AKİT MENÜ

Kadın - Aile

Her yaşın kendine göre bir çilesi var

Yaşlara göre çekilen dertleri sizler için derledik...


Öyle günlerde yaşıyoruz ki, çekilen acılar, sönen ocaklar, yerinden yurdundan, evinden barkından edilen milyonlarca insan.. Sokaklarda yatanlar, çöplerde nafakasını arayanlar, gözlerinin feri gitmiş olsa da hala elinin emeği ve namusu ile çalışıp kazanmaya çabalayanlar.. Kimi yavrusunu, kuzusunu kaybetmekte.. Kimi evinin, barkının direğini; kocasını, babasını.. Böylesi ortamda bütün bir toplum olarak tarifsiz ruhî şoklar yaşıyoruz.. Henüz bu şokların bilimsel yanları irdelenmiş değil. Bunu yapması gereken üniversitelerimizin büyük bölümü hem halkın vergileriyle "krema yaşam" sürerken, hem de çekilen acılar üzerinden siyaset yapmayı, tarafgiri oldukları hendek ve barikatlar hesabına sömürmeyi marifet sayıyorlar. Yani iğrenç, utanılası bir ortamdayız.

Ortamı bir an için unutabilirseniz eğer; bakın hayatın normal akışı için hangi yaşlarda ne "sendromlar" gözlenlenmiş. Laf aramızda bu sendrom kelimesi fransızca. Dilimize de yerleşti. Belki "sıkıntı" demek var ama, çekilen sıkıntıların ruhî ve bedenî boyutunu da kapsayan bir anlam kazandırıldığı için biz de burada sendrom demekteyiz:

18 yaş: Aslında bu sendrom ergenlik dönemiyle birlikte başlıyor. Bedenî gelişimin yanı sıra ruhî ve psikolojik değişimler de bu dönemde yaşanıyor. Hem aile için hem de genç için sancılı bir dönem bu.. 18 yaş “yetişkin bir reşit” olmak, ve artık kendi ayakları üzerinde durma zorunluluğu demek. Anadolu’da nişanlılık dönemi.. Bazı gençler için ise üniversite için aileden uzaklaşma dönemi. Bazıları için de askerlik sebebiyle aynı uzaklaşmayı yaşamak dönemi.

24 yaş: Üniversite, askerlik derken hem iş, aş hem de eş dönemi başlıyor. Bu yüzden 20'li yaşlar özellikle de 24 yaşında, iş bulabilme endişesi ve bir ev kurabilme isteği, bunları başarıp başaramama korkusu bir arada yaşanıyor. Bol sivilceli ve stresli bir dönem sendromu.

30 yaş: En kritik dönem olarak nitelendiriliyor uzmanlarca. "30 yaş sendromunu" kimi aşırı bir şekilde, kimi de farkında olmadan yaşıyor. Boşanma oranlarının 30'lu yaşlarda yoğunluk kazanıyor. Depresyon vakaları da yine bu yaşlarda daha çok görülüyor. 30 yaş sendromu daha çok şehirli neslin problemi.. Çünki, köyünde tarlasında çalışan insanın böyle bir sendrom yaşamadığı görülüyor. Üniversite, mastır, meslekte ilerleme diye hayatında birçok şeyi erteleyen, sorumluluk altına girmeyen şehirliler yaşıyor bunu. "Evlen artık oğlum" diyen ailenin baskısı tetikliyor. Birçok kadın için 30 yaş sendromu, evlenmemiş ve en önemlisi de hâlâ çocuksuz olmak... Çünkü 30 yaş, kadınlar için sadece yaşlanmak, sorumluluk almak değil doğurganlık için riskli bir dönemin eşiğinde bulunmak demek.

35 yaş: Şair Cahit Sıtkı’nın mısralarındaki gibi “ömrün yarısı” anlamına geliyor. Artık amca-teyze-dayı seslenişlerini daha çok duymaya başladığınız bir dönem bu.. Hayatın sonunun olduğunun farkedildiği hüzünlü bir ruh hali olarak tanımlanıyor 35 yaşına girmek. Gençlik gürültüsünde farkedilmeyen, anlamı üzerinde durulmayan bir hatırlama: “Ölüm var.. Ve ben ortasındayım..”

40 yaş: Bu yaştan sonrası iç sorgulamaların ve hesaplaşmaların yoğunlaştığı, ilişkilerin hoyratlaştığı yeni bir zaman dilimi diyor uzmanlar. En çok erkekleri etkilediği gibi bu sendroma erkekler kadar kadınlar da kapılabiliyor. Gençlik yılları hatırlanıp "Nerede kalmıştık!" denilerek hem imajda, hem hal ve tavırda olmadık değişimlere gitme çabaları görülüyor. Panik başlıyor sanki. Çevreyi şaşırtacak cinsten bayağı radikal değişimler olabiliyor. Kadınlar için ise bu yaşlar menopozun ayak seslerinin duyulduğu dönem. Onlar da yeni yaşlanma buhranlarına giriyor.

50 yaş: Çöküşe doğru değişimlerin başladığı dönem. Hele saçların ağarması. Orta yaş sendromu olarak da tanımlanan bu süreçte erkeklerde ve kadınlarda kronik ağrılar, yorgunluk, depresyon, sinirlilik, öfke gibi durumlar baş gösterebiliyor. Aslında daha önceki nesillerde bu yaşlar bilgelik yaşlarıydı. Aileyi ayakta tutan baş olan, çocuklara ve torunlara hayat dersleri verilen çağlardı. Ama günümüzde gerek sosyal yapının değişmesi gerekse hormonal dengelerin bozulması sebebiyle bu dönemler hem kişi, hem de yakın çevresi için sendromlu geçiyor.

70 yaş: "Yaş yetmiş iş bitmiş" diyorlar. Eğer 60’larda kendi kendisinin ruhî terapisini yapamamışsa, ya ani çöküş yaşıyor insan veya hırçınlaşıp etrafına hayatı zehir etmeye başlıyor. Fakat bilgelik yaşı 60-70’ler. En hassas imbiklerden süzülmüş tecrübelerin yaşı.. Beden iyice eskimiş olabilir ama mühim olan, ruhun genç kalması.

.................

Eğer daha önceki sendromlar sorunsuz atlatıldıysa 70 yaş huzurun en demli bir çay gibi yudumlandığı dönem. Ama bu dönem özellikle 40’lardan sonra olsun “Kıble terbiyesi”ni keşfedebilenler için böyle..

Yorumlara Git

Bu karar Türkiye’de en çok Özgür Özel'i üzer! Müslüman mahallelerinde alkol satışı tamamen yasaklandı

Destici'den İslam ülkelerine çağrı: İspanya kadar bile yok musunuz?

İran’ın yeni lideri Mücteba Hamaney ölümden nasıl döndü? Suikastının perde arkası deşifre oldu

İlber Ortaylı'nın cenazesinde ağlarken görülmüştü: Fatih Altaylı beyin ameliyatına alındı

Trump'tan yeni Venezuela paylaşımı! 51. eyalet mi oluyor?