Medya
Umran 267. Sayı/Kasım 2016 çıktı!
Bilhassa geçtiğimiz bir buçuk-iki yıllık dönemde Türkiye, aynı anda birkaç terör örgütüyle/perde arkasındaki devletlerle savaşmak gibi tarihte benzerine az rastlanır bir çatışma sürecini yaşamakta.
Bu savaşın politik koşullar itibariyle neden tam da böyle cereyan etmekte olduğunu ve hukuki alandaki mücadelenin niçin başka türlü ilerleyemeyeceğini anlamamıza yardımcı olması noktasında, Carl Schmitt’in “topyekûn savaş” hakkındaki yorumları son derece ufuk açıcıdır.
Türkiye’nin “biz”i, 15 Temmuz’da maskesi bütünüyle düşen düşmanlarının karşısında bir politik birlik hâlinde duruyor, bu duruşuyla hem cephede asker tarafından verilmekte olan savaşın hem de yargıda cezalandırma, medyada ise propaganda biçiminde yürütülmekte olan mücadelenin psikolojik dayanağını oluşturuyor. Bütün düşmanlarına karşı şöyle sesleniyor: “Biz milletiz, Türkiye’yi darbeye, teröre yedirmeyiz.”
En “romantik” çevre olarak Kemalistler 27 Mayıs ve 28 Şubat’ta olduğu üzere askerle işbirliği ve hatta askere akıl hocalığı yaparak eski imtiyazlı günlerine tekrar dönme çabalarını sürdürmekteler. Ama şimdi, özellikle de 15 Temmuz darbe girişimi üzerinden açık-seçik anladılar ki artık milletin desteğini almadan, ideolojik unsurlarından Halkçılıklarının gereği olan “halka rağmen halk için” anlayışının gereklerini uygulayarak iktidar olmaları; iktidardan pay kapmaları mümkün değil. Bu sebeple “sistemin fabrika ayarlarına dönüş” çağrısı yapmaya başladılar. Kemalistler “fabrika ayarları” ile de 30-40’lı yılların Türkiye’sini kastediyorlar. Ancak toplumsal hafıza “fabrika ayarlarıyla” bu halka ne acılı ve karanlık bir tarihin yaşatıldığını unutmuş değil!
Türkiye’de farklı siyasal partilerin bayraktarlığında ilerleyen hegemonya stratejileri (AK Parti, MHP, CHP ve HDP) asla diğerinin rızasını kazanacak biçimde genişlememektedir. Siyasal partilerin etrafında dolaştığı parlamenter sistem, başkanlık sistemi, özerklik mücadelesinin oturduğu esas sorun “Nasıl Bir Cumhuriyet?” sorusunda düğümleniyor. Vurgulamak gerekir ki cumhuriyet krizinin aşılamaması Türkiye’nin krize girmesine neden olacaktır. Karmaşık, çelişkili ve uyumsuz üst-yapılar alanında, bu krizleri daha da derinleştirecek tavırlar sergilemeksizin, kılı kırk yararcasına kritikler yapmak, öylece çözümler üretmek son derece önemlidir!
Bazı Başlıklar:
“Fabrika Ayarlarına Dönüş” Umutları veya Kemalizm/Celaleddin VATANDAŞ
Türkiye’yi Kasıp Kavuran Fitne/Burhanettin CAN
İslâmcılık yahut Profesyonel İslâmcılara Dair/Cemil ÖĞMEN
İslâmî Hareketler ve İslâm Dünyasındaki Değişim Talebi/Ramazan YILDIRIM
Malik bin Nebi, “Sömürülebilirlik ve Gelişmemişlik/Kasım KASIR