Gündem
Erdoğan neden 'burnumuza pis kokular geliyor' demişti?
Abdülkadir Sevli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’deki Zarrab davasına ilişkin söylediği ‘Burnumuza pis kokular geliyor” ifadesini yorumladı.
Gazeteci Abdülkadir Selvi, ABD’deki Reza Zarrab davasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin İran ambargosunu delen kişi olarak dünyaya lanse edilen Zarrab’ın bir pazarlık sonucu ABD’ye gitmesinden kuşkulanıldığını ifade eden Selvi, “Zarrab’ın Türkiye dışındaki mal varlığına sahip olması ve ticari faaliyette bulunma izni karşılığında itirafçı olma pazarlığı yaptığı söyleniyor. İtirafçı olursa halka biraz daha genişleyecek ve yeni bir iddianame yazılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Burnumuza pis kokular geliyor’ demesi ondan.” dedi.
İŞTE SELVİ’NİN YAZISININ DEVAMI
CIA’in Zarrab olayıyla ilgili operasyonlarının ise sürdüğü anlaşılıyor. 14 Eylül tarihinde “CIA’in Zarrab için MİT’çi kaçırma operasyonu”nun perde arkasını yazmıştım. Eski MİT’çi Enver Altaylı, eski MİT’çi Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma iddiasıyla tutuklandı. 15 Temmuz’dan sonra MİT’ten FETÖ nedeniyle ihraç edilen Mehmet Barıner’in çok önemli bir özelliği vardı. Barıner, 2012 yılında girdiği MİT’te Zarrab’ı izlemekle görevliydi. Yurtdışına çıkarıldıktan sonra Zarrab davasında Türkiye’yle karşı canlı tanık olarak kullanılacağı istihbaratı alınmış, MİT, Jandarma ve polisin işbirliği sonucunda yakalanmıştı.
İddianamede Zarrab’ın, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve o dönem Cumhurbaşkanı olan Ahmedinejad’a yazdığı mektuplar da yer alıyor. Zarrab, “İran İslam Cumhuriyeti’nin ekonomik cihadı farzdır. Ülkemizin ekonomik olarak boğulmaması için farzdır” diyor.
ABD-FETÖ-ALMANYA ÜÇGENİ
Zarrab olayının diğer yüzünde ise FETÖ yer alıyor. FETÖ polisleri, gümrük görevlileri ve yargısıyla işbirliği içinde olan federal savcıların, 17-25 Aralık dinlemelerini, iddianamede atıflar yaparak kullandıkları anlaşılıyor. Ancak 17-25 Aralık sürecinde FETÖ dinlemelerinin yetmediği durumlarda ise bu kez tersi olmuş; ABD, FETÖ polislerine destek vermiş. Zarrab’ın takibi söz konusu olur da 17-25 Aralık operasyonuna değinilmez mi? 17-25 Aralık’ta FETÖ aparatını kullanarak Erdoğan’ı devirmeyi başaramayan ABD, Zarrab operasyonuyla bizzat devreye girdi.
ABD’nin Zarrab’ı, 2007 tarihinden bu yana izlemeye aldığı anlaşılıyor. 2010-2015 tarihleri arasında ise resmi süreç için düğmeye basılmış. Zarrab’ın, Türkiye-İran-Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden para trafiği ve altın ticareti takip edilmiş. Bu takip nasıl yapılmış? Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’nın telefon ve televizyonlar üzerinden yaptığı dinleme ile birlikte mail’leri, yaptığı tüm bankacılık işlemleri ele geçirilmiş. CIA’in İstanbul ve Ankara’daki ofisleri dinleme üssü olarak kullanılmış. İlginç olanı Zarrab’ın başka şahıslar üzerine açılan hesaplardan yaptığı para transferleri de tespit edilmiş. ABD, 2007 yılından bu yana Zarrab adını koyup, Türkiye’den birçok siyasi ve bürokratın nefes alışını dahi takip etmiş. Söz konusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu durumlarda ise Alman istihbaratının da devrede olduğu anlaşılıyor. FETÖ-ABD-Almanya üçgeni. Peki 15 Temmuz’da da aynı fotoğraf karşımıza çıkmıyor mu?
TÜRKİYE NE YAPACAK?
Türkiye’nin önünde iki yol görünüyor.
İran’ın Zarrab ve Zencani’yi yargılayıp, faturayı eski yönetime keserek elini yıkamasına benzer bir yolu tercih etmedik. Ancak Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın da savunduğu gibi, olayı ambargoyu delen bir işadamı ve onun etrafında dönen bir para ve altın trafiği olarak görüp, seviyesini düşürebiliriz.
Ya da diplomaside “kol bükme” olarak isimlendirilen önemli bir kozu karşısına koyup, Zarrab dosyasının rafa kalkmasını sağlayabiliriz.
Zarrab bu olayda nokta değil sadece bir virgül. Zarrab üzerinden Erdoğan’a operasyon çekiliyor.