Gündem
‘FETÖ 17-25 Aralık’ta hukuku katletti’
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Eski Dekanı ve Hukuk & Araştırma Vakfı Onursal Başkanı Avukat Hüseyin Altaş, 17/25 Aralık FETÖ yargı darbesinin perde arkasını Yeni Akit’e anlattı. 17/25 Aralık sürecinin Türkiye’nin karşılaştığı en sinsi darbe girişimi olduğunu kaydeden Altaş, “FETÖ’nün bir film senaryosu gibi kurgulayarak sahneye koyduğu olayların perde arkasına şahit olunca, ülke olarak böylesine büyük bir beladan kurtulduğumuz için şükrediyorum” dedi.
İSMAİL UĞUR / ANKARA - Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Eski Dekanı ve Hukuk & Araştırma Vakfı Onursal Başkanı Avukat Hüseyin Altaş, 17/25 Aralık FETÖ yargı darbesinin perde arkasını Yeni Akit’e anlattı. 17/25 Aralık sürecinin Türkiye’nin karşılaştığı en sinsi darbe girişimi olduğunu kaydeden Altaş, “Bu sürecin perde arkasında yaşananlar çok fazla konuşulmadı ama hukuk ve adalet kavramları kullanılarak gerçekleştirilen dünyanın en sinsi darbe girişimlerinden biriydi bu. FETÖ’nün bir film senaryosu gibi kurgulayarak sahneye koyduğu olayların perde arkasına şahit olunca, ülke olarak böylesine büyük bir beladan kurtulduğumuz için şükrediyorum” dedi.
7 YIL BOYUNCA DARBEYE HAZIRLIK YAPTILAR
- Hocam 17/25 Aralık yargı darbesi sürecinde bir hukuk adamı olarak bu darbe girişimine karşı önemli görevler üstlendiniz. FETÖ bu süreci nasıl hazırlayıp uygulamaya koyabildi?
- Öncelikle şunu ifade etmeliyim; FETÖ bu süreci birkaç günde planlamadı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan Bey’in alınması teşebbüsünden daha öncesine uzanan bir hazırlık aşaması göze çarpıyor. 2009 yılından itibaren bürokrasi-emniyet-yargı üçgeninde sahip oldukları kadrolarla giriştikleri hukuk dışı casusluk faaliyetleri var. İleride ülke yönetimini tümden ele geçirmeyi planladıklarından olsa gerek; planlarını gerçekleştirmek için 7 yıldan bu tarafa hukuk dışı yollardan malzeme biriktirmişler. Emniyetteki yapılanmalarıyla teknik takip ve izleme faaliyetleri yürütmüşler. Bu yasadışı takiplerden elde ettikleri ses ve görüntü kayıtlarını montajlamak suretiyle suç unsuru varmış izlenimi veren kasetler hazırlamışlar. Öyle stratejik yerlere adam yerleştirmişler ki; ülkenin en mahrem sırlarını bile kayıt altına alıp Pensilvanya’ya servis etmişler. FETÖ’nün planlarının neyi amaçladığı ortaya çıkınca aslında yaşadığımız süreçlerin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar doğurduğuna inanıyorum ben. Ya bu süreçler yaşanmasaydı ve bunların gerçek yüzleri ortaya çıkmasaydı, bir düşünün! Devletin bütün bilgileri düşman devletlere akmaya devam edecekti ve Allah korusun günün birinde Sayın Cumhurbaşkanımızı doğal bir ölüm gibi göstererek suikastla öldüreceklerdi. Geçmişte bunları yaşadık maalesef. Dış destekli bir ihanet yapılanması adeta bir örümcek ağı gibi devletin bütün kılcal damarlarını sarmış ve elde ettiği bilgileri montajlayıp birleştirerek, büyük bir algı operasyonuna, bir nevi algı darbesine yoğun bir hazırlık yapmış. 17/25 Aralık darbe girişimi, hazırlığı daha önceden yapılmış bir darbe senaryosunun sahneye konulmasıdır.
ALGI OPERASYONUNDA EN KULLANIŞLI ARAÇ YOLSUZLUKTUR
- Kamuoyunda oluşan yolsuzluk algısının gerçeklik payı yok muydu hocam?
- Kamuoyunda birini itibarsızlaştırmak ve yok etmek için algı operasyonu yapacaksanız, bunun en etkin konu başlıkları yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet ve fuhuştur. FETÖ de 17 Aralık’ta ağırlıklı olarak yolsuzluk temasını kullandı. Hücre evi olarak kullandıkları mekanlarda emniyet ve yargı içindeki çete elemanları operasyon dosyalarını önceden hazırlamışlar bile. Ne emniyet müdürleri ne de yargı kurumlarındaki yetkili kişiler hazırlığı yapılan operasyonlardan haberdar edilmiş. Düğmeye basıp startı veriyorlar. Ekranlarda çuval çuval soruşturma dosyaları ve deliller gösteriliyor. Deste deste paralar ve para sayma makineleri servis ediliyor TV’lere. Ülkenin en büyük bankalarından birinin genel müdürünün evinde yakalandığı iddia edilen ayakkabı kutularında bir sürü paralar. Kendi medya organlarından bunları servis ediyorlar. Para alışverişiyle ilgili telefon görüşmelerinin tapeleri ve daha birçok malzeme. Kamuoyu daha ne olduğu anlamadan tam bir yolsuzluk algısı bombardımanına tabi tutuluyor. O dönem hatırlıyorum; bu çetenin ne hainlikler yaptığını bilenler bile ‘hakikaten yolsuzluk yapmışlar’ kanaatine kapılıyor. Oluşturdukları bu kaotik ortamda HSYK içindeki çete elemanlarının koruması altında hukuku katlettiler, toplum önünde insanların itibarlarını yok etmeye çalıştılar. Daha sonra anlaşıldı ki; çuval çuval gösterdikleri belgeler hiç ilgisi olmayan konularda yazılmış, sırf kalabalık gözüksün diye çuvallara konulmuş evraklar. Hatta bu çuval çuval evraklardan birçoğunu da yakıp yok ettiler. Hizmet ettikleri küresel odakların, Türkiye ekonomisine milyar dolarlar kazandıran Halkbank gibi nadide bankasını batırmaları için gönüllü taşeronluk yaptı bu soysuzlar çetesi. Nihayetinde hukuku araç olarak kullanıp, amaçlarına ulaşmak istedikleri ortaya çıktı ve o davaların tümü takipsizlikle sonuçlandı.
BU ÇETE “PARALEL ÖRGÜT” SIFATINI SONUNA KADAR HAK EDİYOR
- Bazı dinlemelerde hakim kararları var. Hakimlerin hepsi mi FETÖ’cüydü?
- Baştada söylediğim gibi; bu bir algı operasyonudur. Olayın büyüklüğünü ortaya çıkartıp, bu olayın büyüklüğünden yararlanıp, hükümetin sanki bütün yolsuzlukları birlikte organize eden bir çeteymiş gibi göstermeye çalışıyor. Aslında siyasi bir algı operasyonu. Mesela tapeler (dinlemeler), devletin resmi kayıtlarında değil çoğu. İstanbul’da kurulan özel bir noktadan dinlemeler yapılmış. Bu dinlemenin yapıldığı noktayı kim kurdu. Savcılar niye kendileri devletin makamlarından dinlemedi de gittiler özel bir yerden böyle yaptılar. Bu çete ‘paralel örgüt’ sıfatını sonuna kadar hak ediyor. Böyle bir delil olabilir mi? Savcı dinleyecekse BTK’dan, TİB’den, Emniyet istihbarat, Jandarma istihbarat veya MİT’ten dinler. Gelip de benim ofisime bir tane bir şeyler kurup da buradan başkasını dinleme yapabilir misiniz? Bu kesinlikle kanuni suç. Hakim onay vermiş ama zaten bu bir çetenin işi olduğu için hakim de kendilerinden. Hakimler de çete üyesi olarak bunun kararını vermiştir. Hem de önlerine götürülen belgelerde kodlama isimlerle gidiyor. Hakimler aslında görevi doğru yapsa bu hukuksuzlukları yapamayacaklar. Bu kodlamayla mesela diyor ki mali terör örgütü suç örgütüdür. Bunun için dinlemem lazım diyor, orada kodlamayla gidiyor. Hakim olarak benim önüme gelse o dosya sorarım arkadaş buradaki kod kimin. Bu soruyu sormadan kararları vermiş. Şimdi hakimler bu kodların kime ait olduğunu bilmiyorduk diye savunuyorlar. Sorumluluk kesinlikle hakimlerde. Kodlamaya alakalı o kararı araştırmak zorundasın.
YARIN: HSYK korumasındaki FETÖ darbe girişimi nasıl önlendi?
KUTU GÖSTERİP SANDIĞI ÇALMAYA KALKTILAR
- 17 Aralık’ta tam olarak neler yaşandı? Bazı kesimler bu süreci halen bir yolsuzluk operasyonu olarak hatırlıyor. Yaşanılanlar gerçekten bir yolsuzluk operasyonu muydu?
- Şunu kesin bir dille söylemeliyim; hukukun adaleti sağlamak yerine belirli bir amacı gerçekleştirmeye dönük bir araç olarak kullanılmasına darbe denir; ki FETÖ’nün 17/25 Aralık sürecinde yaptığı tam da buydu. Adaletin tesis edilmesi için iddialar ve deliller hukukun kabul ettiği meşru yöntemlerle ve araçlarla elde edilmelidir. Bu prensibin dışına çıkıldığı anda sahte delil üretiminden tutun da suç oluşturmak için kurgulanan senaryoları hazırlamaya kadar her yöntem işin içine girer. FETÖ ihanet çetesi de o süreçte toplumda ‘suç var’ algısı oluşturmak için her türlü yöntemi denedi. FETÖ medyası tarafından bir bakana kurye ile rüşvet gönderildiğine dair görüntüler servis edildi. Ofise girerken o kişinin içeride teslimat yapıp yapmadığı konusunda netlik yok. Kapıdan girişinin yer aldığı bir görüntü var sadece ama sonrası yok. Ben şimdi yapabilirim. Bizim ofisimizin önünden birisi böyle bir görüntüyü verir gider, benim ne haberim olacak. Egemen Bağış’ın hesabına ilişkin hiçbir şey yok. Bu para alındı verildi olsa sonrasında kayıtlara girmez mi? O kişinin çıkış görüntüsü yok. Güya giriyor gibi ondan sonrası yok. Bunların düzmece görüntüler olduğu ortada. Tamamen algı operasyonu. Dava dosyalarına bakıldığında içlerinin boş olduğu görülüyor. Medyaya servis edilen görüntülerin Emniyetteki bilgisayarlarda olmadığı, FETÖ’cülere ait bir evde kurulan bilgisayarlarda olduğu tespit ediliyor. Amaçları da zaten meşru hukuk kuralları içinde bir operasyon yapmak değil, kamuoyunda ‘suç var’ algısı oluşturmak. Planlanmış ve programlanmış bir operasyon yani. Ayakkabı kutularını gösterip, ülkenin sandığını çalmaya kalktılar.