Kadın - Aile
Kadınların kabusu: Meme Kanseri
Meme kanserine yakalanan kadınların illa uzuvlarını kaybedeceklerini söylemek doğru olmaz.
Koltukaltındaki lenf bezlerinin tümü alındığında, kol her zaman şişer. Doğru. Koltukaltındaki lenf bezleri alınan kadınların sadece yüzde 25’inde etkilenen kol şişebiliyor (lenfödem). Radyoterapinin tedaviye eklenmesi de kolda şişme riskini çoğaltıyor. Ancak günümüzde (sentinel lenf nodu biyopsisi) sayesinde sadece ilk beze çıkarıldığı için kolda şişme sorunu genellikle görülmüyor.
Meme kanseri tedavisinde uygulanan X-ray ışınları vücutta kalıcı olmuyor. Dolayısıyla hastanın tedavi bölgesine özen göstermenin dışında, insanlarla temas etmesini engelleyecek bir sebep yok. Onların çevreyeradyasyon yaydığı şeklindeki sözler asılsız, dedikodudan ibaret.
Radyasyon tedavisi cildi yakıyor ve zarar veriyor, deniliyor. Bunun da aslı yok. Meme kanseri tedavisinde radyoterapi uygulaması, ciltte güneş yanığına benzer geçici kızarıklık yapabiliyor. Ancak birkaç yıl sonra radyoterapinin izleri ortadan kalkar.
Şifalı bitkilerin meme kanserinin tedavisinde rolü çok çok sınırlıdır ve uzun tecrübelere, gözlemlere dayanan bulgular yoktur.
Onun için hekimlerin onayı olmadan herhangi bir bitkisel madde kullanmamak gerekir. Çünkü kullanılacak ilaçlar ve bitkisel maddeler verilen tedaviyle uyumsuzluk gösterip yan etkiler yapabilir ve verilen tedavinin etkinliğini azaltabilir.
Vitamin ilaçları kullanılmasının meme kanseri riskinde azalma sağlamadığı ortaya konuldu, bunu da unutmamak gerek.
Meme kanserine yakalanan kadınların illâ uzuvlarını kaybedeceklerini söylemek doğru olmaz. Evet, geçmişte böyleydi. Fakat artık erken teşhis konmuşsa bu işlem çok daha az sayıda hastaya uygulanıyor.
Kitlenin kanser olduğunu anlamak için illâ ameliyat olmak da gerekmiyor artık. Çoğu meme kanseri, cerrahi girişim gerekmeden lokal anestezi altında iğne biyopsileri ile teşhis edilebiliyor.
Kitle yoksa kanser yoktur, diye düşünmek doğru değil. Kitleyi hissetmiyorsunuz ama meme kanseri olabilirsiniz.
Meme kanseri 50 yaş üstü kadınlarda daha yaygın olsa da her yaş grubunda ortaya çıkabiliyor. Üstelik Türkiye’de 40 yaş altı meme kanseri oranı Avrupa’dan daha yüksek. Öyle ki Avrupa’da tüm meme kanserlerinin % 7-10’u genç yaş grubunda görülürken, Türkiye’de bu oran % 7’ye yükseliyor. Yani kanser genç-yaşlı ayırdetmiyor.
Özellikle anne tarafından 1. derece akrabasında (anne, teyze, anneanne, kızı) meme kanseri hikayesi olması önemli bir risk faktörü. Bu akrabaların meme kanserine menopoz öncesinde yakalanmaları ve/veya çift taraflı meme kanseri olmaları, riski daha da artırıyor.
Ancak ailesinde meme kanseri olmayan kadının meme kanserine yakalanmayacağını söylemek mümkün değil.. Çünkü ‘kadın olmak’ tek başına meme kanseri riski taşımak anlamına geliyor.
Ayrıca ilerleyen yaş, ilk adeti erken görmek, menopoza geç girmek, kilo almak, menopoz sonrası hormon tedavisi görmek, yağ bakımından zengin beslenmek ve sigara ve alkol kullanmak da bu riski artırıyor.
Mamografi çekimi baskılı bir işlemdir ama zarar vermez. Baskılanmanın sebebi kaliteli görüntü elde etmek ve muhtemel teşhis hatalarını engellemektir. Memenin baskılanması rahatsızlık veren bir durum olsa da ona zarar vermez ve ağrı duyulmaz. Mamografi çekiminin, memenin daha az hassas olduğu adet dönemi sonrasına denk getirilmesi, bu rahatsızlığı azaltabiliyor.