İSLAM
Mücadele edilmesi gereken asıl düşman o
Gafil insan, kendi iç dünyasındaki korkunç ahvalden habersizdir. İnsanın asıl mücadele ve mücâhede etmesi gereken düşman içindedir. Yani nefsidir.
Asr-ı saâdetin en zor ve meşakkatli seferi Tebük’ün dönüşüydü. Ashab bin bir fedâkârlık göstermişti. Saç ve sakallar birbirine karışmış, açlıktan deriler kemiklere yapışmıştı. Peygamberimiz, böyle bir hâlet içinde oldukları hâlde ashâbına;
“–Küçük cihaddan büyük cihâda dönüyoruz.” buyurdu.
Ashâb-ı kiram hayretler içinde;
“–Yâ Rasûlâllah! Hâlimiz meydanda! Bundan daha büyük cihad var mı?” dediklerinde Hazret-i Peygamber –sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“–Şimdi büyük cihâda (nefs cihâdına, nefsin hevâsı ile mücâhedeye) dönüyoruz!” buyurdular. (Süyûtî, II, 73; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, III, 141/2873; Ali el-Müttakî, IV, 430/11260)
Bu sebeple tasavvufa «cihâd-ı ekber» denilmiş ve; “Hiç sulhü olmayan bir cenk.” şeklinde tarif edilmiştir. Son nefese kadar devam eden bu mücadelede düşman, insanın iç dünyasındaki kötü duygulardır.
İnsan; iç dünyasını tezkiye etmedikçe, düşmanı beyhûde yere dışarıda arar. Başkalarına karşı kin ve düşmanlık duyguları besler. Kötü ahlâk ile kendi âkıbetini berbat eder.
FİRAVUN KISSASI
Hazret-i Mevlânâ bu sırrı, Firavun kıssasındaki bir remizle anlatır:
“Firavun, Musa Peygamber’in meydana çıkmaması için binlerce kişiye zulmetti. Binlerce vebal aldı. Binlerce kan döktü. (…)
Hazret-i Musa, Firavun’ın sarayında rahatça yaşadığı hâlde, Firavun boş yere çocukları öldürüyordu.
(Aradığı hasmı sarayında dururken o dışarıda arıyordu. İşârî olarak) Firavun, hislerine uyarak tenini besleyen en büyük düşman nefsini kuvvetlendirdiği hâlde;
«Dışarıda bir kimsenin bana düşmanlığı vardır. Bana haset ediyor.» diye vehme kapılan bir kişiye benziyordu.
«Bu adam benim düşmanımdır, bana haset etmektedir!» der. Hâlbuki; kendisine asıl haset eden, asıl düşman olan, o beslediği bedendir. Yani nefsidir. O benlik, o nefis sahibi olan kişi Firavun’a, bedeni de Musa’ya benzer. Firavun;
«Düşman nerede?» diye dışarılarda dolaşır durur. Duygularının esiri olan kişinin nefsi, beden evinde nazla çeşitli nimetlerle beslenmektedir. Hâlbuki, kendisi başkalarına, kendi dışında bulunan kimselere kin güderek elini ısırmaktadır.”
Âyet-i kerimede, insanın iç dünyasındaki düşmanını tezkiye etmesinin zarûreti şöyle ifade edilmiştir:
“…Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de ona fücur ve takvâsını (iyilik ve kötülüklerini)ilhâm edene yemin olsun ki;
-Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş,
-Onu kötülüklere gömen de ziyân etmiş, hüsrâna uğramıştır.” (eş-Şems, 7-10)
Kalpten temizlenmesi gereken çirkin huyları, aynı zamanda bâtınî haramlar olarak da isimlendirebiliriz.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Eylül Sayı: 151