Aktüel
Filistinliler için 9 yılda ne yaptın
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, kuruluş gerekçesi Kudüs ve Filistin davası olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nda iki dönem üst üste Genel Sekreterlik görevi yaptığını hatırlatan Ramazan Yıldırım; İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde Filistin’i konuşmaya başladığını söyledi. Yaptığı açıklamalarda BM’nin harekete geçmesi gerektiğini söyleyen İhsanoğlu’na “İslam İşbirliği Teşkilatı’nda iki dönemlik Genel Sekreterliğinde Filistin için ne yaptın?” diye soran Yıldırım, “Şu anki temennilerini keşke o dönemde gerçekleştirmiş olsaydı” şeklinde konuştu.
RÖPORTAJ: HÜSEYİN KULAOĞLU - Terör devleti İsrail’in Gazze’ye gerçekleştirdiği saldırılarla mübarek Ramazan ayında hüzne boğuluyoruz. İsrail’in hunharca saldırıları, yüreğimizi parçalarken, Türkiye gibi birkaç ülke haricinde dünyanın sessizliğe gömülmesi ise içimizi daraltıyor. Biz de İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA tarafından Arapça olarak yayınlanan Ru’ye Türkiyye dergisinin editörü Doç. Dr. Ramazan Yıldırım ile İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını, dünyanın sessizliğini ve neler yapılması gerektiğini konuştuk…
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını nasıl değerlendirmek gerekiyor?
- İsrail’in, Camp David ile birlikte bölgede kurmuş olduğu düzen Arap Baharı’yla beraber sarsıldı. Çünkü bu anlaşmanın en büyük bekçiliğini yapan Mısır içten içe kaynadı ve Suriye’deki düzen de bozuldu. Yani bunlar aynı zamanda İsrail adına bölgeyi dizayn eden düzenlerdi. Bunların bozulması İsrail’i biraz geri plana itti. İsrail ise “Arap devrimlerine karşı bir devrimle” bunları tersine döndürme faaliyetlerinin içerisinde yer aldı. İsrail’in darbeye vermiş olduğu destekten şunu anlıyoruz ki; Mısır’ın bu yeni yönetimi Camp David anlaşmasını yeniden asrına icra ve tahkim edecek.
Son saldırılara gelirsek...
- Bu son olay kapsamında da her Ramazan ayında, Müslümanların ağzının tadını bozacak bir sürü olaylar oluyor. İsrail, nasıl olduğunu dahi bilmediğimiz üç gencin Filistinliler tarafından öldürüldüğünü bahane ederek Gazze’ye saldırılarını başlattı. Başlatırken de, ilk günlerde, otobüs durağındaki İsraillilerin yere yatmış görüntülerini, boş salonları ve siren seslerini paylaşarak, dünya kamuoyuna, “Gazze’den kendisine yönelik bir tehdit geldiği” yönünde mesaj verdi.
Gazzeliler, bir bina yapamazken, içeriye demir ve çimento sokamazken, işin en kötü yanı karnını doyuramazken, İsrail’i tehdit ediyor algısını oluşturdu. Burada İsrail’in devletçiliği Musevilere de yaramamıştır. İsrail devleti artık bütün dünyadaki Museviler için bir yüktür. Musevilerin bu yükten kurtulması gerekiyor.
İsrailoğullarına devlet yaramadı nasıl yani?
- Beni İsrail kavmi, devlet denilen aygıtı 60 senedir fütursuzca kullanmaktadır. Bu tarihi tecrübe göstermiştir ki İsrailoğullarına devlet yaramamıştır ve devletli olma halinin hakkını verememişlerdir. Çünkü devlet olma hali ciddi bir iştir ve İsrail bu ciddilikten uzaktır. Uluslararası kuralları, ilkeleri, etiği, geleneği bu kadar iğdiş eden bir başka devletin yeryüzünde olduğunu da bilmiyorum. Dolayısıyla Tih çölünün çocuklarına devlet yaramamıştır. Hz. İsa’nın iki bin yıl önce söylediği o veciz ifadeyle “Beni İsrail, Filistin topraklarını haydut inine çevirmiştir.”
Gazze’ye saldırılar sonrası Almanya, İsrail’in tarafında olduğunu açıkladı. Bazı ülkeler ise endişe duyduklarını belirtmekle yetindi. Birleşmiş Milletler (BM), Amerika ve Batı ülkelerinin tavrını nasıl görüyorsunuz?
- Almanya’nın tavrını doğrusu pek fazla ciddiye almıyorum. Çünkü sürekli İsrail yanlısı demeçler vererek toplumsal hafızasını temizlemeye çalışıyor. Dünyadaki bütün Yahudilerin Almanya üzerine kurmuş oldukları bir egemenlik vardır. Yani Almanya, onların elinde bir rehinedir. Dolayısıyla Almanya bu tür açıklamalar yapıyor.
HALK HAMAS’TAN KOPARILMAYA ÇALIŞILIYOR
Peki, Birleşmiş Milletler?
- Şimdi BM’ye gelince, BM’nin almış olduğu kararları bu kadar çarçur eden, bu kadar dejenere eden ya da kadük bırakan İsrail’den başka bir ülke yok. O zaman karşınızda uluslararası teamüllere, etiğe göre hareket eden, uluslararası anlaşmalara bağlı kalan, uluslararası değerlerle politika üreten bir devlet yok.
Bu yüzden BM’nin İsrail’e yönelik almış olduğu kararları uygulayamamasını pek fazla ciddiye almamak gerekiyor. BM de zaten bu son Gazze saldırısında sessiz kalmıştır. Amerika her zamanki gibi desteğini vermiştir. Şu anda ise bölgede Hamas’ı itibarsızlaştırma politikası güdülüyor. Filistinlilerin gözünde Hamas itibarsızlaştırılarak, “Biz aslında bu zulmü sırf Hamas olduğu için uyguluyoruz” mesajı veriliyor. Böylelikle Filistinlileri, Hamas’ın içerisinde yer almadığı bir sisteme doğru götürmek istiyorlar.
DARBECİ SİSİ, GAZZE’YE SAHİP ÇIKAMAZ!
İsrail’in Mısır’ın arabuluculuğunda 5 saat süren bir ateşkes anlaşması oldu. Bu kısa ateşkes anlaşmasını nasıl okumalıyız?
- Mısır’ın tekrar gündeme getirilmesi ve Abdülfettah Sisi’nin meşrulaştırılması operasyonu yürütülüyor. Hâlbuki ateşkes sürecinde Mısır’ın görevi sadece İsrail tarafından İbranice kaleme alınan metnin Arapça’ya çevrilip Filistinlilere dayatılmasından ibarettir. Mısır bu durumda, arabulucu değildir. Bir de kalkıp burada ateşkesi Hamas ve onun üzerindeki Türkiye ile Katar’ın bozduğu iddia ediliyor. Bu durum bir trajedidir. Bu noktada, İsrail karşısındaki yenilginin veya Nakba’nın korkusunu iliklerinde hisseden Sisi, Gazze’ye sahip çıkamaz.
Körfez ülkelerinin sessizliğine ne demeli?
- Suudi Arabistan sessiz... Filistin’in hemen yanıbaşındaki Ürdün sessiz... Bütün bu sessizliğe rağmen iki gündür Mısır sokaklarında, Gazze lehine eylemler yapılıyor. Suriye’dekiler kendi durumlarına rağmen Gazze’ye destek çıkıyor. Tunus ve Fas hakeza... Dünyanın birçok bölgesinde, bu dayanışmayı görüyoruz ama maalesef Arap dünyasında yeni sistemle birlikte var olmaya çalışan Körfez ülkelerinden ve Suudi Arabistan’dan ses duyamıyoruz. En güçlü sesi resmi olarak Türkiye, İran, Şili ve Brezilya verdi.
FİLİSTİNLİ AKTÖRLER TÜRKİYE'Yİ TERCİH ETTİ
Türkiye Hükümeti’nin, Mahmut Abbas’ı çağırması ve BM’yi acil toplantıya çağırmasını nasıl görüyorsunuz?
- Türkiye, bölgede güçlü bir siyasi iradeye sahip. Filistin’deki aktörler de bunu biliyor. Mısır, Halid Meşal ile Mahmut Abbas’a “Ankara’ya gitmeden önce Kahire’de buluşalım” mesajını vermişti ama buna rağmen Ankara’ya geldiler ve görüşmeler yapıldı. Çünkü Filistinli aktörler, Mısır’da kendilerini eşit görmüyor. Mısır’da muhtemelen Hamas aleyhine ve başka güçler lehine bir denge var.
İİT, S.ARABİSTAN'IN AJANDASI DIŞINA ÇIKAMAZ!
Arap Birliği veya İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) tepkisizliğine ne diyorsunuz?
- Arap Birliği, derin Mısır aklının yani akılsızlığının güdümünde olan bir yapıdır. Mısır’ın politikalarının dışında bir politika yürütmesi mümkün değildir. Buna karşın kuruluş gerekçesi Kudüs olan, Filistin davası olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın da Suudi Arabistan’ın ajandasının dışına çıkması düşünülemez. Maalesef bu uygulamalardan bunu gördük.
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bu dönem Genel Sekreterliğini de Suudi birisi aldı...
- Suudi birisinin alması fark etmiyor. Önceki Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu, iki dönem üst üste görev yaptı. Filistin davasıyla ilgili sadece almış olduğu bir Kudüs madalyasından başka bir şeyden bahsedemiyor. İhsanoğlu şu anda yaptığı açıklamalarda ise BM’nin harekete geçmesi gerektiğini söylüyor. “İki dönem İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Genel Sekreterliğinde bulundunuz, o dönem Filistin için ne yaptınız?” diye sorarlar. Şu anki temennilerini keşke o dönemde gerçekleştirmiş olsaydı.
İhsanoğlu, İİT’de iki dönem görev yaptığında, arkasına Türkiye’nin gücünü almış olmasına rağmen, Suudi Arabistan’ın ajandasından çıkamamıştır. İİT’nin yapısı budur. Arap Baharı ile birlikte devrimlerdeki süreç tıkanmamış olsaydı hem İslam İşbirliği Teşkilatı, hem de Arap Birliği farklı bir evreye dönüşecekti. Zamanın ruhu dediğimiz yapıyı benimsemiş olacaktı. Bu iki kuruluş da soğuk savaş döneminin bütün korkularını ve aynı zamanda İsrail karşısındaki o yenilginin korkusunu da iliklerinde hissetmektedir. Yani bunların buralarda bürokratik bir tepki vermeleri mümkün değil.
İHSANOĞLU, SONUNDA FİLİSTİN'İN MİLLİ BİR MESELE OLDUĞUNU KAVARAYABİLDİ
Burada, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, “Türkiye olarak Filistin’e tarafsız kalmalıyız” şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bir televizyon programında söyledi ve sanırım o bir sürçü lisandı. Burada Filistin davası Türkiye’nin milli davasıdır. Muhtemelen Ekmeledddin İhsanoğlu, Cumhurbaşkanlığına aday olduktan sonra bunu gördü. Filistin davasının, Türkiye’de sağcısı, solcusu, dindarı veya İslamcısı yoktur. Filistin davası, Sultan Abdülhamit’ten beri Türkiye’nin, Türkiye siyasetinin ve devletinin bir milli davasıdır. Bunu biz en kritik dönemlerde Meclis’teki bütün partilerin bir araya gelerek İsrail’in katliamlarını kınamalarında da gördük. Dolayısıyla İhsanoğlu muhtemelen Filistin’in Türkiye’nin bir milli meselesi olduğunu kavramıştır, kavramak zorundadır. Bunu kavraması gerekiyor. Sonraki demeçlerinde de bunu fark ettik.
O SÖZÜ, İHSANOĞLU’NUN EN TALİHSİZ CÜMLESİ OLACAK
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, “Suriyelilere kapıyı hiç açmamalıydık” sözünü nasıl yorumluyorsunuz?
- Ekmeleddin İhsanoğlu’nun tarihine geçecek çok talihsiz bir cümledir. Muhtemelen bu söz yakasını bırakmayacak temel sözlerinden biridir. Bu sözle Türkiye gerçeğine ne kadar uzak olduğunu da ortaya koymuştur.
SEÇİM ÖNCESİ KİRLİ BİR PROVOKASYON PEŞİNDELER
Suriye meselesine de gelirsek Türkiye’de son günlerde Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adana’da Suriyelilere yönelik saldırılar oldu. İHH’nın iftar TIR’ı da Hopa’da Suriyeliler bahane edilerek saldırıya uğradı. Suriyeliler 3 senedir ülkemizde misafirken, bu dönemde böyle olayların olmasını nasıl görüyorsunuz?
- Bu olayları provokasyon olarak okuyorum. Hopa’yı bir tarafa tutarsak, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adana’da provokasyon yapılması, önü alınamaz büyük tehlikeleri beraberinde getirebilir. Bu noktada, hem STK’ların, hem o bölgelerdeki yerli halkın, hem de devletin teyakkuzda olması gerekiyor. Buralar aynı zamanda nüfus olarak da farklı etnik yapıları barındıran ve aynı zamanda buna rağmen Suriye dramına en fazla sahip çıkan illerimizdir.
Bu olaylarda Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir etkisi olabilir mi?
- Evet. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bir provokasyon denemesi de olabilir. Çünkü karşımızda Türkiye’nin dış politikası üzerinden faturayı Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’na kesen bir siyasi irade var. Bu siyasi irade, kendisine toplumsal bir destek bulma arayışında. Eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi arefesinde bunu bir provokasyona dönüştürebilirlerse, bu iş en çok muhalefetin işine yarar.
MÜSLÜMANLAR ELLERİNDEN GELEN HER ŞEYİ YAPIYOR
Aslında temel soru şudur. Gazze, Doğu Türkistan, Arakan, Orta Afrika, Suriye ve Mısır gibi yerlerde sürekli Müslümanlara yönelik bir zulüm var. Bu zulmün kökten çözülmesi noktasında bireyler olsun, devletler olsun neler yapmalı?
- Sivil alanda Müslümanlar, ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Son yıllarda, ümmet bilincinin, ümmet şuurunun daha fazla arttığını görüyoruz ama bunların hepsi sivil faaliyet olarak kalmakta. Bundan sonraki aşama, artık devletlerin resmi olarak devreye girmesi.
Sivil faaliyetlerin de, sivil alanların da belirli bir gücü vardır. Onun dışına çıkamaz ama bu aşamadan sonra eğer devletler resmi olarak devreye girerlerse, ortak bir politika belirlerse, bu sorunların üstesinden gelebilirler. İkincisi, umutlu olmak lazım...
Filistin’deki bebekler zafer işaretiyle doğdukça, Filistinli anneler kendi üzerlerine atılan o bombaların, o mermilerin kapsüllerinde gül yetiştirdikçe, bu umut tükenmeyecektir. Bu umut aynı zamanda bu coğrafyadaki zulümlerin de sonu olacak.