Medya
Umran Eylül 2016 sayısı çıktı!
15 Temmuz’un ana hedefi, Türkiye’nin parçalanmasıydı ki bu hareket FETÖ ile başlayıp onunla biten bir işgal hareketi değildir.
Hareket, başta ABD olmak üzere NATO çıkışlı, diğer Avrupa ülkelerinin de destek verdiği bir konsorsiyumun eseridir. Zaten darbe girişimiyle baş gösteren “mega-kriz”de bizi en çok endişelendiren, krizin bu küresel niteliğidir. 15 Temmuz darbe girişimi, büyük fotoğrafın merkezinde yer alan küçük bir noktadan ibaret olup, söz konusu büyük fotoğrafın en genel boyutunu, Batı dünyasının İslâm’ı tüm düşmanlıklarının hedefi haline getirmesi oluşturur. Takiben ele alınması gereken ise tarihsel birikimiyle/misyonuyla Türkiye’dir. Darbecilerin öldürmek istediği cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın diğer coğrafyalardaki Müslümanların gönüllerinde son derece itibarlı bir lider olduğu herkesin bildiği bir husustur. Zira farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanların mevcut durumlarına ve geleceklerine ilişkin güven ve umutlarında hep Türkiye vardır. Bu ise Türkiye’nin jeopolitik önemini kat be kat artırmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, İslâm’a ve Müslümanlara yönelik kin ve düşmanlıklarınhep hedefinde olan bir ülkedir. 1980’li yıllarda CIA’nın “Yakın ve Güney Asya Bölgesi Milli İstihbarat Şefi” görevini yürüten Graham Fuller, Amerikan dış politikasının en önemli hedeflerinden birinin liberal bir İslâmî reformu teşvik etmek amacıyla Nurcuların -özellikle Fethullah Gülen’in- desteklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ona göre Gülen ekibi, Türkiye’deki ve yurtdışındaki okullarıyla, vakıf ve şirketleriyle “Ilımlı İslâm” projesinin en önemli aracı olmaya adaydırlar.
İslâmî kesim bu şebekenin eğitim ve bürokrasideki gücünü avantaja çevirmek için işbirliği yaparken sol-liberaller İslâmcılardan kurtulmak, onların kimliklerini yozlaştırmak, İslâmî kesimi bölüp parçalamak, bir din olarak İslâm’ı reforme etmek için bu şebekenin fikirlerini neoliberal tezlerle kuvvetlendirip hem Türkiye’de meşrulaştırdı, fikri ve siyasi zemin oluşturdu hem başta AB olmak üzere uluslararası çevrelere tanıtıp, destek almalarını, ciddiye alınmalarını sağladı.
Öyle gözüküyor ki Türkiye, Osmanlı’nın son döneminde nasıl birtakım örgütler Batıdan aldıkları destekle ülkenin parçalanması için çalışmışlarsa şimdi de PKK, DAEŞ ve PYD gibi teşkilatlar FETÖ ihanet şebekesinin içeriden, aynı güçler tarafından da dışarıdan desteklenerek Türkiye’ye karşı canhıraş bir mücadele vermektedirler. 15 Temmuz hareketi, sadece sürecin bir parçasıdır; süreç devam etmektedir. Ana amaç, yeni sosyolojik fay hatları inşa ederek Türkiye’yi sosyolojik olarak bölmektir. Sivil ve askeri bürokrasi ile özel sektör alanında yapılan çok seri ve yoğun operasyonların, yeni bir sosyolojik ayrışmaya sebep olup olmayacağı, yeni fay hatları inşa edip etmeyeceği iyi hesaplanmalıdır.
Şunun da altı çizilmelidir; darbe girişiminin de etkisiyle birtakım şeylerin değişeceği kesin, önceki dünyaya geri dönüş olmayacaktır artık. Elbette ki bu travmatik kriz yeni bir toplum türü doğurmaz ama eski türü yıkmaya yardım edebilir. Bu açıdan siyasi sistemde veya eğitim alanında ‘köklü’ reformlar yapmanın işe yarayabileceği söylenebilir. Örneğin, kamuda ‘liyakat’ sisteminin getirilmesi bir çare olabilir.
Milletin, tüm o iktidar seçkinlerinin ve onlara ait mekanizmaların hiçbir işe yaramadığı yerlerde gerçek kurtuluş savaşlarını verdiği kadar, yardım çağrılarına çabucak icabet ederek, sahici yaşamsal mekânların yegâne inşa edicisi olduğunu bizzat yaşayarak gördük. Nitekim 15 Temmuz’da, daha emniyet güçleri harekete geçmeden, millet, darbeciler karşısında kendiliğinden harekete geçmiş ve oldukça farklı taktiklerle ciddi bir direnişi örgütlemiştir.
Unutmamalıyız ki İslâm, salt bir din duygusu biçiminde de olsa bu halkın Sünnisi, Alevisi, her türden etnisitesi, sarhoşu, başı açık gezen veya çarşafa bürünen kadını nezdinde, evvela bir şuura doğru akmakta ve sokaklara yayılmaktadır. Bu şuur altı tepkiler, beşerin fıtri aidiyet ve mensubiyeti olan sahih İslâm’a doğru evrileceği hususunda umut vermiştir. Müslüman münevverler artık dinle alakalı olarak geleneğin, folklorun bütün malzemelerini kutsamak yerine, onları İlahi Vahyin ölçüsüyle tartmaya başlamalı, bu öğretiyi şu temiz fıtratlı halklarına anlatmalıdırlar. Tercih edilen yeni hedefler ve uygulamaya konulan yeni yöntemler ya yeni bir düzenin oluşmasına yardım edecektir ya da zayıflığın ve zaafın neticesi olan uygulamalar sebebiyle, kriz bir çığ gibi her şeyi içine alacaktır.
Bazı Başlıklar:
Üst Akıl/Dış Beyin Siyonizm, İç Akıl/Beyin Masonluk, Taşeron Gülen Hareketi Burhanettin CAN
Küresel Güç Merkezlerinin Hedefindeki Türkiye Celalettin VATANDAŞ
Darbeler, Cemaatler ve Din Anlayışı Süleyman ARSLANTAŞ
Kadı Abdülcebbar ve Bazı Kur’ânî Meseleler Murat KAYACAN