AKİT MENÜ

Okur Postası

İbn Haldun’un Asabiyet Teorisi Işığında “Terörsüz Türkiye” ve Yerli-Milli Kimlik Sentezi

Çağdaş siyasal düşüncede ve küresel jeopolitik dinamiklerde devletlerin varlıklarını, bağımsızlıklarını ve özgünlüklerini sürdürebilmeleri, yalnızca görünür askerî güç parametreleriyle açıklanamaz.

Haber Merkezi

Av. Yurdal Kılıçer
Demokratlar Platformu
Genel Sekreteri

Asıl belirleyici olan; bir toplumun kognitif bağımsızlığı, kurucu zihniyet dünyası, özgün kimlik inşası ve en önemlisi iç toplumsal bünyesinin niteliğidir. Türkiye’nin stratejik hedeflerinden biri olarak öne çıkan “Terörsüz Türkiye” vizyonu ile toplumsal ve siyasal düşüncenin merkezine yerleşen “Yerlilik ve Millilik” kavramı, bu iç bütünlük ve zihinsel bağımsızlık arayışının birbirini tamamlayan iki temel sütunudur. ​Bu iki olgu, 14. yüzyılın büyük mütefekkiri İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde sistemleştirdiği “Asabiyet Teorisi” merceğinden ele alındığında; meselenin konjonktürel bir siyasi söylem ya da dar bir asayiş/güvenlik tedbiri olmadığı, doğrudan milli varlığın ihyası, sosyolojik kenetlenme, iç cephenin tahkimi ve devletin bekası meselesi olduğu açıkça görülmektedir.

​1. Kavramsal Temel: İbn Haldun’un Asabiyet Teorisi ve “Yerli-Milli” Kimlik

​İbn Haldun’a göre toplumları bir arada tutan, dış tehditlere karşı koruyan ve onlara bir siyasi yapı veya medeniyet kurma gücü veren temel toplumsal dinamik “Asabiyet” kavramıdır. Asabiyet; toplumsal dayanışma ruhu, kenetlenme, ortak kader bilinci ve kolektif hareket etme kabiliyetidir. İbn Haldun, bu bağlamda dayanışma biçimlerini iki farklı düzeyde inceler:

 

​Neseb (Kan/Etnisite) Asabiyeti: Akrabalık, kabile veya etnik bağlara dayanan; kapsayıcılığı dar, ayrıştırıcı unsurlara açık ve büyük siyasi organizasyonlar kurmakta yetersiz kalan ilkel dayanışma biçimidir. ​Sebep (Mefkûre/Değer) Asabiyeti: Ortak inanç, tarihsel hafıza, adalet duygusu, kültür, anayasal vatandaşlık ve coğrafi kader birliği etrafında şekillenen; farklı etnik ve kültürel grupları aynı potada buluşturan gelişmiş üst dayanışma biçimidir. ​Bu kuramsal çerçevede “Yerlilik ve Millilik”, İbn Haldun’un işaret ettiği gelişmiş “Sebep Asabiyeti”nin çağdaş bir tezahürüdür. Sıklıkla düşülen yanlış algıların aksine bu kavram; içe kapanmayı, dünyadan tecrit olmayı veya dar bir lokalizmi (yerelleşmeyi) ifade etmez. Tam tersine, evrensel insanlık birikimiyle ve küresel sistemle kendi özgün değerlerine, tarihsel köklerine ve bağımsız aklına dayanarak, eşit ve etken bir özne sıfatıyla diyalog kurma özgüvenidir. Kökü kendi toprağında derinleşmeyen bir yapının, küresel rüzgârlar ve kognitif dalgalanmalar karşısında savrulması kaçınılmazdır. Dolayısıyla yerli ve milli duruş; dar etnik merkezciliği reddederek coğrafyanın bin yıllık birikimini ve ortak yaşam iradesini esas alan kuşatıcı bir milli zemin inşa eder.

 

​2. Asabiyeti Parçalama Aracı Olarak Terör

​İbn Haldun’un teorisinde bir devletin veya toplumun çözülüşe geçmesindeki en kritik aşama, iç asabiyetin zayıflaması ve toplumsal bağların nifak ile felç edilmesidir. İç birliğini kaybeden bir yapı; kendi enerjisini iç çekişmelerde tüketir ve dış güçlerin müdahalesine, vesayetine açık hale gelir. ​Türkiye’nin onlarca yıldır tecrübe ettiği terör olgusu, İbn Halduniyen bir okumayla “milli asabiyeti yıpratma ve parçalama projesi”dir. Terör; etnik ve bölgesal fay hatlarını kaşıyarak toplumu oluşturan unsurlar arasındaki bin yıllık ortak asabiyeti çözmeyi amaçlayan asimetrik bir vesayet enstrümanıdır. Şiddet sarmalı aracılığıyla Türkiye’nin insani, ekonomik, siyasi ve sosyolojik kaynakları içeriye hapsedilmiş; böylece ülkenin zihinsel ve toplumsal kapasitesinin küresel ölçekte proaktif bir güç haline gelmesi engellenmek istenmiştir.

 

​Bu bağlamda “Terörsüz Türkiye” vizyonu, doğrudan dış vesayet kanallarının tıkaması, vesayet odaklarının sosyolojik araçlarını elinden alması ve toplumsal bünyenin kendi bağlarını (asabiyetini) yeniden onarması sürecidir. Terörün tasfiye edilmesi, küresel aktörlerin iç siyasete, hukuk sistemine ve toplumsal dokuya dönük müdahale hatlarını tamamen kesmek anlamına gelir.

​3. Derinlikli Sentez: Toplumsal, Hukuki ve Jeopolitik Dönüşüm

​Yerlilik-millilik anlayışı, Terörsüz Türkiye hedefi ve İbn Haldun’un Asabiyet Teorisi bir araya getirildiğinde, Türkiye’nin tarihsel ve stratejik dönüşüm haritası üç temel boyutta derinleşmektedir:

 

​A. Etnik Ayrışmadan Kardeşlik Hukukuna ve Toplumsal Helalleşmeye
​Terörün ve şiddet dilinin hayat alanından tamamen çekilmesiyle birlikte, toplumu etnik veya bölgesel kompartımanlara ayıran dar “Neseb Asabiyeti” söylemleri zemin kaybeder. Şiddetin vesayeti kalktığında, yerini ortak tarih, adalet, coğrafya ve anayasal vatandaşlık zemininde birleşen kapsayıcı bir milli asabiyet alır. Bu durum, toplumsal kenetlenmenin, iç cepheyi tahkim etmenin ve ortak gelecek tasavvurunun en sağlam temelini oluşturur. Toplum, dışarıdan kışkırtılan suni gerilimlerin ötesine geçerek kendi öz değerleriyle helalleşir ve bütünleşir.
​B. Karar Alma Mekanizmalarının Tam Bağımsızlığı ve Milli İrade
​Terörün ve oluşturduğu güvensizlik ikliminin tasfiyesi, devletin karar alma mekanizmalarını şantaj, tehdit ve dış yönlendirmelerden arındırır. Siyasetin ve hukukun üzerindeki örtük ya da açık terör vesayeti kalktığında, kararların yegâne belirleyicisi milli irade ve milletin temsilcileri olur. Bu durum, toplumsal sözleşmenin yerli ve milli parametrelerle yeniden tahkim edilmesini sağlar; siyasi kurumların meşruiyetini ve problem çözme kapasitesini en üst seviyeye çıkarır.
​C. Asabiyetten “Umran”a. Küresel Aktörlük ve Medeniyet İnşası

 

​İbn Haldun’un sosyolojisinde nihai hedef Umran’dır; yani gelişmiş bir medeniyet, ekonomik kalkınma, kamu düzeni, imar, ilim ve yüksek kültür seviyesine ulaşmaktır. Ancak iç asabiyeti zayıflamış, enerjisi iç çatışmalarla emilen ve güvenlik kaygılarıyla büzüşmüş bir toplumun medeniyet iddiası taşıması imkânsızdır. Terör prangasını söküp atan ve iç asabiyetini yerli-milli değerlerle güçlendiren bir Türkiye, kendi bölgesinde ve küresel alanda adalet merkezli, kurucu, düzen kurucu ve adil bir medeniyet aktörü (umran banisi) olma imkânına kavuşur.
Yerlilik ve millilik içe kapanmak veya dünyadan tecrit olmak değil, dünyaya kendi durduğu sağlam zeminden bakabilme özgüvenidir.
​İbn Haldun’un derin sosyolojik merceğinden bakıldığında; “Terörsüz Türkiye” hedefi, dış vesayet enstrümanlarının tasfiye edilerek milli asabiyetin (iç cephenin) yeniden ihyasıdır. Yerli ve milli kimlik inşa süreci ise bu asabiyete bilinç düzeyinde, kültürel ve toplumsal ruhunu veren temel çimentodur. İç kenetlenmesini tamamlamış, terör vesayetinden arınmış ve kendi değerleriyle barışmış bir Türkiye, geleceğin küresel dünyasında pasif bir izleyici değil, kendi modelini ve adalet anlayışını sunabilen özgüvenli ve belirleyici bir medeniyet aktörü olma yolundaki en kritik eşiği aşmış olacaktır.

Yorumlara Git

ASELSAN duyurdu: 523 milyon Euroluk sözleşme imzalandı

Belediye başkanı öfkesine hakim olamadı! ‘Seni geberteceğim!’ deyip üzerine yürüdü

Bakan Bayraktar 'Milli Enerji 2040' hamlesini duyurdu: 100 milyar dolarlık yatırım planı

İstanbul Valiliği'nden sağanak uyarısı! Sıcaklıklar birden düşecek

Tarihi görüntü: PKK bölgeden çekildi! Ülke bayrağı yıllar sonra yeniden asıldı