Ekonomi
Kriz kelimesine yabancılaştık ama kaygılar da var
Türkiye’de Katılım Bankacılığı deyince ilk akla gelenlerden biri olan Albaraka Türk, sektörde 33 yılı geride bıraktı. Büyürken kazandıklarını, millet ve ekonomiyle paylaşan bankanın Genel Müdürü Melikşah Utku ile son dönemde dillendirmekten kaçındığımız kriz ekonomisinden çıkış sürecini konuştuk.
SON BİR YILDA ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ
Türkiye oldukça enteresan ve zorlu bir süreçten geçti, geçiyor da... 2017 başlarında, geçen sene bu röportajı yapıyor olsaydık sizlere muhtemelen ağırlıklı olarak endişelerimizi anlatırdık. Nitekim bu endişeler ekonomi ile alakalıydı ve hükümet tarafından da görülüyordu. Hükümet de, bu endişelere kulak verdi, gerekenleri yaptı. Hakikaten hükümet, o günden bugüne pek çok sektörle yakından çalıştı, teşriki mesai harcadı. Kamu, Kredi Garanti Fonu’ndan tutun müşterilerin yeniden yapılandırılmasına kadar birçok alanda finans kurumlarıyla birlikte çalıştı. Bugüne kadar görmediğim ölçüde ortak çalışmalar ortaya koydular, adımlar attılar. Doğrusu bu özlenen bir şey. Açıkçası bu hükümet 2002’den beri kanun tasarıları sürecinde çok ciddi anlamda ilgili taraflarla birlikte çalışıyor, bütün paydaşların görüşlerini alıyor. Şüphesiz bu önemli bir adım. Fakat doğrudan politika oluşturma anlamında, ‘kriz anında ne yaparız’ı değerlendirme konusunda kamu tarafında ilk defa bu kadar proaktif bir çalışma tarzı gördüm.
YAŞANANLARDAN DERS ALINDI
2001’den bu yana stres testlerinden geçmiş bir finans sektörü var karşımızda. Yaşananlardan dersler de alınmış görünüyor. Şu anda ‘kriz’ kelimesinden kaçınan da bir iş dünyası görüyoruz. Genelde ‘kriz’ yerine ‘durgunluk’ ifadesi dillendiriliyor. Yani ‘kriz’ ifadesi yabancılaştığımız kelime haline döndü ama halen bir kaygı, yarınlara bakışımızda tereddüt söz konusu. Şüphesiz. Bunun pek çok sebebi var. Evvela aciliyet kesbeden durumlar ortadan kalkmış durumda. Bununla birlikte daha uzun vadeli, sürdürülebilir, geleceğe güvenle bakmayı gerektiren, yatırımları teşvik eden bir ortamı henüz yakalamış değiliz. Bu Türkiye’ye has bir durum değil.
AMALI CÜMLELER BİTMİŞ DEĞİL
2008’den beri IMF ve Dünya Bankası toplantılarına gidiyorum ve 2008 küresel krizinden bu yana ilk defa 2017’de bütün dünya tarafından (1-2 istisna) ‘Krizi herhalde atlattık, büyüyoruz’ dendi. ‘Herhalde iyi gidiyor’ deniyor ama hemen ardından ‘ama’lı bir cümle geliyor. Bütün dünyada belirsizlik devam ediyor. Yeni normal, siyasetin marjinalleşmesi gibi unsurlar belirsizliği tetikliyor. Küreselleşmenin, neo klasik iktisadın, neo liberal demokratik yapıların kabul gördüğü bir dünyadan bambaşka bir sürece gidiyoruz. Bu yeni dinamikler ortaya koyan bir model. Şüphesiz bu süreç sancılı olacak. Siyasi, uluslararası ilişkiler, iktisadi düzenekler açısından sıkıntılı bir döneme tanık olacağız. Öte yandan X, Y ve Z kuşağı gibi yeni jenerasyonların iş yapış tarzlarında farklılıklar var. Tabii ciddi anlamda yıkıcı olan, geleneksel süreçleri etkileyen uygulamalar da geldi, geliyor. Kamuda, finans ve hizmet sektöründe bu uygulamaları hissediyoruz. Yani yıkıcı teknolojiler, iş yapış süreçleri hayatımıza girmeye başladı.
FİNANS SEKTÖRÜNÜN ÖZ GÜVENİ YERİNDE
Biz dünyanın en iyi finans sektörlerinden biriyiz. Sektörümüz krizlere karşı dirençli, sıhhat açısından iyi bir konumda. 2008 küresel kriz döneminde Avrupa’nın meşhur, büyük bankalardan çok daha iyi bir grafik çizdik. Mevzuata uyumda da iyi bir durumdayız. Böylesine sıkıntılı bir coğrafya da bulunsak da; etrafımızda İran, Suriye, Rusya ve Sudan gibi ambargolu ülkeler olsa da sektörümüz kurallara uyuyor. Uluslararası camia bunu takdir etmeli. Ama maalesef ABD hazinesi ile ortaklaşa geliştirilen bir mekanizma şu anda aleyhimize kullanılıyor ve Türkiye’nin algısına zarar veriliyor. Bu tavrı yadırgıyoruz.
ARTIK BİRLİKTE ÇALIŞIYORUZ
Sektörce yapılması gerekenler, yapılanların takdiri ve Türkiye’nin hak etmediği algı noktasında yüzde 100 fikir birliği var. Bu anlamda ticari bankalar ile katılım bankaları aynı görüşte buluşuyor. Tabii her şeyin ötesinde çok özverili çalışan bir ekonomi yönetimimiz var. Çok sektörle yakın irtibat halindeler, her türlü problemi bizimle tartışıyorlar. Şu anda biz, her türlü karara etki edebiliyoruz. Örneğin döviz kredilerinin döviz geliri olmayanlara yasaklanması kararında mutabakata vardık. Bu sürecin tüm adımlarını kamu, sektörle birlikte götürüyor. Geçmişte yapmıyordu. Alıyordu kararı, ‘uyacaksınız’ diyordu. Şükür ki, bu sorun aşıldı.
ARTIK BİZ DE ALTERNATİFİZ
Burada tüketiciye ilave bir şey yaptıramazsınız. Çünkü öbür sistem, faizli sistem çok daha kolay bir alternatif olarak görülüyor. Harcamayı yaptın, da cüzdanda eksi var, çıkarıyor kredi kartını. Benzer kolaylığı siz de tüketiciye sunmalısınız. Geçmişte bunu yapamazdınız. Niye? Çünkü o arada müşterinin yanında olmanız, evrak imzalatmanız gerekiyordu. O malı satıcıdan alıp müşteriye satmalıydınız. Oradaki işleme girmeniz gerekiyordu. Şimdi teknoloji bunu sizin yerinize yapıyor. Müşterinin cep telefonunda o anki işlemleri, lokasyonu görebiliyorsunuz. Teknoloji sayesinde şartlar katılım bankacılığını, faizsiz alternatifleri, alternatif finansman mekanizmalarını destekliyor. Yani bu yıkıcı teknolojiler, UBER nasıl geleneksel taksileri, Airbnb nasıl geleneksel otelleri etkilediyse bu mobil bankacılık da geleneksel bankalara çok ciddi anlamda tesir edecek yeni alternatifler sunacak. Bu alternatiflerin en önemlilerinden bir tanesi de katılım bankaları olacaktır.
EKONOMİ SİYASETİN GÖLGESİNDE Mİ?
Siyasilerin etkisi altında yaşayabilmek ekonomide zor görünüyor. Biz bunu ne zaman becerebiliriz? sorumuza Melikşah bey, şu cevabı verdi:
İşlerin iyi gittiği, ekonomilerin büyüdüğü dönemlerde siyasilerin gücü azalır. Şu hakikat ki müreffeh bir toplumda problemler, siyasi ricalar azalır. Böyle bir toplumda siyasetçi, vergi gelirleri ve büyümenin devamı temennisiyle toplumuna bağlı olur. İş, problemler ortaya çıktığında tersine döner. Öyle zamanlarda insanlar, çözümün adresi olarak görülen, geçmişe geri dönüşü savunan liderlere yönelirler. O zaman siyasete bağımlılık artar. Örneğin bazı ülkelerde ‘Ticaret kotalarını arttıralım, yeni vergiler getirelim, ülkemizi 1 numara yapalım’ önerisinde bulunuluyor. Bazı ülkelerde de ‘Yepyeni mecralar ortaya çıkıyor, konjonktür ve iş yapış tarzları değişiyor, biz bu dünyada yerimizi almalıyız’ deniliyor. İkinci görüşü savunanlar ülkelerini yeniden konumlandırma arzusunda. Biz, Türkiye’nin bu yolda olduğunu umuyoruz.
DİNAMİKLERİMİZ GÜÇLÜ
Benim eşim tarihçi, zaman zaman siyasi olayları tartışıyoruz. Bu tartışmalarda anlıyorum ki kaotik dönemler çok ciddi kırılmalara, savaşlara veya uzlaşmalara neden olabiliyor. Ama bizim güçlü dinamiklerimiz var. Demografik yapımız, iktisadi çeşitliliğimiz, muazzam, girişken ve inovatif bir kültürümüz var. Her yeniliğe çabuk adapte olabiliyoruz. Bunu tarihimiz kanıtlıyor.
DİRENİŞ GÖSTERMEZSEK İŞİMİZ ZORDU
Türk devletleri fethettikleri yerlere kültürlerini empoze etmemiş, gittikleri ülkelere adapte olmuş. Bu adaptasyon kabiliyeti muazzam bir şey. Ama diğer taraftan Türk-İslam kültürü devam etmiş. Avrupa’daki Türklerde bunu görüyoruz. Yani temel nüve, temel çekirdek korunuyor. Şüphesiz böyle dinamiği güçlü olan milletler, medeniyetler ülkeler kırılma zamanlarında istisnai olarak yükseliş gösterir. Bu imkanlarımız var. İlerlemeyi mümkün kılacak bütün temel dinamikler
var. Böyle bir arzusu olan bir lider, yönetici kadrosu da var. En önemlisi başarılı olabileceğine inanan bir millet var. 15 Temmuz’da kalkışmaya karşı direniş gösteremesek bunlardan söz edemezdim. Ama şu anda Türk milletinin öz güveni tam.
GELECEĞİMİZ PARLAK
Bütün bunlar bir araya gelince Türkiye, dünya sıralamasında, uluslararası konjonktürde daha iyi yerlere gelebilir. Bu da Allah’ın yardımı ile doğru zamanda doğru kararlar alabilmemiz ile, dirayetimiz ve direncimiz ile alakalı. Şu hakikat ki, sıkıntı çekeceğiz. Çünkü kimse yerinden olmak istemez. Siz yukarılara doğru gidiyorsanız birileri de aşağı doğru iniyor olmalı. Zor bir konjonktürdeyiz ama ülkemizin geleceği parlak. İnşallah ülkemiz başarılı olacak, hem refahını hem de zihni ve kültürel seviyesini arttıracak, doğal olarak siyasilere bağımlılığını azaltacak.
İŞTE ÖNCELİKLERİMİZ BUNLAR…
Biz, kurum olarak 33 yılı geride bıraktık. 1980’leri hatırlarsanız Türkiye ekonomisi daha yeni yeni kurumsallaşmaya başlamıştı. Bu dönemlerde banker krizi yaşanmıştı. 1990’larda da pek çok banka problemlerle karşı karşıya kalmıştı. 2001’de 20’yi aşkın banka batmıştı. Aradan geçen zamana rağmen iktisadi şartlar ve finansal sistem oturmamıştı. Bizler, bireysel kredileri bile 2000’lerde keşfettik. KOBİ kredileri ciddi anlamda 2006’dan sonra kendini hissettirdi. 2000’lerden önce bankaların görevi kamuyu fonlamaktı. İmkân yoktu, biz böyle bir ortamda katılım bankacılığı tecrübesi yaşadık. Sıfırdan bugünlere geldik. Kanun yapıcılar da, sektör duayenleri de, personel de, müşteriler de yeni yeni katılım bankacılığını öğreniyor. Yine kriz ortamında katılım bankalarının diğer bankalarla aynı şekilde davranıp davranmayacağının anlaşıldığı bir döneme tanık olduk.
Melikşah Bey, özelinde de sorduğumuz sorulara dikkat çekici cevaplar verdi
Yazarlığı, gazetede yazılar kaleme almayı özlüyor musunuz?
Yani tekrar yazabilirim, bir engel yok. Zaman zaman yazıyorum da. Yakında bir blog çalışmam olacak. Diğer taraftan gazetede yazma konusu önemli. Ama bir kurumun ve grubun temsilcisi, vekili olduğunuz için kendinizi yazarken ifade etmekte zorlanabilirsiniz. Kendim olabildiğim, kimseyi temsil etmediğim bir zamanda yazmak bana daha anlamlı geliyor.
Kitap çalışmanız var mı?
Şu anda yok ama ileride olabilir. Bu dönemde gençlere birikimlerimi sunuyorum. Marmara Üniversitesi’nde master dersi vererek tecrübelerimi aktarıyorum.
Eve zaman ayırabiliyor musunuz?
Hobilerim var. Resim yaparım, karikatür çizerim. İyi bir kitap okuyucusuyum. 3 çocuğum var. Eve çok vakit ayırıyorum. Tabii ki görevim gereği seyahatlerim oluyor. Eskisinden daha fazla seyahat ediyorum. Çünkü masadan değil, sahadan yönetimin daha önemli olduğunu biliyorum. Hafta sonlarımı istisnalar dışında çocuklarıma ayırıyorum. Mümkün mertebe eve vaktinde gidiyor ve evlatlarımla ilgilenmeye çalışıyorum. Evim Anadolu Yakası’nda, Çengelköy’de. Çok güzel bir yer. Herkese evine, okuluna ve işyerine yakın bir yerde oturmayı tavsiye ediyorum.
Eşinizden söz eder misiniz, onunla neleri tartışırsınız?
Eşim Nihal Şahin Utku, Hacettepe Üniversitesi Tarih bölümünden mezun. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam tarihi dersleri veriyor. Kendisinin Kızıl Deniz ile alakalı ödüllü bir kitabı da var. Derslerinde İslam tarihini Bizans ve Roma ile karşılaştırarak anlatıyor. Bunun dünyada ve Türkiye’de örneği yok. Eşimle zaman zaman bir medeniyeti medeniyet yapan, bir devleti yükselten unsurları konuşuyoruz. Medeniyetler ve devletlerarası benzerlikleri yahut farklılıkları ele alıyoruz.
En son hangi kitabı okudunuz?
En son NG isimli Çin asıllı Amerikalı bayan yazarın Everyting I Never Tall (Sana Bahsetmediğim Her Şey) adlı kitabını okudum. Kitap aile içi dramı konu alıyor.