Gündem
Veli Küçük: FETÖ bizim kadrolu personelimiz
Yeniakit.com.tr ‘ye özel açıklamalarda bulunan İlahiyatçı yazar Ahmet Tekin Hoca, “Sayın Cumhurbaşkanımız da çıtayı yükseltmeli, 3 çocuk yerine yeni evlenen çiftlerden 5 çocuk istemelidir. Sezeryanle ancak iki çocuk doğurulur. Halbuki, her bir ailede 5 çocuk olmalı ki, ülke şuurlu etnik azınlıkçıların ve nüfusları devamlı artan dış düşmanların savaşsız istilasına maruz kalmasın” dedi.
Yeniakit.com.tr ‘ye özel açıklamalarda bulunan İlahiyatçı yazar Ahmet Tekin Hoca, “Sayın Cumhurbaşkanımız da çıtayı yükseltmeli, 3 çocuk yerine yeni evlenen çiftlerden 5 çocuk istemelidir. Sezeryanle ancak iki çocuk doğurulur. Halbuki, her bir ailede 5 çocuk olmalı ki, ülke şuurlu etnik azınlıkçıların ve nüfusları devamlı artan dış düşmanların savaşsız istilasına maruz kalmasın” dedi.
CUMHURBAŞKANIMIZ ÇITAYI YÜKSELTMELİ, 5 ÇOCUK İSTEMELİDİR
-Türkiye’de son yıllarda sezeryanla doğum oranının dünyanın diğer ülkeleriyle yapılan kıyaslamaya bakılırsa oldukça arttığını görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Hanımlar kendi sağlıklarını, çocuklarının sağlıklarını ve ait oldukları milletin geleceğini düşünerek fıtri yolla, tabii yolla doğurmayı tercih etmelidirler. Allah Teala kendine has yaratma özelliğini, hanımların rahminde tecelli ettirmektedir. Bu kadar değerli ve kutsal bir organı, ciddi sağlık sebepleri dışında kimse tahrip etmemelidir. Sezeryanle ancak iki çocuk doğurulur. Halbuki, her bir ailede 5 çocuk olmalı ki, ülke şuurlu etnik azınlıkçıların ve nüfusları devamlı artan dış düşmanların savaşsız istilasına maruz kalmasın. Sayın Cumhurbaşkanımız da çıtayı yükseltmeli, 3 çocuk yerine yeni evlenen çiftlerden 5 çocuk istemelidir
AHLAKİ YOZLAŞMANIN VARLIĞI İNKAR EDİLEMEZ
-Ahlaki yozlaşma konusunda topluma ve yetkililere bir uyarınız olacak mı?
Toplumda bir ahlaki yozlaşmanın varlığı inkar edilemez. İslami anlayışın toplumda genişlemesine ve derinleşmesine paralel olarak, ahlaki yozlaşma da genişlemekte ve derinleşmektedir. Yazılı ve görsel medya bunu hızlandırmaktadır. Yetkililere bu konuda epey görev düşmekle beraber, tek tek Müslümanların görevi de yetkililerin görevinden az değildir.İslamın ilk günlerinde, Mekke ve Arap yarımadası ahlaki çöküntünün dibine vurmuştu. Bu dibe vuruşun ve çürümenin önüne, kadınlar, çocuklar, gençler, köleler ve eşraftan da az bir grupla birlikte Hz. Peygamber, insanlarla tek tek ilgilenerek önüne geçti ve düzeltti. Bu gün Hz. Peygambere rehberlik eden Kur’an ve Sünnetiyle Hz. Peygamber aramızda sayılır. Aynı mücadele metodu uygulanırsa bu yozlaşmanın önüne geçilir.
İSRAİL ORTADOĞU’DA ÇIBANBAŞIDIR
- İsrail’in Mescidi-i Aksa’ya yönelik uyguladığı insanlık dışı muameleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsrail Ortadoğu’da bir çıban başıdır. Arkasında duranlara ve mevcut gücüne güvenerek, karşısındakilerin dağınıklığından, dolayısıyla güçsüzlüğünden faydalanarak oldu-bittilerle geleceğe ait planlarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Mescidi Aksaya yönelik insanlık dışı muamelenin asıl sebebi budur. İslam dünyası birlik olduğunu, tek yumruk halinde hareket edeceğini göstermediği sürece bu tür saldırgan davranışları devam edecektir. İslam Ülkelerinin idarecilerinin tutum ve tavırları, Türk Devletinin idarecilerinin, yani Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki hükümetin tutum ve tavırlarına paralel hale gelmedikçe İsraili gemlemek hayli zordur. Mescidi Aksa ve Kudüs mü’minlere peygamberler emanetidir. Her Müslüman fert bu emanete sahip çıkma şuurunda olmalıdır. Sadece Türkiyenin keskin ve kesin tavır koyması sebebiyle İsrail emelini gerçekleştiremeyecektir.
TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİLDİR
- Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğini ve İslam dünyasının kendisinden beklentisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk Milleti uzun geçmişi içinde, İslam Dünyasına en uzun süreli liderlik etmiş bir millettir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türk milletinin tarihi misyonuna sahip çıkmaktadır. Bu hem sosyolojik bir gerçek, hem de Türk Milletinin İslam milletleri içinde stratejik yeri itibariyle bir sorumluluktur. İslam milletlerinin kendisinden beklentisi de budur. Türkiye eski Türkiye değildir. Savunma sanayindeki gelişmeler Türkiye’nin de, dostlarının da yüzünü güldürmüştür. Arapça eğitim veren üniversitelerde eğitim gören Türk gençlerinin sayısı 80 000. i bulmuştur. Bunlar İslam alemini organize etme konusunda Türkiye için iki büyük imkandır. Bunlara ilave olarak ulaşım, iletişim ve sanayi konusunda nisbi gelişmişlik de cabasıdır. Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında Türkiye bu liderliği tam manasıyla hak etmekte; tarihi misyonu itibariyle de mecbur bulunmaktadır.
ASIL HEDEF TÜRKİYE !
- Sözünü ettiğiniz şer güçler ve taşeron örgütlerin Türkiye’yi ve Erdoğan’ı hedef almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir defa öncelikle Türkiye hedefte, Türkiye ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan hedefte. Bugüne kadar Türkiye’yi istedikleri gibi idare ediyorlardı, Yetiştirdikleri “keymen” leri vardı. şimdi istedikleri gibi idare edemiyorlar. Onların yasaklarına rağmen Türk ekonomisi hızla büyümeye devam ediyor. Bu da onarı çıldırtıyor. Bunlar içerideki taşeronları ile, yabancı vakıflar, yabancılara uşaklık eden medya organları ve gazetecileri kullanarak Türkiyeyi engellemek ve hızla varacağı hedefe ulaşmakta yavaşlatmak istiyorla. Tayyip Beyi yerlerse Türkiyenin bu hedefleri gerçekleştiremeyeceğini zannediyorlar. Bu sebeple Tayyip Beye yükleniyorlar.
MÜSLÜMANLIĞIMIZDA SIKINTI VAR
- İslam ülkeleri olarak bildiğimiz ülkelerin Katar’a karşı uyguladıkları akıl almaz ambargoyu nasıl yorumluyorsunuz?
Biz samimi Müslüman olsak bizleri paspas gibi yerlerde ezemezlerdi. Bizim müslümanlığımızda sıkıntı var. Yabancı ülkelerle Müslümanlardan daha sıkı ilişkiler içerisinde olan Müslüman devletler ve devletçikler var. Bundan kaynaklı sıkıntılar yaşanıyor. Son olarak Katar’ı kurban seçtiler. Bunun belki birinci sebebi Katarın Türkiye ile yakın münasebeti. Küçük bir devletçikle deneme yapıyorlar ki, acaba büyüğünü de bu yolla halledebilir miyiz diye. Pakistan’daki Navaz Şerife yaptıklarını, Türkiye’de birkaç yolla sayın Cumhurbaşkanımıza ve partisine yapmaya kalkışmadılar mı? Aslında Katara ambargo uygulayanlar, siyasi ve askeri güce her şeyden fazla itibar gösterdikleri için daha büyük, daha değerleri geri plana itiyorlar. Katar’a arka çıkan olunca da ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
FETÖ İÇİN VELİ KÜÇÜK ‘BİZİM KADROLU PERSONELİMİZ’ DEMİŞ !
- Siz bu FETÖ’nün tehlikeli olduğunu ilk olarak ne zaman fark ettiniz?
Fetö kanal D de Yalçın Doğanla bir mülakat yapmıştı. Orada “İmam Hahatip Okullarını kapatalım. Benim okullarım yeter” dediğinde bu serseri ne diyor diyerek bu haine mim koydum.99 yılında Tuncay Özkan bey ile Osmanlıca bir belge okumak için buluştuğumda bana “Hocam siz akıllı bir adamsınız benim şuanda söylediklerim yoruma dayalı değil, istihbari bilgilerdir dedi, halkın referans kabul edebileceği bir kısım insanları ön plana çıkararak bu millete Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin meşru birer din olduğunu lansa edecekler buna karşı tedbir alın diye ilave etti.. Daha sonra Tuğgeneral Veli Küçük askeriye içinde istihbarat ağı kurmuş birisi, bana FETÖ ile ilgili, bu bizim kadrolu personelimiz. Belki bir gün işimize yarar, bu kişinin yanlış fikirlerini tenkit et, fakat ismini fazla zikretme şeklinde telkinde bulundu. Daha sonrada ben bu kişinin üzerine çalışmalarıma başladım.
SÜLEYMAN ATEŞ DE FİKREN FETÖ İLE BAĞLANTILI...
- İslami açıdan FETÖ, Türk milletine ne gibi zararlar verdi?
FETÖ, sureti haktan gözükme bakımından geçmiştekilerin hepsine rahmet okutacak düzeyde bu ülkede faaliyet gösterdi. Devlete sızarak herkesin bildiği hainlikleri, ahlaksızlıkları, kanunsuzlukları yapmaya çalıştılar. Mesela üç İbrahimi din safsatasını uydurdu. Allah katında tek din İslam’dır. Hiçbir zaman Kuranda dinler tabiri geçmez. Tek din vardır. Bunlar Allah’ın din demediği şeylere din dediler. Dindarlar arası diyaloğu dinler arası diyalog haline getirerek bunu meşrulaştırmaya çalıştılar. Din olmayan sosyolojik manda din sayılabilen inançları İslam ile eşit seviyeye getirmeye çalıştılar. Süleyman Ateş gibiler bu dili kullandılar bu ülkede. Süleyman Ateş de fikren FETÖ ile bağlantılı olabilir. İsevi Müslümanlık diye bir şey icat ettiler. Kelime-i tevhit i değiştirdiler. Ve bu sapkınlıkların anlatıldığı kitapları o zaman Yeni Şafak gazetesi dağıttı. O kitapta peygamberimize iman etmese de Cennete girilebileceği yazıyordu. Urfa’da bir camide müftü, papaz ve haham’ı bir araya getirdiler. Hatay’da sözde bir Sırat köprüsü kurdular ve dinle apaçık alay ettiler. Ezanı Muhammedürrasulullahsız okumaya kalkıştılar. Haçlı ordularından korkulmaması gerektiğini telkin etiler. Kendisini, Hz. Muhammed ve Cebrailden üstün görecek beyanatlar verdi.Buna söylenecek en ağı laf v tenkit bu haini ifadeye yetmez.
AHMET TEKİN KİMDİR?
1946 sonbaharında bağlar bozulurken Nevşehir’in Karacauşağı köyünde doğdu. İlkokul’a devam ederken hafızlığı da bitirdi. 1968’de İstanbul İmam-Hatip Okulu’ndan birincilikle mezun oldu. 1972’de İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nü,1974 ‘te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1973 ‘te Edebiyat Fakültesi’nden Umumi Sosyoloji sertifikası aldı. Hukukta öğrenim gördüğü sırada Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi ve Hukuk Metodolojisi derslerini seçerek okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kamu Hukukunda doktoraya başladı, tez safhasında bıraktı. İst. Barosuna kayıtlı olarak avukatlık-müşavirlik yaptı.Emekli oldu. Kamu Hukuku, Tefsir ve Hadis Uzmanıdır.
1968’de “İslâm Fıkhında Mürtede Ait Hükümler” isimli Doç. Dr. Abdürrezzak Samarrâî’nin kitabının dörtte üçünü tercüme etti. (Osman Zeki Soyyiğit’le birlikte) O dönemde “Türk ve Amerikan Hukuklarında Grev ve Lokavt Ertelemesi”, “İslâm Hukukunda Yabancılar Hukuku”, “İslâmdan Önceki Türkler’de Devlet ve Hukuk Anlayışı” konularında üç önemli çalışma yaptı.
1971’de Muhammed Yusuf Kândehlevî’nin “Hadislerle Hz. Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık” isimli 5 ciltlik hadis kitabını tercüme etti. Kitap 7 baskı yaptı. (Rahmetli Ahmet Muhtar Büyükçınar, rahmetli Yaşar Erol, Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Mustafa Yalçın ile birlikte)
1974’te Talim Terbiye Kurulu Başkanı’nın başkanlığında “Ahlâk Dersleri Programı” nı hazırlayan komisyonda çalıştı. Rahmetli Doç. Dr. Nurettin Topçu, Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör, rahmetli Yaşar Erol ve Dr. Emin Işık ile birlikte orta öğretimde okutulan “Ahlâk” kitaplarını yazdı. Bu kitaplar 1975 – 1980 yılları arasında MEB Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından, 14 Milyon beşyüz bin adet basılmıştır. Kalem Yayınevi’nde 155 kitap neşretti. Bu kitapların editörlüğünü yaptı. Bu arada Ahmet Muhtar Büyükçınar, Ömer Faruk Harman, rahmetli Yaşar Erol ile birlikte, Kur’an’dan sonra 6 büyük hadis kitabından biri olan İmam Neseî’nin 8 ciltlik Sünenü’n-Neseî’sini, Şâfiî imamlarından Süyûtî’nin şerhi ve Hanefi imamlardan Sindî’nin haşiyesiyle birlikte tercüme etti.
1982’den itibaren üç yıl süreyle İstanbul’da neşredilen “el-Misâk” isimli bir Arapça Gazetenin sorumlu Yazı işleri Müdürlüğü’nü yaptı. Türkiye’de çizgileri Türk ressamlarına ait olan renkli ve resimli çocuk kitaplarını (Dedekorkut Hikayeleri de dahil) ilk neşreden oldu. Kanunî devrinde Arapça divan yazan Türk şairlerinin şiirlerinin tercüme etti.
1999’da “Hz. Ali k.v. nin Rivayet Ettiği Hadisler ve Görüşleri”ini derleyip tercüme etti. “Delâilü’l-Hayrât” adlı bir dua kitabıyla “Buharî’den Seçme Hadisler” adlı 2 ciltlik bir hadis kitabı metinleri ve şerhleriyle birlikte Yasin Yayınevi’nde neşredildi.