Aktüel
Tek Parti Devrinde Diktatörlük Manzaraları! (3)
Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal 'Tek Parti Devrinde Diktatörlük Manzaraları! (3)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Atatürk 1930'da İsmet İnönü ve Fethi Okyar ile kontrollü bir muhalefet partisi (Serbest Fırka) kurma fikrini tartışırken şunları söyler:
"Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize diktatörük nazarıyla bakıyorlar. (...) Halbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müesse bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesi bırakmak istemiyorum." (Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye - Fethi Okyar'ın Anıları, İş Bankası Y.)
Bu beyanların uzun uzun tahliline gerek yok. Cumhuriyetin banisi, manzaranın "diktatörlük manzarası" ve kalacak olanın da bir "istibdat müessesesi" olduğunu açık yüreklilikle itiraf ediyor. Öngörüsünde de yanılmıyor, kendinden istibdat müessesesi kalıyor ve yıllarca diktatörlük olarak devam ediyor. Hemen eklemeliyim ki, bu durumdan muzdarip olduğu, "keşke böyle olmamış olsaydı" arzusunu da ifade etmiş oluyor. Zaten SCF'nin kurulma planı, bu diktatörlük manzarasının izalesine yönelik. Adamı Fethi Okyar başkanlığında güvenilebilecek, kontrollü bir muhalefet partisinin manzarayı biraz olsun düzeltebileceğini umuyor!
Bütün bu verilerden ne çıkıyor? Diktatörlük ve istibdat görünümünden ciddi bir rahatsızlık var ama bu esastan düzelsin, demokrasi de gelsin istenmiyor. Manzaraya ilişkin ufak rötuşlar durumu kurtaracak gibi! Yoksa "iki eserimden biri cumhuriyet, diğeri de CHF" diyen biri, SCF tarafından iktidardan düşürülsün, onca emek ziyan olsun da istemiyor. Nitekim SCF kurulduktan sonra çok büyük bir teveccühe mazhar olunca, 3 ay sonra hemen kapatıyor. Biz bu vatanı yolda bulmadık değil mi, CHP'den başka partilere teslim edelim!
"Cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım!" anahtar cümledir. Bir iyiniyeti ve güzel temenniyi belirtmektedir! Ama dananın kuyruğunun koptuğu yer de burasıdır. Cumhuriyeti kendisinin "yaptığını" düşünmektedir ki, bu her tavrıyla teyit olunmaktadır zaten. 28 Ekim içkili akşam yemeğinde; "Arkadaşlar yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz." diyerek başkasına söz hakkı bırakmıyor. Ufak bir istişare ve mütevazi bir katkı'ya dahi mahal vermiyor. "Cumhuriyet en büyük eserim." Yani benim cumhuriyetim, şahsi eserim. Kendi yapımı bir cumhuriyet!
CHP ilkeleri, 6 ok, anayasa maddeleri haline getiriliyor. CHP genel sekreteri İçişleri bakanı yapılıyor. Valiler CHP il başkanları, kaymakamlar da ilçe başkanları oluyor. Tam bir parti-devlet modeli! Komünist ülkelerdeki model. Ulu önder (!) istiyor ki, CHP (ve Atatürk) cumhuriyeti sarsılmaz ve sabit olsun, görünürde de kendi kurdurduğu bir muhalefet partisi olsun. Ancak hiç teveccüh görmesin, seçim kazanıpda iktidara gelmesin! CHP'den başkasının asla iktidar olamadığı bir demokrasi!
Cumhuriyetimizin en büyük handikapı budur. Bu tablodan değil demokrasi, bir cumhuriyet dahi çıkmaz, çıkamaz. Nitekim de çıkmamıştır. Herşey manzaradan ibarettir ve "mış" gibi yapılmaktadır. Manzara da büyük kurtarıcının (!) dediği gibi bir "diktatörlük" ve "istibdat" manzarasıdır. Manzara olsun düzeltilememiş, cahil halk (!) cumhuriyet ve demokrasi oyununda, kendine bahşedilen rolü abartarak, CHP dışı iktidarlara yönelmiştir. Halka "karakterden çık artık" denilmekte fakat anlamamaktadır. Oyunu, şakayı gerçek sanmış, 1950 ilk serbest seçimden beridir 75 yıldır, bir kez olsun CHP'yi iktidar yapmamaktadır. Galiba da hiç yapmayacak! Bediüzzaman "Bu asil Türk Milleti İhtiyarıyla CHP'yi asla iktidar yapmayacaktır." demiştir.
Mustafa Kemal öldükten sonra arkasında bıraktığı müessese, tam da öngördüğü gibi, istibdat müessesesi, diktatörlüktür! Ölümünden itibaren 24 saat geçmeden pusuda bekleyen İnönü Cumhurbaşkanı olmuş, 1938'den 1950'ye kadar 12 yıl o da tam bir diktatörlük ve istibdat rejimi icra etmiştir. Fakat tek adam artık Atatürk değil, İnönüdür. Hemen paralardan, pullardan ve devlet dairelerinden, onun resimlerini kaldırıp kendi resmini asmıştır. Atatürk’ün naşını Etnografya müzesinde eski bir eser gibi bekletmiş, Anıtkabiri yaptırmamıştır. "Kral öldü, yaşasın yeni kral" demiştir. Eğer peşinden Celal Bayar ve DP'nin 10 yıllık iktidarı gelmeseydi Gazi tarihten büyük ölçüde silinecekti! İki sebebten; 1- Bayar, İnönü gibi Mustafa Kemal'e karşı rekabet hissi taşımaz, ciddi severdi. 2- DP ve Menderes, TSK'nın İsmet paşaya bağlılığına ve bir darbe ihtimaline karşı Atatürk’ü öne sürmekteydiler. Fakat bu tedbir işe yaramadı İnönücü (aynı zamanda Kemalist subaylar) ABD teşvikiyle 27 Mayıs kanlı darbesini yaptılar.
27 Mayıs kanlı cuntası İnönünün tam aksi olarak, Kemalizmi anayasal, yasal ve fiili olarak resmi devlet ideolojisi haline getirdiler. İnönünün (TSK'dan) özerk, müstakil politikalarını sivil hükümetler asla uygulayamadılar. Sivil ve seçilmiş iktidarlar kundaktaki bebek gibi sıkı sarıldılar. Bu şüphesiz ki, bir milli irade ve demokrasiyi kundaklamaktan başka bir şey değildi!
Mustafa Kemal'in demokrasi lehine tek teselli olarak; "Vakıa bir meclis vardır." ama beyanı, hakikat-i halde diktatörlük ve istibdada asla mani olamıyordu. Mebuslar serbest seçimlerle seçilmiyor, büyük şef tarafından atanıyorlardı. Gerçek bir Yasama değil, göstermelik, işlevsiz bir TBMM'dir. Meclis tam bir "majestelerinin meclisidir." Kendi iradesi asla yoktur!
Politika ve partiler zemininden daha belirleyici olan sosyoloji, toplumbilim zeminine geçelim. 100 yıllık uzun ve çeşitli cumhuriyet tarihi tatbikatları bize şunu net olarak gösteriyor; Aziz Türk milleti ile CHP, ideolojisi ve kadroları arasında ciddi bir doku uyumsuzluğu var. Bir devlet partisi, imtiyazlı elitler partisi, resmi ve anayasal ideoloji partisi olduğu halde, milletin tevecühünü taa Atatürk zamanından beridir alamıyor ve seçimleri kazanamıyor. Milletin dörtte birinden daha az bir desteğe sahip. Yanına milli görüş, AKPARTİ kaçkınları, MHP, İP, DEM, Fetöcüler ve Süleymancıları aldığında dahi seçimi kazanamıyor. O zaman tek çare kalıyor!
"Geri kalmış ülkeler kendi ordularının işgali altındadır!" 27 Mayıs darbecisi, Milli Birlik Komitesi (cuntası) mensubu, binbaşı Orhan Erkanlı, "Anılar-Sorunlar-Sorumlular" 1972'de yayınlanan kitabında bir amirale atfen söylüyor! 1965'te devlet partisi CHP mebusluğu, daha sonra da devlet gazetesi Hürriyet genel müdürlüğü yapmıştır. Cunta üyeliği, CHP mebusluğu ve Hürriyet patronluğu. Bu mekanizma sayesinde CHP ideolojisi 6 ok ve Kemalizm, seçim kazanarak iktidarda değil, ama daima muktedir. Böyle bir cumhuriyet ve böyle bir demokrasiyiz işte! Devam edeceğiz...