek zorunda kalan gazetecilerin bu konudaki taleplerinin de artık karşılık bulması gerekiyor.
Gazeteci, uluslararası bir toplantıyı takip etmek, savaş ve afet bölgelerinde yaşananları yerinde görüntülemek, ülkeler arasındaki gelişmeleri kamuoyuna aktarmak veya mesleki organizasyonlara katılmak için seyahat etmek durumunda kalabiliyor. Ancak vize süreçleri, yüksek başvuru maliyetleri ve bürokratik engeller, özellikle ekonomik imkânları sınırlı gazeteciler için ciddi sorunlara dönüşüyor.
Bu nedenle belirli mesleki kıdem, çalışma süresi, aktif gazetecilik faaliyeti ve mesleki yeterlilik gibi objektif kriterler esas alınarak gazetecilere yeşil pasaport hakkı tanınmasını istiyoruz. Meclisimizin ve ilgili kurumlarımızın bu çağrıyı dikkate almasını, gazetecilerin uluslararası hareket kabiliyetini artıracak düzenlemenin daha fazla gecikmeden hayata geçirilmesini bekliyoruz.”
GAZETECİLER GÜNÜ, SADECE KUTLAMA DEĞİL, HAK ARAMA GÜNÜDÜR
“Bizim mücadelemiz ayrıcalık mücadelesi değildir. Biz, gazetecilerin emeklerinin karşılığını alabildiği, medya kuruluşlarının ekonomik olarak ayakta kalabildiği, yerel basının susturulmadığı ve internet gazeteciliğinin güçlü bir hukuki zemine kavuştuğu bir Türkiye istiyoruz.
Kamu kurumlarına çağrımız nettir: Tasarruf politikaları yeniden değerlendirilirken basın sektörünün yaşadığı ekonomik sıkıntılar dikkate alınmalıdır. Gazete ve dergi abonelikleri, yayın alımları ve kamu reklamları konusunda mevzuata uygun, objektif ve şeffaf uygulamalar geliştirilmelidir. Yerel ve dijital medya kuruluşlarının sürdürülebilirliğini destekleyecek çözümler üretilmelidir.
İşverenlere ve medya yöneticilerine çağrımız; gazetecilerin ücret, sosyal güvence ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için gereken sorumluluğun üstlenilmesidir. Yasama ve yürütme organlarına çağrımız ise gazetecilerin yeşil pasaport talebi başta olmak üzere mesleki haklarının daha fazla ertelenmeden ele alınmasıdır.
21 Ekim’i yalnızca kutlama mesajlarıyla geçiştirmeyelim. Bu anlamlı günü, gazetecilerin sorunlarının çözüme kavuşturulması için bir başlangıç noktası hâline getirelim. Basın kuruluşlarını yaşatacak, gazetecilerin haklarını koruyacak ve mesleğin geleceğini güvence altına alacak adımları hep birlikte atalım.
Bu vesileyle, mesleğini etik ilkelerden ayrılmadan, kamu yararını gözeterek ve hakikatin izinde kalarak icra eden tüm gazetecilerin 21 Ekim Gazeteciler Bayramı’nı kutluyor; görevleri başında hayatını kaybeden basın emekçilerini rahmetle anıyor, bütün meslektaşlarımıza sağlık, başarı ve mesleklerini özgürce yapabilecekleri bir çalışma hayatı diliyorum.”