İSLAM
Nimete şükretmezsen nankörlük yapmış olursun
İnsanoğlu, sahip olduğu nimetlere şükretmezse yaratıcısına karşı nankörlük yapmış olur.
NUSRET YUSUFOĞLU
Yüce Allah, hiçbir mahlûkata nasip etmediği türlü nimetleri insanoğluna sunmuştur. İnsanoğlu ise nimetlere karşı şükretme erdemliliğini gösterme yerine nankörlük etmeyi yeğliyor. Rabbimiz de: “Kahrolası insan, ne kadar nankördür” buyuruyor. (Abese Suresi, 17)
Oysa nimetlerin yegâne sahibi Allah Teâla, şükredene nimetleri artırma lütfunda bulunacağını vaad ederken, nankör davranana acıklı azabını işaret ediyor...
Şöyle ki: “Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim Suresi, 7)
Başka bir ayette şöyle buyuruyor: “Allah, (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı.”(Nahl/112)
Rasulullah (S.A.S.) bir hadisinde evvelce durumları perişan olan üç kişiden uzun uzadıya söz ediyor.
Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:
“İsrail oğullarında abraş, kel ve kör olmak üzere üç kişi vardı. Allah-u Teâlâ bunları imtihan etmek istedi de onlara bir melek gönderdi.
Melek abraşa geldi ve:
–Sana en sevimli şey nedir? dedi.
Abraş:
–Güzel bir renk ve güzel bir ten. Çünkü insanlar beni çirkin görüyor ve benden iğreniyorlar, dedi.
Bunun üzerine melek abraşın vücudunu sıvazladı. Ondan bu çirkinlik gitti de ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi.
Melek abraşa:
–Hangi mal sana daha sevimlidir? dedi.
Abraş’lıktan kurtulan kişi:
–Deve, dedi ve kendisine doğurması yakın on aylık gebe bir deve verdi.
Bunun üzerine Melek ona:
–Allah sana bu devede bereket versin, dedi.
Buna müteakiben melek kele geldi:
–Sana en sevimli şey nedir? dedi.
Kel:
–Güzel bir saç ve insanların benden iğrendiği şu halin gitmesidir, dedi.
Melek onun başını sıvazladı da ondan kellik gitti ve ona güzel bir saç verildi.
Melek ona:
–Hangi mal sana daha sevimlidir? dedi.
Kellikten kurtulan kişi:
–Sığır, dedi ve ona hamile bir sığır verdi.
Melek ona:
–Allah sana bu sığırda bereket versin, dedi.
Buna müteakiben melek köre geldi:
–Sana en sevimli şey nedir? dedi.
Kör:
–Allah-u Teâlâ bana gözümü geri versin de onunla insanları göreyim, dedi. Melek onu da sıvazladı ve Allah-u Teâlâ ona gözünü geri verdi.
Melek ona:
–Hangi mal sana daha sevimlidir? dedi.
O da:
–Koyundur, dedi ve ona da kuzulu bir koyun verdi.
Bir müddet sonra deve ve sığır sahiplerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sahibinin de koyunu kuzuladı.
Bu suretle deve isteyen kişinin bir vadi dolusu devesi oldu. Sığır isteyen kişinin de bir vadi dolusu sığırı oldu. Koyun isteyen körün de bir vadi dolusu koyunu oldu.
Sonra melek eski sureti ve kılığında abraşa geldi ve ona:
–Ben fakir bir adamım! Yolculuğumda bütün çarelerim kesildi. Artık bugün benim için muradıma erişe bilmem ancak evvela Allah’ın yardımıyla sonra senin yardımınladır. Şimdi ben sana güzel bir renk, güzel bir ten ve mal veren Allah için senden bir deve istiyorum! Bu seferimde onunla muradıma erişebileyim! dedi.
Bu istek üzerine eski abraş:
–İyi ama hak sahipleri çoktur, dedi. (Yani piyasada fakir çoktur, her dilenciye bir deve vermek olmaz!)
Bunun üzerine melek ona:
–Ben seni tanır gibiyim. Sen insanların iğrendiği abraş kimse değil misin? Hani sen fakirdin de bu malı sana Allah verdi, dedi.
Eski abraş meleğe:
–Allah’a yemin olsun ki ben bu mala, atadan ataya geçerek varis oldum, dedi.
Melek de ona:
–Eğer yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.
Sonra melek eski sureti ve kılığında kele geldi ve abraşa dediği gibi ona da söyledi. Kel de, abraşın reddettiği gibi reddetti.
Melek de ona:
–Eğer yalancı isen, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.
Sonra melek eski suretinde köre geldi ve:
–Ben fakir bir adamım! Yolculuğumda bütün çarelerim kesildi. Artık bu gün benim için muradıma erişe bilmem ancak evvela Allah’ın yardımıyla sonra senin yardımınladır. Şimdi ben sana gözlerini geri veren Allah için senden bir koyun istiyorum! Bu seferimde onunla muradıma erişebileyim! dedi.
Bu istek üzerine eski kör:
–Allah’a yemin olsun ki ben kör idim. Allah bana gözümü geri verdi. Fakir idim ve Allah’a yemin olsun ki Allah beni zengin yaptı. Şimdi dilediğin kadar al! Allah’a yemin ederim ki bugün Allah için aldığın bir şeyde sana zorluk çıkartmam, dedi.
Bunun üzerine melek:
–Malını muhafaza et! Allah sizleri imtihan etti. Allah’a yemin olsun ki Allah senden razı oldu! İki arkadaşın da (Abraş ve Kel) gazaba uğradılar, dedi.”
Buhari 7/3274, Müslim 2964/10
Bazen evinde veya bir camide engel olunmadan namaz kılabilmen, bazen evden işe, işden eve engelsizce gidebilmen bir nimet sayılır. Bazen de Ülkende yaşama hürriyetin bozulmadan kalabilmen en büyük nimettir. Kıymet bilinirse Allah dahasını verir. Aksi halde elindekiler de uçup gider...