Gündem
Cumartesi anneleri AK Parti'yi suçluyor ama... Hasan Ocak öldürüldüğünde bütün bakanlar solcuydu!
Cumartesi Anneleri ve sol medya, 90'lı yıllarda öldürülen gençler üzerinden 2001 yılında kurulan AK Parti'yi suçluyor. Oysa, günlerdir konuşulan TKP/ML ve MLKP üyesi Hasan Ocak'ın öldürüldüğü 1995'te bütün sorumlu bakanlar solcuydu... O bakanlardan Algan Hacaloğlu bugün itirafta bulundu.
Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta eylemi, FETÖ ve yasadışı sol terör örgütlerinin destekçisi konumundaki medya organları tarafından yeni bir Gezi provokasyonu çıkartmanın bahanesi olarak kullanılıyor...
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun terör örgütlerinin istismarına sebep olduğu için, izin verilmediğini açıkladığı toplantı sonrası 1995 yılında öldürülen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Bakan Süleyman Soylu’yu hedef alan sözleri terör destekçisi medya tarafından servis edilirken, faili meçhul cinayetlerin sorumlularının üstü örtülüyor.
İKİ AY SONRA GÖMÜLMÜŞ!
Oysa terör örgütü TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi Marksist/Leninist) ve MLKP üyesi olduğu ortaya çıkan Hasan Ocak’ın öldürüldüğü dönemdeki bütün yetkili bakanların solculuklarıyla tanınan isimler olması dikkat çekiyor.
13 Nisan 1965 tarihinde doğan Hasan Ocak, sol kaynaklara göre; 21 Mart tarihinde öldürüldü cenazesi ise ancak 17 Mayıs 1995 tarihinde gömüldü.
OCAK’IN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ DÖNEMDE BÜTÜN SORUMLU BAKANLAR SOLCU!
Türkiye’nin siyasî istikrarsızlığa mahkûm olduğu ve yılda ortalama iki hükümetin kurulduğu 90’lı yıllar Türkiye’sinde Hasan Ocak’ın ölümünün sorumlusu olan Bakanların ise solculuklarıyla bilinen bakanlar olması dikkat çekiyor. Ocak’ın öldürüldüğü ve gömüldüğü dönemde etkili soruşturma açması gereken savcıların bağlı olduğu Adalet Bakanlığı koltuğunda Mehmet Moğultay oturuyordu. Moğultay, yargıdaki sol kadrolaşmaların en fazla kendisinin döneminde olmasıyla hatırlanıyor. Moğultay’ın Hasan Ocak’ın katliyle alakalı ciddi bir çalışma yapmadığı belirtiliyor. Moğultay’ın selefi Mehmet Seyfi Oktay ise ‘Seyfi Dede’ olarak biliniyor ve yargıdaki sol milis kadro atamalarını ilk başlatan kişi olarak biliniyor.
İNSAN HAKLARINDAN SORUMLU DEVLET BAKANLARI DA SOLCU
Aynı dönemde İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanları’nın da SHP’li olduğu görülüyor... SHP Sivas Milletvekili Azimet Köylüoğlu, Hasan Ocak öldüğünde bakanlık koltuğunda oturuyordu. Köylüoğlu’nun bakanlık görevinin 27 Mart 1995 tarihinde bitmesi üzerine bu göreve Algan Hacaloğlu getirildi. Hacaloğlu’nun göreve gelmesinin akabinde Hasan Ocak gömüldü.
HACALOĞLU’NDAN ÜSTÜ KAPALI İTİRAF!
İnsan Haklarından Sorumlu eski Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu, yayınladığı açıklamayla Hasan Ocak’ın kendi bakanlıkları döneminde öldürüldüğünü kabul ederek elinden bir şey gelmediği açıklamasında bulundu. Ancak Hacaloğlu, “Yaptığınız çok büyük bir ayıp ve vicdansızlık. Zira O, 18 yıl evvel karanlık güçler tarafından katledilen, hala çözümlenmemiş bir ‘faili meçhul cinayetin’ kurbanı olan HASAN OCAK’ın Annesi. Güvenlik güçleri olarak ona şiddet uygulamak yerine, Yargı Organı ile beraber, Onun 18 yıldır yüreğini yakmakta olan evlat acısı yangınının sönmesini sağlamalısınız” diyerek büyük bir utanmazlık örneği sergileyerek hükümeti suçlama çabasına girdi.
Hacaloğlu, şu ifadeleri kullandı:
27 Mart 1995 günü 50. Cumhuriyet Hükümeti’nde İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olarak göreve başlamış olmam nedeniyle, konu danışmanlarım ve ailesi tarafından bana intikal ettirilmiş; ben de derhal İstanbul Adli Tıp Kurumundaki “01 Ocak 1994-09 Haziran 1995” dönemine ait tüm ‘faili meçhullara’ ait dosyalara el koydurmuştum.
İncelenen 290 dosya arasından Hasan OCAK dosyası bulunmuş; ilgili dosyadan, Hasan OCAK’ın, “iple boğularak işkence altında öldürüldüğü; ceset üzerinden parmak izinin alınmış olduğu, cesedinin yakınlarına haber verilmeden Devlet tarafından Kimsesizler Mezarlığı’na gömüldüğü” bilgilerine ulaşılmıştı. Sonra mezarı bulundu, cesedi kardeşleri tarafından teşhis edildi.
Oysa üzerinde; dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in sıcak parafları bulunan resmi yazıyla bana, “Hasan Ocak’ın gözaltında olmadığı, hiç gözaltına alınmadığı, suçlu olarak aranmadığı” söylenmişti. Ancak veriler ve bulgular tam tersini göstermekteydi. Parmak izlerinin daha evvel Savcılık ve Emniyet tarafından alındığı, kimliğinin belirlendiği, işkence altında öldürüldüğü ve Beykoz civarına terk edildiği; bu gerçeklerin, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olarak inceleme başlatmış olmama rağmen, benden saklandığını saptamıştım.
Aradan dört yıl geçecek, Hürriyet Gazetesinden Gülden Aydın bana, “Siyasette sizin için en kötü gün hangisiydi?” diye soracaktı. Ben de hiç tereddüt etmeden; “Siyasette en kötü günüm, Devletin bir Bakanına, yani bana, Hasan Ocak hakkında yalan söylendiğini anladığım gündür. Çünkü ben o yalanla, Hasan Ocak ailesine yanlış bilgi sunmuştum. O nedenle, 1995 yılı Haziran ayında eşim Mutsel ile beraber Ocak ailesinin evine gidip, Emine Ocak ve ailenin bütününden ‘Devlet Adına Özür’ dilemiştim.
Hasan Ocak’ın infazından 8-9 yıl sonra, anne Emine Ocak'ın başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye hakkında dava açmıştı. Mahkeme 12-16 Nisan 1999 tarihleri arasında Ankara Adliyesi’nde yapılacak olan tanık dinleme duruşmasında, benim de dinlenmemi istemişti.
Duruşmada, AİHM hakimlerinin “Bu vaka konusunda bildiklerime ilişkin” sorularını açık yüreklilikle yanıtlamıştım. Mahkeme Türkiye'yi, “yaşam hakkını ihlal ettiği” gerekçesiyle suçlu bulmuş; Temmuz 2004'te, “Devletin Ocak ailesine 25 bin Euro gibi sembolik boyutta manevi tazminat ödenmesine” karar vermişti.