İSLAM
Kul haklarının önemi
Kul hakları çok çeşitlidir: Ana-baba hakları-evlâd hakları, hoca hakları-talebe hakları, eşlerin karşılıklı hakları (karı-koca hakları), komşu hakları, umûmî olarak müslümanların hakları, gayr-i müslimlerin hakları, hayvân hakları..…gibi muhtelif haklar vardır.
PROF. DR. RAMAZAN AYVALLI İnsanların, Allahü teâlâya karşı, kalple inanmaları ve bedenle yapmaları lâzım olan şükür borçları, kulluk vazîfeleri, Cenâb-ı Hak ve O’nun sevgili Peygamberi tarafından bildirilmiştir. Allahü teâlâya şükür, O’nun Peygamberinin getirdiği yola uymakla olur. Bu yola uymayan, bunun dışında kalan hiçbir şükrü, hiçbir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez, beğenmez. Çünkü insanların iyi, güzel sandıkları bazı şeyler vardır ki, İslâmiyet bunları beğenmemekte, çirkin olduklarını bildirmektedir.
İnsanlar, târih boyunca, Allah’ın ve Peygamberlerinin emir ve yasaklarına uydukları müddetçe, huzûrlu ve râhat bir hayât yaşamışlar, birbirlerini sevip-saymışlardır. Emirlere ve yasaklara uymadıklarında ise, huzûrsuz olmuşlar, râhatları bozulmuş; ahlâksızlık, zulüm ve haksızlık bütün cemiyeti sarmıştır.
Allahü teâlâ, insanların / kullarının îmân etmelerini, ibâdet yapmalarını, güzel ahlâka sâhip olmalarını, kendi aralarında kardeşçe yaşamalarını, birbirlerine yardımcı olmalarını istemiş ve bunları emretmiştir. Hucurât sûresinde, inanan insanların da kardeş olduklarını i’lân etmiştir.
Cemiyet / toplum hayâtında, insanların karşılıklı hakları ve vazîfeleri [görevleri, borçları] vardır. Eğitim hakkı, çalışma hakkı, mülkiyet hakkı, seyâhat hakkı gibi. Hak sâhibi olanın, bu hak karşılığında bazı mes’ûliyet [sorumluluk] ve mükellefiyet [yükümlülük]lerinin de olması tabîîdir / doğaldır.
İSLÂMİYET’TE HAKLAR ÇOK ÖNEMLİDİR
İslâmiyet, âdetâ bir haklar manzûmesidir. Haklar, önce ana hatlarıyla “Hukûkullah = Allah’ın hakları” ve “Hukûku’l-ıbâd = Kulların hakları” diye iki kısma ayrılır.
Kul hakları çok çeşitlidir: Ana-baba hakları-evlâd hakları, hoca hakları-talebe hakları, eşlerin karşılıklı hakları (karı-koca hakları), komşu hakları, umûmî olarak müslümanların hakları, gayr-i müslimlerin hakları, hayvân hakları..…gibi muhtelif haklar vardır.
Şimdi burada, İmâm Buhârî ile İmâm Müslim’den kul haklarının önemiyle ilgili olarak, önce 2 hadîs-i şerîf zikredelim, sonra 4 büyük âlimden bazı nakiller yapalım. Sonra da bunların ışığında, konumuzu işlemeye çalışalım inşâallah.
Sevgili Peygamberimiz (aleyhis-selâm) buyurdu ki: “Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâlleşsin! Çünkü âhirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevâblarından alınır, sevâbları olmazsa, hak sâhibinin günâhları buna yüklenir.” [Buhârî]
Yine Sevgili Peygamberimiz buyurmuştur ki: “Müflis, şu kimsedir ki, kıyâmette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekât sevâbı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönlerden zararı dokunmuştur. [Meselâ kimini dövmüştür, kimine sövmüştür, kimini gıybet etmiştir, kimine iftirâ atmıştır.] Sevâpları, bu hak sâhiplerine verilir. Hak sâhiplerinin hakları ödenmeden önce, bu kişinin sevâpları biterse, onların günâhları, bunun üzerine yükletilip Cehennem’e atılır.” [Müslim]
Şimdi de, dört büyük âlimin fıkıh ve tasavvuf kitaplarından bazı nakiller yapalım: Böylece, konunun son derece mühim olduğunu ortaya koymaya çalışalım:
“Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerce lira sadakadan kat kat daha sevâbdır. Bir kimse, Peygamberlerin yaptıkları ibâdetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez.” (İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye c. 2, m. 66, 87]
“Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günâhların affı, güç ve azâbları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sâhibleri ile helâlleşmedikçe affa uğramaz. Yanî üzerinde kul veya hayvân hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezâlarını çekeceklerdir.” (Abdülğanî Nablusî, el-Hadîkatü’n-Nediyye)
“Kıyâmet günü, hak sâhibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemâat ile kılınmış ve kabûl olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sâhibine verilecektir.” (Alâüddîn Haskefî, ed-Dürrü’l-muhtâr)
“Üzerinde kul hakkı olan bir kimsenin buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemesi, onunla helâlleşmesi, ona iyilik ve duâ etmesi de gerekir. Mâl sâhibi, hakkı olan ölmüş ise, ona duâ, istiğfar edip vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktâr parayı fakîrlere sadaka verip, sevâbını hak sâhibine bağışlamalıdır.” (Seyyid Abdülhakîm Efendi, Sefer-i Âhiret)
BİRBİRİNİZLE HELALLEŞİN
Burada şunu ifâde edelim ki, az da olsa berâber bulunduğumuz kimselerle sık sık helâlleşmek iyi olur. Ayrıca, iyilik edenlere de teşekkür etmelidir!
Bir müslümân, kendisine yapılmasını uygun görmediği şeylerin, başkalarına da yapılmamasını ister. Ya’nî her müslümân, diğer müslümân kardeşlerini en az kendisi kadar düşünür. Zâten hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:
“Kendisi için istediğini, dîn kardeşi için de istemeyen kâmil mümin olamaz.” [Buhârî]
“Kibri, hıyâneti ve kul borcu olmayan mü’min, Cennet’e girer.” [Nesâî]
“Müslümânların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir.” [Hâkim]