Aktüel
Nahl Suresi 90. Ayet Bize Ne Söyler?
Uzman Sosyolog Vedat Kat 'Nahl Suresi 90. Ayet Bize Ne Söyler?' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte o yazı;
Her cuma günü camilerde minbere çıkılır, hutbe okunur. Ve hutbenin sonunda o malum ayet okunarak bitirilir: Nahl Suresi 90. ayet.
Yıllardır dinleriz. Yıllardır kulaklarımıza çalınır. Ama maalesef, çoğu zaman bir ritüelin son cümlesi sanılır, geçilir.
Oysa o ayet, sıradan bir temenni değildir. Bir rica hiç değildir. "Yaparsanız iyi olur" diyen bir tavsiye metni hiç değildir.
Direkt emir kipidir!
Tüyleri diken diken etmesi gereken, insanı oturduğu yerde titreten, iliklerine kadar sorumluluk yükleyen net bir emirdir.
İman ettiğini iddia ediyorsan, "Pazarlık yok, yapacaksın!" diyen ilahi bir fermandır.
Ne diyor peki o sarsıcı ayet?
"Kuşkusuz Allah; adaleti, ihsanı (iyilik yapmayı) ve yakınlara vermeyi emreder. Fuhşiyatı (çirkinliği), münkeri (kötülüğü) ve bağyi (azgınlığı/haksızlığı) yasaklar. Öğüt alıp düşünesiniz diye size öğüt veriyor." (Nahl, 90.ayet)
Şu üç şeyi emrediyor: Adaleti, iyiliği (ihsanı) ve yakınlara yardım etmeyi.
Ve şu üç şeyi de kesin olarak yasaklıyor: Çirkin utanç verici işleri (fahşayı), kötülüğü (münkeri) ve azgınlık/zorbalığı (bağyi).
Bakın, ayetin kurgusuna iyi bakın.
"Ben iman ettim" deyip kenara çekilemezsin. "Allah affeder nasıl olsa" rahatlığıyla ahlaksızlığı yaşam tarzı haline getiremezsin. Keyfilik yapamazsın. Sorumsuzluğu, ciddiyetsizliği, aldatmayı, torpili, yetim hakkını yemeyi dindarlık ambalajına sarıp satamazsın.
Nahl 90, iman ile ahlak arasındaki o kopmaz bağı tam kalbinden yakalar.
Sana der ki: İman bir iddiadır. Ahlak ise o iddianın ispatıdır. İspatı olmayan bir iddianın mahkemede ne değeri varsa, ahlaktan, adaletten, dürüstlükten yoksun bir imanın da hakikat katında değeri odur.
Ayetin Anahtar Kavramları Neyi Anlatır?
Nahl Suresi 90. ayeti doğru anlamak, içindeki altı temel kavramı doğru okumaktan geçer. Kur'an, üç eylemi hayatın merkezine koymamızı emrederken, üç tutumu da kesin bir dille hayatımızdan söküp atmamızı ister.
Emredilen 3 Temel İlke:
Adalet: Sadece mahkeme salonlarındaki hukuk demek değildir. Her şeyi hakkına kavuşturmak, ölçüyü ve dengeyi korumaktır. İnsanlara ırkına, inancına, makamına göre değil; sadece hak ve hakikat terazisiyle muamele etmektir. Nepotizmi, torpili ve kayırmacılığı reddedip liyakati esas almaktır.
İhsan: İyiliği sadece lütuf olarak yapmak değil, bir adım öteye geçmektir. İşini, mesleğini ve eylemini en güzel, en nitelikli biçimde sunmaktır. Hz. Peygamber’in tanımıyla ihsan; "Tanrı'yı görüyormuş gibi yaşamak ve üretmektir" (Buhârî, İman, 37; Müslim, İman, 1). Ticarette, sanatta, akademide ve insan ilişkilerinde dürüstlüğün tavan noktasıdır
İtâi zi’l-kurbâ (Yakınlara Yardım Etmek): Toplumsal dayanışmanın ilk halkasıdır. İnsanlığı soyut biçimde sevip en yakınındaki akrabayı, komşuyu ve yoksulu görmezden gelen sahte hümanizme karşı bir uyarıdır. Dayanışmayı lafta bırakmayıp somut sorumlulukla en yakından başlatma emridir.
Yasaklanan 3 Temel Çürüme:
Fahşâ: İnsanın vicdanını ve toplumsal dokuyu kirleten her türlü edepsizlik, hayasızlık, gizliaçık fuhşiyat ve iffetsizliktir. Görsel, sözlü veya fiili olarak ahlaki sınırların fütursuzca ihlal edilmesidir.
Münker: Aklın, vicdanın ve dinin ortaklaşa "yanlış" dediği, toplumun huzurunu bozan her türlü kötülüktür. Yalan, rüşvet, hırsızlık, kamusal alanı gasp etme, gıybet ve aldatma münker kapsamındadır.
Bağy: Güç, makam veya servet sahibi olunca sınır tanımamak; zorbalık yapmak, başkasının hakkını gasp etmek ve kibirlenerek yeryüzünde tahakküm kurmaya çalışmaktır. Hukuksuzluğu kural haline getiren her türlü zalimce tutum "bağy"dir.
İşte bu altı kavram yan yana geldiğinde; dinin sadece ritüellerden ibaret olmadığını, bireysel vicdandan toplumsal hukuka kadar uzanan canlı ve sarsıcı bir ahlak nizamı olduğunu net biçimde gösterir.
Her cuma kulağımızın dibinde okunan bu ayet, aslında toplumsal çürümeye karşı çekilmiş en büyük kalkandır.
Adaleti emrediyor; çünkü adaletin olmadığı yerde din sadece bir ritüel kabuğuna dönüşür.
İhsanı emrediyor; yani işini güzel yapmayı, karşılıksız iyilik yapmayı, insan olmanın hakkını vermeyi emrediyor.
Akrabaya, yakına bakmayı emrediyor; yani en yakınından başlayarak toplumsal dayanışmayı kuracaksın diyor.
Peki neyi yasaklıyor?
Fahşayı... Yani her türlü ahlaksızlığı, edepsizliği, kirliliği.
Münkeri... Yani aklın ve vicdanın reddettiği, toplumun dokusunu bozan her türlü kötülüğü.
Bağyi... Yani zorbalığı, hakkı gasp etmeyi, yetkiyi kötüye kullanmayı, sınırı aşmayı.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.
Biz bu ayeti her cuma dinliyoruz da ne yapıyoruz?
Cuma namazından çıkıp terazi hilesine devam eden, fırsatçılığa son vermeyen, yere çöp atan, çevreyi kirleten, kaldırıma park edip kul hakkına giren, torpille liyakatı ayaklar altına alan, kamu malını aşıran, işçinin alın terini soğumadan ödemeyen adamın dinlediği Nahl 90.ayet ona ne söylüyor?
Hiç. Çünkü o, ayeti bir "dini melodi" gibi dinliyor, yaşam emri olarak almıyor.
Nahl 90 bize şunu söylüyor:
Müslümanlık laf kalabalığı değildir. Dindarlık rozet takmak değildir. İman eden; adil olmak zorundadır, dürüst olmak zorundadır, ahlaklı olmak zorundadır.
"Ama", "fakat", "lakin" demeyeceksin.
İman ediyorsan YA-PA-CAK-SI-NIZ.
O kadar. bunun şakası yok.