AKİT MENÜ

Gündem

Vasip Şahin: İstanbul’a Hep Birlikte Sahip Çıkmalıyız

Göreve geldiği günden bugüne değin İstanbul için büyük gayret göstererek İstanbulluların sevgisini ve güvenini kazanan İstanbul Valisi Vasip Şahin ile İstanbul’u konuştuk. Dünyadaki birçok ülkeden büyük olan şehrin büyüklüğü oranında çözüm bekleyen sorunları var. Kararlı bir politika ve liyakat sahibi yöneticilerle hepsi de çözülebilecek sorunlara karşı Sayın Şahin’in çözüm odaklı bakışı biz de ümit uyandırdı. İstanbul Türkiye’nin özeti olan bir şehir. Dolayısıyla bizleri en naif bir şekilde ağırlayarak sorularımıza cevaplar veren İstanbul ve Vatan sevdalısı sayın valimizle bir anlamda Türkiye’yi konuşmuş olduk. Hepinize hayırlı haftalar dileyerek röportajımızı istifadenize sunuyoruz efendim. Buyurun.

Fatma Gülşen Koçak  

İstanbul’un en temel problemi nedir ve nasıl çözülür?

İstanbul’da her şey büyük olduğu için tek bir problem belki doğru bir tanımlama olmaz.  İstanbul’un temel problemlerinden birisi  kentleşme imar ve yerleşme sorunudur. Bir diğeri trafiktir. Güvenlik olgusunu katmıyorum, konjonktürel bir olgu. Yaşadığımız şu an itibariyle güvenlik bizim en önemli alanlarımızdan birisi, oraya yoğunlaşıyoruz. Ama dediğim gibi İstanbul’un trafik sorunu var, İstanbul’un yerleşme sorunu var. Buna bağlı olarak eğitimde artması gereken fiziki yapılaşma sorunu var. Sporda tesisleşme ihtiyacımız var. Bütün bunlar da bugün daha çok arazi temin etme ile ilgili yaşadığımız sorunlardır. Arazimizin yeterli olduğu yerlerde hemen inşaata başlama imkanımız var. Hükümetimiz bu konuda gerçekten çok ciddi destekler veriyor. O noktada bir ödenek sıkıntısı çekmiyoruz.

İstanbul’un tarihi dokusunu korumak için neler yapılıyor? Sizce başka neler yapılabilir?

Özellikle son 15 yılda tarihi dokuyu koruma ve ihya etme noktasında çok ciddi yatırımlar yapıldı. Özellikle vakıflar genel müdürlüğünün cami, medrese tarzı ve onların envanterinde bulunan eserlerin onarımında gösterdiği ciddi gayret var. Daha sonra önceleri özel İdare olan daha sonraları yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığına dönüştü. Halen devam eden çok ciddi restorasyon çalışmalarımız var. Yine belediyelerimizin bu konudaki yatırımları İstanbul’un güzelliklerini tarihi derinliğini, medeniyet izlerini yeniden ortaya çıkarmak, yeniden ihya etmek ve hem kendi insanımıza hem de dışarıdan gelen insanlara tüm dünyaya bunu tekrar göstermek yaşatmak. Bu çaba gerçekten çok değerli ve çok ciddi bir emektir.

 İstanbul herhangi bir şehir değildir. İstanbul adeta bir tarih arşivi gibi, bir medeniyet arşivi gibi bir şehir. Bu yönüyle baktığımızda İstanbul’un üzerinde çok daha fazla durmak lazım, çok daha fazla İstanbul’u irdelemek ve İstanbul’u ortaya çıkarmak lazım.

İstanbullu olma kültürü kayboluyor. İstanbul beyefendilerinin ve İstanbul hanımefendilerin yetiştirilmeleri için sizce ne yapılmalı?

İstanbul medeniyetlerin yaşadığı bir arşiv. Bu arşivi bir defa tekrar yeni baştan okumamız lazım. Biz hep birlikte İstanbul kültürüne katkıda bulunmak durumundayız. Onu el bebek gül bebek korumak durumundayız. Onu örselemek yerine ona sahip çıkmak durumundayız. İstanbul’da bu kültür az da olsa hala yaşayan insanlar tarafından canlı tutulmaya çalışılıyor. Dolayısıyla bu rol model insanları toplumun önüne çok daha fazla sürmemiz lazım. Bugün gençlerimiz çocuklarımız hangi kaynaklar daha çok besliyorsa o kaynaklar üzerinden bunu yaygınlaştırmamız lazım. Bir aydınımız, “estağfurullah ve efendim kelimelerini unuttuk” diyor. Mutlaka bunları tekrar ihya etmemiz lazım. Bunları örnek olarak söylüyorum ama bir çok kavramı ihya etmemiz lazım. Birisi sizi övdüğü zaman estağfurullah diyebilmek lazım, bu inceliğe sahip olmak lazım. Birisiyle konuşurken mutlaka efendim diye hitap edebilmek lazım, büyük küçük, fakir zengin, ast üst, memur amir kim olursa olsun. Mutlaka bizim nezaket kelimelerimiz günlük dilimizde yer almalı ve o muhafaza edilmeli. Gençlere örnek olmalı. Belki de gençlerden başlanmalı. Bu anlamda gençlere biraz daha özel bir dikkat sarf edilmeli diye düşünüyorum. Nezaketi bu coğrafyadan daha fazla Avrupa’da görmek insanı üzüyor. Çünkü biz gerçekten ciddi bir nezaket toplumuyduk. Birbirine saygılı hatta bir binanın diğer binanın güneşini kesmemesi gerektiği kadar komşu hakkına saygılı, penceresini kapısını ona göre düzenleyen bir medeniyetin sahipleriyiz. Ama bugün trafikte 5 saniye karşı taraf için tolerans gösteremiyoruz. Bir yaya yaya geçidine bile indiğinde ona saygı göstermeyen gerekli gereksiz korna çalan maalesef yanlış davranış içerisindeyiz. Bunlardan bizim süratle kurtulmamız lazım.

Kültür-sanat bir şehir için neden önemlidir? İstanbul’daki kültürel çalışmaları nasıl buluyorsunuz?

İstanbul’un hemen her tarafında çok ciddi faaliyetler yürütülüyor. İstanbul’un bir vizyonu var. Sadece Türkiye’ye değil aynı zamanda dünyaya da medeniyet tekliflerinde bulunma kapasitesine sahip bir şehir. Bu anlamıyla ciddi uluslararası organizasyonlar yapılıyor. Bu yeterli midir, kesinlikle yeterli değildir. Çok daha fazlasını yapmamız lazım. Ama İstanbul aynı zamanda bir kongre şehridir. İstanbul son terör olaylarından sonra bir nebze ivmesi düştü ama inşallah ivmesi yükselecek. Bu olaylardan önce yani 2015 yılı ve öncesinde kongre turizminde 500 ve üzeri delegeli kongrelerde dünya birincisiydi şehir olarak. Ama genel klasmanda her zaman ilk 10 a giren bir şehirdir. Bu anlamda da ciddi altyapı düzenlemeleri son 15 yılda yapıldı.

İstanbul’daki eğitim problemleri nelerdir?

İstanbul’da eğitime baktığımızda yaklaşık 2 milyon 700 bin orta ve ilkokul öğrenci sayımız. Buna üniversite dahil değil. Üniversiteyi dâhil ettiğimiz zaman yaklaşık 750-800 bin de orada var. Üç buçuk milyon öğrenci barındıran bir şehir.  Eğitimde altyapıda hala bir takım eksiklerimiz var. 2019 vizyonu içerisinde sayın Başbakanımızın tüm Türkiye’de tekli eğitime geçme gibi bir vizyonu var. İnşallah İstanbul olarak bu hedefi yakalamak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu noktada fiziki alt yapıyı tamamlama adına bizim arsa üretme gayretlerimiz devam ediyor. Bu İstanbul gibi bir yerde zor bir konu. Bir takım eğitim alanlarında başka sorunlar yaşıyoruz. İmar sorunu yaşıyoruz, bazen mülkiyet sorunu yaşıyoruz. Bunları aşma yönünde bütün ilçelerde ekipler oluşturduk, gayretle çalışıyorlar. Bunu bir taraftan yaparken diğer taraftan da bizim öğretmen kalitemizin daha da geliştirilmesi onların kapasitelerinin daha da yükseltilmesi noktasında hızlı bir hizmet içi eğitim programları uygulaması şu anda devam ediyor. Bütün bunlar gençlerimizi geleceğe daha iyi hazırlamamız için. Çağımız bilgi çağı. Neredeyse 3-5 yılda bilginin mahiyeti değişiyor. Teknolojinin geldiği nokta neredeyse bir devir daha yapıyor. Dolayısıyla bizim bu hıza ayak uydurmamız lazım.

İstanbul Valisi olarak şehre sahip çıkmak anlamında İstanbullulardan beklentiniz nedir?

İstanbul sadece yaşayanlar olarak bizim şehrimiz değil. Bizden önce bu şehre emek vermiş bu şehre gözü gibi bakmış, bu şehri bir dantel gibi işlemiş olan o eskilerin de şehri. Onlara da ait. Onların emekleri var, onlara saygı duymalı ve onları yaşatmalıyız. Gelecekte insanlar bu şehri güzel bir şehir olarak bir medeniyet şehri olarak bulmak ve kullanmak durumunda. Onlara borcumuz var. İstanbul bu anlamda insanlığa ait bir şehir. İnsanlığa saygı adına biz bu şehre daha fazla önem vermek, daha fazla dikkat etmek ve korumak durumundayız. Dolayısıyla biz İstanbul’a eski alışkanlıklarımızda olduğu gibi hiçbir kaide ve kurala tabi olmadan yapılan binalar, işlemler ve muamelelerden vazgeçip mevcut daha önce yapılmış olan yanlışları da düzeltme noktasında bir defa fikir birliği, gönül birliği ve eylem birliği yapmak durumundayız. Böyle bir görevimiz var. Dolayısıyla İstanbullulardan burada biraz daha dikkat bekliyorum. İkincisi yine İstanbul’u yaşarken başkalarının da İstanbul’da yaşadığını ve en az bizim kadar rahat yaşamaya haklarının olduğunu düşünerek dikkatli bir davranış modelini benimsememiz gerekir. Trafikte ona göre, sokakta ona göre, çevreyi kullanırken ona göre davranmalıyız.

Yakın zamanda şehir önemli bir afet atlattı. Ne gibi hasarlar var? Olası afetlere karşı ne gibi önlemler alınıyor?

İstanbul son yıllarda görmediği iki önemli yağışla bu yıl karşılaştı. Birinci yağışta daha çok su baskınları oldu ama ikinci yağışta dolunun ve fırtınanın yol açtığı başka diğer maddi hasarlar oluştu. Tabi alt yapımızı daha da güçlendirmemiz lazım. Büyükşehir’in bu hususta daha önce yaptığı birçok çalışma var. Bundan sonra da bir takım altyapı yatırımlarına girecek. Devlet Su İşleri bu konuda hem belediyeye destek hem de kendi görev alanında yapabileceği işler var. Onlarda bir taraftan onları planlıyorlar. Mesela şöyle bir örnek vereyim. Silivri’de daha önce taşkınla muhatap olmuş beş derenin daha önce dördü ıslah edilmiş. Bir tanesi ıslah edilememiş ve baskınlar da orada oldu. O ıslah edilememenin sebeplerinden birisi de maalesef oradaki istimlak sorunu veya istimlak kararlarına karşı açılan davalar, prosedürün uzun sürmesi. Bugün karşımıza bir mağduriyet olarak çıkıyor. İnsanların evlerinin bodrum katları özellikle sun bastı. Buna baktığımızda 18 Temmuzda ilk yağış ile ilgili söyleyecek olursam bizim yaptığımız tespitlerin neticesinde aşırı yağıştan kaynaklanan zararlar 3017 konut, 515 işyeri ve 379 araç bundan etkilenmiş. Şu ana kadar da1707 haneye 3 milyon 142 bin lira yardım yapmışız. Tespitler ve ödemeler halen devam ediyor. İkinci yağış ile ilgili tespitlerimiz de devam ediyor. Onlarla ilgili de ödemelerimiz yapılacak.

Afetlerde devletin yapması gereken görevlerinin yanında vatandaşlarımıza ne gibi görevler düşüyor? İstanbul depreme hazır mı?

İnsanlar öncelikle bizatihi önce kendisini sonra ailesini sonra da komşularına da yardım olabilecek şekilde asgari bilgiler ile donanması lazım ve asgari hazırlığı olması lazım. Seli hamdolsun hafif atlattık ama İstanbul’u bekleyen bir deprem tahmini var. Buna öncelikle İstanbulluların hazır olması lazım. Kamu binalarında hemen hemen çok büyük bir kısmında iyileştirme yapıldı. Depreme karşı güçlendirme yapıldı. Veyahut yıkılıp yeniden yapılması noktasında çok ciddi mesafe alındı ama özel mülkiyete tabi konut yada iş yerlerinde bu kadar ciddi bir mesafe alınamadı. Bununla ilgili meclisimiz kentsel dönüşüm yasasını çıkardı, yenisini hazırlıyor. Hükümetimiz bu konuda çok ciddi adımlar atıyor, kararlı bir duruş sergiliyor. Ama burada biz İstanbullular olarak biraz daha yardımcı olmamız bu konuda önceliğimizin kendimizin ailemizin ve şehrimizin can güvenliğini sağlayıcı bir anlayışla belirlemeliyiz. Yoksa “buradan acaba nasıl bir kazanç sağlarız” şeklinde öncelersek bundan hepimiz kaybedeceğiz. Onun burada dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken konu kendimizin ve ailemizin can güvenliğini nasıl sağlarız, bunu bir an önce nasıl gerçekleştiririz noktasında bakmalıyız. Yetkililerimize de belediyelerimize, Çevre ve Şehircilik yetkililerine de bu konuda olabildiğince destek ve kolaylık sağlamalıyız.

15 Temmuz işgal girişimi hakkında neler söylersiniz?

O gece milletimizin tarihinde hemen hemen hiç yaşamadığı bir ihanete maalesef şahit olduk. Bu millet ve bu ülke böyle bir ihaneti hak etmemişti. Bugün hala geriye dönüp baktığımızda kabus gibi bir cinnet hali gibi bir şey yaşadığımızı düşünüyorum. Size emanet edilmiş silahlar, size emanet edilmiş üniformalar, unvanlar, imkanları size emanet eden insanlara karşı doğrultuyorsunuz. Böyle bir ihanet, vefasızlık ve böyle bir nankörlüğü herhalde biz tarihimizin hiçbir döneminde yaşamadık. Bir takım kalkışmalar, isyanlar, bir takım darbeler yaşandı ama bu türden bir darbe yaşanmadı.

Ama hamdolsun Cenab-ı Hak o gün çok açık bir şekilde bu millete, bu ülkeye, gönül coğrafyamıza yardım etti. Bizim Anadolu’da yaşayan ağzı dualı insanımız, belki bundan daha çok gönül coğrafyamızdaki insanlarımızın dualarını çok açık bir şekilde gösterdi. Bu milletimizin ve bizleri yönetenlerin, bizlerin yüreğimizdeki korkuyu çekip aldı. O gün müthiş bir cesaretle bütün vatandaşlarımız sokaklara çıktı. O kurşunlara, tanklara, tüfeklere, uçaklara karşı sadece göğsündeki iman ve cesaretle meydanlardaydı. Hamdolsun başaramadılar, millet yine galip geldi. Sağduyu hakim oldu.

Bu girişimlerin tekrarının yaşanmaması için ne yapmamız gerekir?

Bunun tekrarı ile karşılaşmamamız için bir defa kendi insanımızı çok iyi yetiştirmemiz gerekir. Hangi anlamda; soran sorgulayan, kendine verilen bilgiyi hemencecik doğru diye kabul etmek yerine onu araştıran detaylarıyla onu bilen, öğrenen ondan sonra özümsedikten sonra bunu kabul eden daha bağımsız düşünebilen daha kendi aklını, kendi muhakemesini özgürce kullanabilen birey tipine ihtiyacımız var.

Tabi ki bundan şunu kastetmiyorum, insanların saygı duyacağı, güveneceği, soracağı, danışacağı büyükleri alimler bilginler olacak. Bunlar olmazsa zaten bilgi kaynağımız da yok olur. Bu olmazsa bu sefer neyi kimden nasıl soracağınızda başka bir sorun halinde ortaya çıkar ama alınan bilginin mutlaka teyidinin mutlaka kaynaklardan doğrulanmasının yolları var. Ama bu değerlere, bu milletin öz değerlerine, kültürüne, irfanına ve inancına bağlı bir şekilde bunu yapmamız lazım. Son zamanlarda sanki bize bu ihanetin yapılmasının sebebinin sanki kendi irfanımız, kendi kültürümüz yada kendi bilgi kaynaklarımızdanmış gibi bir anlayış yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Bu da tehlikeli bir şey.

İstanbul şairlere ilham olmuş şiir gibi bir şehir… Hangi İstanbul şiirini daha çok seversiniz?

Biliyorsunuz, İstanbul ile ilgili hem Yahya Kemal Hem de Necip Fazıl şaheserler yazmışlar. Onları bir kenara bırakırsak birçok şairimiz İstanbul’a gelip, İstanbul’u bilip, İstanbul’u yaşayıp da herhalde şiir yazmayanı çok az. Ama son zamanlarda elime geçen birkaç şiir var belki onlardan bir tanesi çok bilinmeyen  Hüseyin Emin Öztürk’ün İstanbul ile ilgili güzel bir şiiri var. Mesela; “Dolaşır dilden dile bir aşkın hikayesi, Şahitmiş olanlara hüzünlü kız kulesi, Çalınır Çamlıca’da o günlerin bestesi, Dinledikçe her akşam hislendiğim İstanbul, Anne gibi göğsüne yaslandığım İstanbul”

İstanbul’un değişik yerlerini hem güzel anlatmış. Adeta bir tablo gibi önünüze resmetmiş. Onu güzel bir şiir olarak gördüm. Yine Yavuz Bülent Bakiler’in İstanbul şiiri, Ziya Osman Saba’nın İstanbul ile ilgili şiiri. Baktığınızda İstanbul ile ilgili yazılan her şiir aslında güzeldir. Çünkü İstanbul güzel bir şehir. Şiir gibi bir şehir.

Valiliğiniz döneminde unutamadığınız bir hatıranızı paylaşır mısınız?

İstanbul’da göreve başladığım ilk sene kışın malumunuz kar yağdı ve ilk tatili verdik. Ama o ilk tatil öncesinde meteoroloji yarın ile ilgili öğleden sonra kar yağışı başlayacak ve akşama doğru şiddetlenecek, akşamdan sonra da ağırlaşacak diye bir tahmin yaptı. Karar vermem gerekiyor, en son karar verici benim. Arkadaşlarla istişare ediyoruz ama hiç kimse o karar verme noktasında riski almak istemedi haklı olarak. Neticede bu kararı ben verecektim ve bu kararı akşamdan vermem gerekiyordu. Ertesi gün sabah verdiğimiz kararın pratik faydası olmuyor belki daha da büyük zorluklara sebep oluyordu. Hem aileler için hem trafiğe çıkmış vatandaşlarımız için. Bütün olabilecekleri artıları eksileriyle kafamda hesaplayarak,  Tatil yapalım dedik ve tatil ilan ettik.

Ertesi sabah çıktık kar yok, öğlene doğru yine bir şey yok. Özellikle internet haber sitelerinde karsız kar tatili diye yazılmaya başlandı. Ben bir taraftan verdiğimiz tatil kararında hata mı ettik diye düşünürken bir yandan da Cenabı Hak İnşallah kar yağdırır bizi de mahcup etmez diye dua ediyorum. Öğleden sonra hafif hafif yağmaya başladı. Ama ikindiye doğru hızlanınca o karsız kar tatili yapıldı diyen haber sitelerimiz hemen haberlerini geri çekti ve verilen kararın isabetli olduğunu İstanbul’un o gün için bir kaostan kurtulduğu şeklinde haberler yapıldı. Ben de bir taraftan kar yağdı insanların hayatı olumsuz etkilendi diye üzülürken bir taraftan da mahcup olmamanın sevincini yaşadım.

Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?

 İstanbul’a hep birlikte emek veremliyiz. İstanbul’a hep birlikte sahip çıkmalıyız. İstanbul’un fiziki yapısını tarihi eserlerine çevresine dikkat etmeli, onu korumalıyız. Ama en az bunun kadar İstanbul’un o kültürel birikimine, yaşantı modeline sahip çıkmalı ve yeniden ihya etmeliyiz.

VASİP ŞAHİN KİMDİR?

1964’te Bayburt’ta doğdu. Çocukluk ve okul yıllarını Erzincan'da geçirdi. İlk, orta ve lise eğitimini Erzincan’da tamamladıktan sonra üniversite eğitimi için İstanbul'a geldi ve 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu.

1986 yılı Haziran ayında Erzincan'da kaymakam adayı olarak göreve başladı. 1987 yılında bir yıl süre ile İngiltere'de inceleme ve araştırmalarda bulundu. Daha sonra sırasıyla; Kastamonu - Küre, Malatya - Pütürge ilçelerinde Kaymakamlık, Muş Vali Yardımcılığı, Bolu - Mudurnu, Ankara - Kızılcahamam ilçelerinde Kaymakamlık ve Düzce'de Vali Yardımcılığı yaptı.

2003 yılında İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri ve Sivil Savunma Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olarak görevde bulundu, Eylül 2005 - Ağustos 2008 tarihleri arasında İller İdaresi Genel Müdür Yardımcısı, 5 Ağustos 2008 tarihinden itibaren ise İller İdaresi Genel Müdürü olarak görev yaptı.

2010'un Mayıs ayında bir dönem Vali Yardımcılığı görevinde bulunduğu Düzce'ye Vali olarak atandı, 3 Ağustos 2012'de ise Malatya Valisi oldu. 16 Eylül 2014 günü yayınlanan kararname ile İstanbul Valisi olarak atandı. Evli, üç çocuk ve iki torun sahibi.

 

Yorumlara Git

Sanchez'in eşine yüz kızartıcı suçlamalar! Pasaportuna el konuldu

"Katar'da bloke edilen para İran’a dönecek" 6 milyar dolar serbest

Tesettürlü kadınlara havuzu yasaklamışlardı! 28 Şubat artığına yakalama emri

Baba bir geceni de bize ayır! Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Babalar Günü sürprizi

Kılıçdaroğlu’nun ‘hesap verin’ çıkışına destek