Gündem
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı: Öğretmenlerimize çok güveniyorum
Milli Eğitimin Recep Yazıcıoğlu'su olarak görülen eski Tokat ve yeni İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, çok sevilmesini ekip ruhuna bağlıyor. Eğitim sorunlarının ana ekseninin öğretmenlere bağlı olduğunu vurgulayan Yazıcı, “Siz ne kadar öğretmenlerinizi donanım ve birikim olarak desteklerseniz, eğitiminizin de kalitesi o derece artar” diyor.
Fatma Gülşen Koçak Pazartesi Sohbetleri İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne daha önce çok gittim. Fakat son gittiğimde herkeste ayrı bir heyecan vardı. Personelin yüzleri gülüyordu. Milli Eğitim ekibinin çalışma şevkinin arttığını gördüm. Yeni İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı kısa sürede eğitim camiasında büyük bir sinerji oluşturmuş. Medya, Kültür ve Eğitim dünyasından seçkin kişilerin katıldığı bütün ortamlarda Yazıcı’ya dair çok takdir dolu cümleler duyuyorum. Özellikle kendisini tanıyanlar başarılarını anlata anlata bitiremiyor. Daha önce görev yaptığı Tokat’ta silinmez izler bırakmış bir bürokrat Yazıcı. Tokat’tan ayrılırken sosyal medyada hakkında yazılan olumlu cümleleri okuyunca Eski Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu’nun görev yaptığı şehirden ayrılırken hem kendisinin hem de halkın döktüğü gözyaşlarını izlediğim video geldi aklıma. Bu ülkenin Recep Yazıcıoğlu gibi Valilere Levent Yazıcı gibi Milli Eğitim Müdürlerine ihtiyacı var. Halka hizmeti Hakk’a hizmet gören dava adamlarıyla yükselecek Türkiye. İşini aşkla yapmayan sorunların çözümünde öncü olmayan koltuğunu korumak için kırk takla atan ama halkın derdini çözmek için bir adım atmayan kişilerle 2023 hedefi yakalanamaz...
Projelerinden bahsederken heyecandan sesi titreyen Yazıcı’nın İstanbul’da başarılı olacağına inanıyorum. Yoğun gündemi arasında kendisiyle röportaj yaparken keşke bütün makamları işgal eden kişiler bu idealde olsa diye düşündüm. Çünkü bu ülke ilişkileriyle değil, işini en iyi yaparak makamlara geçen kişilere hasret. Yeni sistem ancak liyakatla kurulur. Bu hafta liyakat sahibi bir eğitim yöneticisiyle İstanbul Milli Eğitim’in çiçeği burnunda Müdürü Sayın Levent Yazıcı ile okulların açılma evresinde eğitimin meselelerini konuştuk. Buyurun okuyalım efendim. Hayırlı haftalar...
SEVİLEN YÖNETİCİ OLMANIN SIRRI
Çok sevilen bir yöneticisiniz. Bunu nasıl başardınız?
Öncelikle birlikte çalışmaya çok inandım. Yapılan işlerin hepsinde ortak bir birlikteliğin bereket getirdiğini gördüm. Amacı aynı olan insanlarla çalışmak çok önemli. Arkadaşlarımızla yaşamı paylaşıyoruz, birbirimize güveniyoruz, saygı duyuyoruz, birlikte üretiyoruz. Ben mutluluğu da bunun içerisinde buldum.
Ziya Selçuk’un Bakan olması toplumda büyük bir heyecan uyandırdı. Kanaatlerinizi alabilir miyiz?
Sayın Bakanımızın gerçek bir eğitim lideri olduğunu düşünüyorum. Böyle bir şahsiyetin bakanımız olması bizim için de pozitif bir durum oluşturdu. İnşallah bu heyecanın hakkını vermeye çalışacağız.
Eğitimin temel sorunları nelerdir, nasıl çözebiliriz?
Milli eğitimimizin temel sorunları aslında milli eğitimin ana lokomotifi olan öğretmenlerimizin desteklenmesi ile ilişkili bir durumdur. Yani ne kadar donanımlı yetkin, çok yönlü birikimi olan bir öğretmen kadrosu oluşturabilir ve geliştirebilirsek aslında ülkenin yarınlarının o oranda umut verici olduğunu düşünebiliriz. Çünkü eğitim tüm ülkelerin en önemli itici gücüdür, gelişmeyi sağlayan ana unsurdur. Eğitimin kendi içerisinde mutlaka sorunlar olabilir. Ama ana unsur olarak öğretmenlerimizin her yönüyle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyorum.
VELİLERE TAVSİYELER
Okullar açılırken velilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Okullarımız açılırken velilerimizin öğrencilerimizi okula sadece fiziki olarak değil, algı ve psikolojik olarak da hazırlanmaları çok önemli. Aslında öğrencilerimiz için yaşam bir okul olarak devam ediyor. Bu yönüyle algıları dikkatleri her an açık olan, sürekli olarak ebeveynlerinden öğrenen, modelleyen bir yapıdadır öğrencilerimiz. O yönüyle velilerimizin çocuklarını aslında hayata hazırladıklarını söyleyebiliriz ama tutumları ve davranışlarıyla okula da hazırlıyorlar. Okula hazırlamak ne demek? Çocuğun çantasının, defterinin, kaleminin alınması değildir sadece, okuldan çok fazla yararlanmasına dönük çocuğumuzu algısal olarak desteklememiz gerekiyor. Okulla beraber yarınlarının çok daha güzel olabileceğini sürekli olarak vurgulamamız gerekiyor. Velimiz okuldan bahsederken bir harikalar diyarından bahseder gibi bahsetmesini çok isterim. İnanın bu yöntem önemli bir başarı katacaktır çocuğa.
ÖĞRETMEN SÖZ SAHİBİ OLMALI
Peki öğretmenlerimizin motivasyonlarını artırmak için neler yapılmalı, ne önerirsiniz?
Okulda alınan bütün kararların öğrenci faydasına dönük olması çok önemlidir. Bunun hemen yanına öğretmeni de koyuyorum. Öğretmenler ne kadar söz sahibi olurlarsa o oranda verim alabiliriz. Karar süreçlerinin içerisinde her zaman olmalılar, öğretmen gözüyle bakılmalıdır. Bu motivasyonu artıracaktır.
İstanbul birçok ülkeden daha çok yüz ölçümüne ve nüfusa sahip. Dolayısıyla sorunları da bir o kadar büyük. Sizin hedefleriniz nelerdir?
Heyecanımızı büyütmeliyiz. Öğretmenden öğrenciye, yöneticiye, veliye, müstahdeme kadar herkeste bu olmalı. Bu motivasyonu artıracaktır. Bunu da sorumluluğun verdiği olarak çok üretme, çok çalışma ile başarabiliriz. Her günümüzün bir öncekinden daha iyi olmasını temin edecek şekilde sürekli gelişimi benimseyerek okulumuzla ilgili farklı çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. İlimizde çok iyi uygulanan çalışmalar var. Mesela öğretmen akademisi gibi Harezmi modeli gibi modeller çok iyi şekilde uygulanacak. Öğrencilerimizin şehirlerini tanımalarını, sevmelerini destekleyecek çalışmalar yürütülmeli. Bunların hepsini öğretmenlerimizle yapacağız. Öğretmenlerimize çok güveniyoruz, toplum olarak da.
‘FİNLANDİYA MODELİ’ ARTIK HER YERDE
Eğitim dünyasında çokça dillendirilen “Finlandiya Modeli” diye bir model var. Biz kendi modelimizi niye ortaya çıkaramıyoruz?
Aslında sadece salt bir Finlandiya modeli yok. Birbirinden etkileşen, sınırların kalktığı bir dünya var. Kendimize özgü modellerimizi oluştururken yerelden hareket etmek çok önemli. Evrenseli de kendi milli argümanlarımızla uygulayıp özümsememiz gerekiyor. Türkiye’yi 2023’ü, 2071’leri konuşurken evrensel gelişim alanındaki birçok uygulamadan soyutlanmak mümkün değil.
2023’ü hedef alan Türkiye’nin eğitim felsefesi ne olmalıdır?
Kendine güvenen, değerlerine sahip çıkan, milli ve yerli bir duruşu olan, ülkesini ve milletini seven, ülkesinin yarınları için her türlü değerleri geliştirmeyi hedefleyen, rekabet edebilir, dünya ekonomisi ile sanayisi ile özellikle bilişim alanındaki yeterlilikleri ile kendini çok iyi hazırlayan bir ülke olmak zorundayız. Çocuklarımızı hem bugün hem yarınlarımız için yetiştiriyoruz. Kendi öz benliğimizden kopmadan 2023’e ülkemize inanarak, birbirimize güvenerek, toplum olarak bir bütün olarak çalışmamız gerekiyor.
Çocuklarımıza yerli ve milli bir bakış açısı kazandırmak için neler yapılmalıdır?
Günümüzde çocuğu sadece okul ve aile yetiştirmiyor. Bu milli ve yerli duruşu sadece gerçek kişiler üzerinde değil aslında toplumdaki bütün yansımalarla, medyayla, sosyal yaşamla her boyutla göstermek gerekiyor.