Medya
Erdoğan'ı deviremeyenler bakın ne yapacak!
Gazeteci Yazar Avni Özgürel, Akit’e konuştu. Özgürel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milli iradeyi savunduğunu ve alışılagelmiş düzene, statükoya savaş açması sebebiyle hedef haline geldiğini söyledi. 27 Nisan e-muhtıra ve Gezi Parkı olayları gibi girişimlerle Erdoğan’ı deviremeyenlerin artık şiddet eylemlerine sarılacağını ifade etti.
This browser does not support the video element.
'ÇÖZÜM SÜRECİNDE BÜYÜK ÇÖZÜM KATLEDİLDİ'
Öncelikle Çözüm Süreci’nin gidişatını nasıl görüyorsunuz?
- Çözüm Süreci’nde son 4 yılda büyük mesafe katedildi. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde, “Çok güzel şeyler olacak” cümlesinden sonra gelişen hadiseler, Habur’da yaşanan o sancılı olaylar akabinde Uludere’de yenilen o sert darbe, Afyon cephaneliğinin patlaması, Paris’te bir takım cinayetler, belgelerin ortalığa dökülüp saçılması ve en son 6-7 Ekim hadiselerine baktığımızda hareket ettiğimiz noktadan bugüne geldiğimiz noktayı fevkalade önemli görüyorum.
“Ben bu çözüme siyasi hayatımı koydum” diyen şu andaki Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın o ortaya koyduğu siyasi irade/tavır sayesinde, Türkiye, Cumhuriyet tarihini hatta imparatorluğun son dönemi de katılırsa buna milli iradeyi Türkiye’nin yönetimini hakim kılma mücadelesinin bizi getirip önümüze koyduğu en büyük proje budur.
'ÇÖZÜM SÜRECİ'NE DESTEK ARTTI'
Kobani bahane edilerek gerçekleştirilen 6-7 Ekim olayları ile Roboski bahane edilerek gerçekleştirilen son Cizre olaylarını nasıl görüyorsunuz?
- Şimdi, hiç gözardı etmemek lazım ki Çözüm Süreci’ne, gerek Kürtler açısından gerekse de Türkler açısından bakıldığında fevkalade ciddi bir destek var. Bunun yanında çözümün tamamen karşısında olan, çözümü engellemeye çalışan bir takım kesimler var. Askerin, polisin, yargının, siyasetin, işdünyasının ve PKK’nın içerisinde de Çözüm Süreci’ni engellemek isteyen kesimler var. Birbirlerine düşman gibi gözüken unsurlar, bazen çözümü engellemekte ittifak edebiliyorlar. 6-7 Ekim olayları da bu nitelikte bir provokasyondur.
PKK’nın içindeki çözümü desteklemeyen unsurlar kimlerdir?
- PKK’nın yapılanması bizdeki güvenlik birimlerinde de var. Bu tür yapılar sefertası gibidir. Yani tel gibi kompartmanlar halinde, vagonlar halindedir. Biri diğerine anlayışlar, yaklaşımlar açısından benzemez. PKK’nın yönetim katındaki insanlarla konuştuğumda, barıştan yana olduklarını söylüyorlar. Bir kısmı Abdullah Öcalan istediği için, Öcalan’a ters düşmemek için öyle hareket ediyor ama bir kısmı var ki barıştan yana olduğunu söylemekle birlikte barışı provoke eden ya da barışı tehlikeye düşüren çıkışta varlar. PKK’nın şemsiyesi altında ya da kendini PKK’ya nispet ederek uyuşturucu işleri yapanlar var. Güneydoğu’da sadece 2014 senesi içerisinde 2 milyar dolar uyuşturucu yakalandı. Şimdi bunların gözünden ülkenin huzuru, sükunu, barışı çok anlamlı olabilir mi?
Paralel Yapı’nın Çözüm Süreci’ne bakışı nasıl?
- PKK’nın radikal unsurlarını kışkırtacak bir takım çıkışlar yapmak bile zaten süreci sabote etmenin bir aracıdır. KCK tutuklamalarında bunu gördük. Bir derginin veya bir gazetenin fotomuhabirini gözaltına alıyorsunuz. Tutuklu gazeteciler listesini kabartmak için bunu yapıyorlar. İster istemez Avrupa’ya bu durum farklı yansıyor. Türkiye ne kadar barıştan yana olduğunu söylerse söylesin, karşı taraftaki kişi tutuklamaları gündeme getirdiğinde cevap veremiyor.
Paralel Yapı konusu 7 Şubat MİT krizi ile bir bakıma başladı. Paralel Yapı, çözüm sürecinde muhatap alınmadığından dolayı mı bu şekilde davrandı?
- Sadece bu değil. Mesele; “Bu ülkeyi kim yönetecek” meselesidir. Nelere karar vermeye mutebirsindir. Celal Bayar, Atatürk’e gidiyor ve neleri yapabileceğini soruyor. Atatürk ise, “Yollar yap, barajlar yap, elektrik santralleri kur, ihracatı arttır, özelleştirme işlerine bak” diyor. Devlet politikası söz konusu olduğunda ise “Orada dur, orada ben varım!” diyor.
'ERDOĞAN'A 27 NİSAN'DA 'DUR' DEDİLER'
Erdoğan olayına geldiğimizde karşımıza ne çıkıyor?
- Şimdi bu durumun dışına çıktığınız zaman sizi durdururlar. Tayyip Erdoğan’a, 27 Nisan e-muhtırası ile “dur” dediler. Eğer Erdoğan orada ayağa kalkıp, “Hayır ben varım ve buna pabuç bırakmam” demeseydi Çözüm Süreci şu anda boşa dönen kasnak gibipatinaj çekerdi.
ASKER KENDİNDEN İBARET DEĞİLDİR’
Erdoğan 27 Nisan’da askeri vesayete karşı mı durmuştu?
- Tabii askeri bir vesayet vardı. Yaşar Büyükanıt’ın o yayınladığı bildiri söz konusudur. Bütün bunların hepsi aslında uluslararası ilişkilerden mahsul değildir. Yani asker kendinden ibaret değildir. Geçmişte 12 Eylül’de de, 12 Mart’ta da değildi. Her eylemin arkasında bizim NATO ittifakımız vardı. Her çıkışın arkasında ya da askerin çıkamadığı 28 Şubat’ın arkasında bile Amerika vardı.
Bugüne geldiğimizde ise nasıl bir tablo ortadadır?
- Bugün askeri görmüyorsun. Askeri görmesen de yani sahnede bir başkası olsa da arkasında birileri vardır. Yine aynı aktörler var. Yani oyunun ana aktörü Cumhurbaşkanımızın üst akıl dediğidir. 12 Eylül’de, Jimmy Carter opera seyrediyormuş o sırada, “Türkiye’de darbe oldu” diyorlar. “Kim yaptı?” diye soruyor. “Bizim çocuklar” diyor. Asker mi, sivil mi, yargı mı, polis mi diye sormuyor. Kim olduğu önemli değil, “Bizim çocuklar” diyor.
‘ERDOĞAN’IN KİŞİSEL GÜVERNLİĞİ BİRİNCİ DERECEDE ÖNEM TAŞIYOR’
Burada şunu sormak istiyorum. 7 Şubat MİT krizinde ve 17 Aralık olayında Paralel Yapı’yı Amerika destekliyor muydu?
- Mavi Marmara hadisesinde, “İsrail’in onayı olmadan hareket etmek, otoriteye başkaldırıdır” şeklinde bir cümle kuruldu. Bu durum ipi koparan bir dönüm noktasıdır. Bu durumdan sonra anlaşılıyor ki Türkiye’deki biçilmiş iktidarı, AK Parti’yi, AK Parti dursa bile hiç değilse Tayyip Erdoğan’ı sahneden düşürmeye çalışan bir çark dönmeye başladı.
7 Şubat MİT krizi bunun ilk büyük şok dalgasıdır. Daha sonra Gezi olayları oldu. Twitter üzerinden mevcut iktidarı yıkmak bizimkilerin aklına gelmez. Burada ideolojik uyanıklık yok, ağaç, çevre, kirlilik ve su gibi konular var. Gezi Parkı’nda ağaç deniliyordu ama siyasi hedefi daha sonradan göründü. Batı’nın ve Batı’nın şemsiyesi altındaki birçok kesimin tek istediği yani bütün kavga Tayyip Erdoğan kavgasıdır. Tayyip Erdoğan’sız bir Türkiye, Tayyip Erdoğan’sız bir AK Parti.
Paralel Yapı’dan bahsedersek…
- Paralel Yapı işlevini kaybedince Cumhurbaşkanı, “Yeni taşeronlar arıyorlar” dedi. Şimdi onlara göre Tayyip Erdoğan’ın alaşağı edilmesi gerekiyor. Erdoğan’la ilgili artık her şey olabilir. Tayyip Erdoğan’ın güvenliğini yani Cumhurbaşkanının kişisel güvenliği meselesinin gündemde olması gerektiğine inanıyorum.
Yani e-muhtıra ile, sosyal medya üzerinden ağaç bahanesiyle Erdoğan’ı deviremediler ama artık şiddet eylemleri yapılabileceğini mi söylüyorsunuz?
- Doğrudan… Çaresizliklerinden… Hani kediyi de köşeye sıkıştırırsanız sonunda üzerinize saldırır. Bunu söyleyenler de var zaten. Tayyip Erdoğan’ın şahsına kilitlendiği için onu siyaset sahnesinde geriye itmesi için her türlü şeye “evet” diyebilecek bir kin var. Dolayısıyla önümüzdeki dönem itibariyle bilhassa Haziran’a kadar Cumhurbaşkanının kişisel güvenliğinin birinci derecede önem taşıdığı kanaatindeyim.
Paralel Yapı işlevini kaybettiyse Amerika şimdi Fetullah Gülen’i iade eder mi?
- Hayır. O kadar vefasız değiller. Cumhurbaşkanı, kırmızı bültenin takipçisi olacaktır ama Amerika böyle tartışmalara girmez. Bu tartışmalara imkan da bırakmaz. Gülen’in, Türkiye ile suçlu iade anlaşması olmayan bir ülkeye gitmesini tavsiye edebilir.
CUMHURBAŞKANINI HEDEF ALIYORLAR
DHKP-C’nin Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere birçok noktada canlı bomba eylemleri yapmalarının sebebi nedir?
- Ben artık Erdoğan’a odaklandıklarını, Erdoğan’ı hedef almaya yöneldiklerini düşünüyorum. Çünkü her seferinde başarısız oldukları vakit, artık etrafına saldırmayı bırakıyorlar. Rahmetli Özal’a seneler önce yaptılar. Onun için Cumhurbaşkanımızın güvenliğinin her zamankinden daha fazla önemli olduğunu söylüyorum. Çünkü siyaset üzerinden muhalefet partilerinin yaklaşımlarına bakıldığında halkın iradesiyle Tayyip Erdoğan’ın sahneden indirilmesinin mümkün olmadığını görüyorlar. Önümüzdeki seçimde de böyle bir imkan olmayacağını herhalde görüyorlar. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın sahneden indirilmesi kendileri için hayati bir önem taşıyor kanaatinde iseler bu illa Amerika açısından değil, Esad açısından, Sisi açısından da olur. Hatta paralarını “ben veririm” derler.
Erdoğan neden hedef halindedir?
- Milli iradeyi kim savunuyorsa bunlar o kişiye düşmandır. Alışılagelmiş düzene, statükoya birisi savaş açtığı anda onu alaşağı etmenin yoluna bakıyorlar.